Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Gölge Kalem
14 Temmuz 2010 / 11:21
Öcalan, devlet eliyle halka sopa gösteriyor!

BDP milletvekili Hasip Kaplan, “Türkiye’de tartışılmayacak bir şey varsa o da bu ülkenin birliği ve bütünlüğüdür” demiş. Hasip Kaplan kim? Öcalan’ın eski avukatı. Tartışılmayacak dediği ne? Birlik ve bütünlük! Oysa birlik bütünlüğü bozmak için bir çırpıda yaptıkları çuvalla iş söyleyebilirim size. Referandumda “boykot” bile kutuplaşma, birliğe dinamit koymanın yolu değil mi?
Referandum, herkesin malumu gündemde ve eylül ayı sonuna kadar da sonuç yansımalarıyla birlikte gündemde kalacak. AK Parti, SP, BBP “evet” CHP, MHP ve DSP “hayır” diyerek tavrını ortaya koydu. Parlamentoda olmasına rağmen BDP ise “boykot” edeceğini ifade edip halktan sandığa gitmemesini istiyor. Bunu da devletin kendilerine sağlamış olduğu güç eliyle yapıyorlar.

Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde ağırlıklı olarak BDP’li belediyeler işbaşında. Hani şu terörist başı Öcalan’ın kontrolü altındaki parti! Ne yapıyorlar biliyor musunuz? Belediye gücüyle esnafa kepenk kapattırıyorlar. Kepenk kapatmayan esnaf varsa tespit ediliyor sonra da adamın yedi sülalesine kadar ceza kesiliyor. Belediyede işi olan esnaf amiyane tabirle ayvayı yiyor.

Bununla da yetinmeyen BDP’li belediyeler halkı da boykota çağırıyor. Boykot edenlerin belirli ölçüde belediye hizmetlerinden yararlanması sağlanıyor. En basit haliyle su faturası… Ondan sonra da bu ülkede demokrasiden birlik beraberlikten bahsediyorlar. Bütün bunları da İmralı canisinin avukatları aracılığıyla gönderdiği mesajlardan yola çıkarak yapıyorlar.

İnsanlara özgürce iradelerini kullanma hakkı vermeyen BDP zihniyetinin birlik, bütünlük, barış ve demokrasiden bahsetmesi ne kadar inandırırcı olur? Terör konusunda atılan adımları boykot etmek için her türlü provokasyonu yapanlardan bazı şeyleri yapması beklenebilir. Devletin kendilerine sağladığı gücü devlet aleyhine kullanmaktan sakınmayan BDP’lilerin “boykot” anlayışı da boykot edilmeli. Kendi özgürlüklerini boykot ettiklerinin farkında bile değiller. Yazık…

 

Erbakancılar eli mahkum Kurtulmuş’a gidecek!

Milli görüş lideri Necmettin Erbakan’ı 2000 yılında Recep Tayyip Erdoğan ve Abdullah Gül’ün başını çektiği yenilikçiler, 2010 yılında da Numan Kurtulmuş’un değişim ve genç kadro anlayışı sekteye uğrattı. Necmettin Erbakan’ı tartışmak doğru değil ama Erbakancıların durumu gerçekten içler acısı. Ne yapacaklar şimdi? AK Parti’ye gitme şansları hiç yok. SP’den ayrılıp yeni bir parti kursalar boşa kürek çektiklerini bilirler. Çünkü Erbakan hoca eski formunda değil. Geriye kalıyor tek alternatifleri… O da SP’de kalıp silikte olsa siyasete devam etmek.

Necmettin Erbakan’ın siyasetten beklentisi yok. Yok ama yıllarca birlikte siyaset yaptığı arkadaşları ve aile bireyleri kendisini rahat bırakmadı. Erbakan hocaya bile, bile harakiri yaptırdılar. Burada iki önemli olayı karıştırmamak lazım. Necmettin Erbakan ayrı, Erbakancılar ayrı. 2000 yılında da 2010 yılında da Erbakan’a karşı yapıldığı görülen hareketlerin hiçbirinde hedef sayın Erbakan değildir. Dikkat edin Numan beyin “yeşil liste” den çekilmesinin tek nedeni Erbakancılardır.

Yeşil listedeki isimlere bakın; Yasin Hatipoğlu, Oğuzhan Asıltürk, Temel Karamollaoğlu, Ahmet Tekdal, Ayşenur Tekdal, Mehmet Altınöz, Orhan Altınöz, Fatih Erbakan, Elif Erbakan, Turgut Kazan, Veysel Candan, Fethullah Erbaş… Bu isimlerin Erbakan kontenjanı dışında son dönemlerde ürettiği hiçbir şey yok. O nedenle tabandan gelen değişim sesine kurban edilmeleri gayet doğal. 

Numan Kurtulmuş’u bu cesaretinden dolayı kutlamak lazım. Partiye hizmet edecek olan kadroları işbaşına getirmesi hem milli görüş hem de kendi açısından son derece olumlu adım olmuştur. Bu hareket Erbakan hocaya vurulan bir darbe değil aksine partiye ivme kaybettiren tabiri caizse yaşlı kurtların tasfiye edilmesidir. Hiç kimse merak etmesin SP bu hamlesiyle çok daha güçlenerek ve yenilenerek yoluna devam edecektir. Bağırıp, çağıran, kırgın olduğu, dargın olduğu söylenenlerin SP’nin dışına gitme şansı ise hiç yoktur. Siyasete yeni bir soluk getireceğine inandığım Numan Kurtulmuş’un bu hamlesinin partisinde gördüğü etkinin halka yansıması ne olacak onu da yakında göreceğiz…

 

Gümrükçüoğlu’nu desteklemek 5 vakit namaz gibi farz!

Belediye Başkanı Orhan Fevzi Gümrükçüoğlu dönem, dönem medyanın karşısına çıkarak yapılan ve yapılması muhtemel projelerini paylaşıyor. Paylaşıyor paylaşmasına da muhalefete de gönderme yapmadan duramıyor. Olayın siyasi ve muhalefet boyutuyla ilgilenmiyoruz. Siyasette her şey olabilir. Biz işin Trabzon’a kazandıracakları boyutundayız. Adı, sanı, kimliği, makamı ne olursa olsun Trabzon’da taş üstüne taş koyanın hizmetçisi oluruz.

Orhan bey iktidar desteğini de alarak çıktığı yolda 61 proje ortaya koysa da bizi ilgilendiren en önemlileri ise 5 taneydi. Bunların en başında hiç kuşku yok ki Erzincan-Trabzon demiryolu geliyor. Proje başlı başına sadece Trabzon’un değil bölgenin hatta ülkenin kaderine sirayet edecek kadar önem arz ediyor. Bir diğer proje kentsel dönüşüm ki onu da değer sıralamasında ikinciliğe oturmak gerekir. Kentin görüntü kirliliğinden tutun da modern hale gelmesi için yapılan ciddi bir değişim-dönüşüm projesidir. Üçüncü sırada önem arz ettiğimiz proje ise güney çevre yoludur. Bu proje de Trabzon’un güneye doğru büyümesinin lokomotifi olacak niteliktedir.

Şehir içi ulaşım, Erdoğdu yolu, Kanuni Bulvarı, doğalgaz ve Akyazı projeleri de bu üç projeyi takip eden projelerimizdir. Bu projeleri Trabzon’a kazandıracak olsa Putin’in partisini de desteklerim. Trabzon, yıllarca “Trabzonspor kazığıyla” avutulup yatırımdan mahrum bırakılmıştır. Bu projeler yıllar önce olmalıydı ama konuşula, bekletile ve siyasi malzeme olarak kullanılarak bugünlere gelindi. Bundan sonra yapılması gereken projelere sahip çıkılıp sonuçlandırılmaktır.

Orhan Fevzi Gümrükçüoğlu, projelere sahip çıkıp bitireceğim diyor. Zaten siyasi beklentisi belediye başkanlığının ötesine şimdilik geçmiyor. Belli ki projelere odaklanıp bitirmek istiyor. Kim olursa olsun Trabzon’un görüntüsünü, ufkunu, soluğunu, ekonomisini değiştirecek büyüklükte projelere imza atanları desteklemek 5 vakit namaz gibi farz.

 

CHP’de görüntü tersine döndü! 

Kemal Kılıçdaroğlu’nun CHP’de estirdiği rüzgar Trabzon’da da görüntüyü tersine çevirdi. Artık Akif Hamzaçebi-Volkan Canalioğlu çekişmesi değil birlikteliği gündemde. Bunu sağlayan da hiç kuşku yok ki tavrını en başından ortaya koyan Kemal Kılıçdaroğlu’dur. Sayın Kılıçdaroğlu kavgaya, ayrışmaya ve bölünmeye karşı çıkarak Akif beyi Ankara’da Volkan beyi de Trabzon’da onore etti.

CHP’de iç çekişmenin partiye olumsuz etki yapacağı varsayılarak tercih edilen birliktelik bakalım seçimlerde meyvelerini verecek mi? Şu ana kadar birinci sıra için yapılan mücadele şimdilerde 3.cü sıra için yapılmaya başlandı. CHP artık cazibe ve çekim merkezi. İlk 2 vekilliği garanti görenler 3.sıra adayın performansı ve kimliğine göre 3.cü vekilliliğe de göz kırpıyor. Tabi bunların hep varsayım ve beklenti. Ne olup ne olmayacağına halk karar verecek. 

Siyasette belirleyici olan rüzgardır. Seçim dönemi kimden yana eserse o sandıktan başarılı olarak çıkar. Genel seçimlerde rüzgarı oluşturacak olan ise genel başkan ve performansıdır. Şu andaki tabloda Kemal Kılıçdaroğlu rüzgarı eksiltmeden devam ettiriyor. Bunun Trabzon’a yansıması da fazlasıyla olacak. Miting bunun ilk işaretiydi. İçerik olarak zengin olmasa da düzenleme ve ilgi açısından son derece başarılıydı. Zaten görüntülerde birlikte olmayı zorunlu kılıyor.

Akif bey de Volkan bey de durumdan son derece memnun. Çok daha rahat hareket edebiliyorlar. Çekişme bir tarafa bırakıldı ve birlikten kuvvet doğar anlayışı benimsendi. Nereye kadar? Elbette çıkarlar örtüşene kadar… Bundan sonraki süreçte eğer rüzgarda kesilme olmazsa birliktelikte sıkıntı doğmaz. Şunu çok açık ve net söylemeliyim ki CHP, Deniz Baykal ve Kemal Kılıçdaroğlu dönemlerini çok ama çok farklı görüyor. Hedef 3 vekil çıkartmak. Olur mu? Akşamdan sabaha değişen siyaset rüzgarında ne olacağını kim bilebilir ki?

 

KTÜ, Renösans,  Sergei Bubka ve çıta

Sırıkla yüksek atlamanın dünyadaki efendisi kim? Elbette ki Sergei Bubka. 1984 yılında çıktığı yolda Dünya Atletizm şampiyonası, Dünya salon şampiyonası, Avrupa şampiyonası ve olimpiyatlar olmak üzere toplamda 35 kez dünya rekoru kırmış gelmiş geçmiş en iyi sırıkla yüksek atlama şampiyonu. 6.14’le açık hava ve 6.15’le salon dünya rekorları elinde. Her şampiyonada derecesini 1 cm geliştirerek dünya rekoru kırdı. İsteseydi 6.14’ü ilk yarışlarında da geçebilirdi ama o dünya tarihine geçmek için hedefine santim, santim ulaşmayı tercih etti ve başardı da..!

Sergei Bubka ile KTÜ arasında bağ kuramadık diyenleri duyar gibi oluyorum. Başarıyı sadece çıkarlarıyla örtüşenlerde arayanlar, burunlarının dibindeki renösansları göremez. Mum dibine ışık verir mi? Peki bir mum bir başka mumu yakmakla ışığından bir şey kaybeder mi? KTÜ kendi içinde yeniden doğuşu yani renösansı yaşıyor. YÖK geçen hafta öğretim üyelerine yönelik yabancı dil sorununun giderilmesi konusunda ciddi adım attı. Ve 3 yıl yurt dışına gitmemiş olanlara ekonomik katkı da sağlayarak başta dil sorunu olmak üzere, kültür ve diğer alanlarda gelişim göstermesi için fitili ateşledi.  

Geçen yıl KTÜ yönetimi yabancı dil konusunda sıkıntı yaşayan öğretim üyelerine yönelik Malta ve İngiltere’de anlaşma yapıp adım attığında birilerinin nasırını basılmışçasına “böyle rezalet olur mu?” diye feveran ettiler. Renösansı Sergei Bubka gibi santim, santim olmasa bile etap, etap gerçekleştiren KTÜ yönetiminin son adımı da Mühendislik Fakültelerine yönelik oldu. MÜDEK KTÜ’de faaliyet gösteren Bilgisayar, Elektrik-Elektronik, Harita, İnşaat,  Jeofizik, Jeoloji, Maden ve Makine Mühendisliklerini akredite yaptı.

MÜDEK’in amacı farklı disiplinlerdeki mühendislik eğitim programları için akreditasyon, değerlendirme ve bilgilendirme çalışmaları yaparak mühendislik eğitiminin kalitesinin yükseltilmesine katkıda bulunmak, güncel ve gelişmekte olan teknolojileri kavrayan, daha iyi eğitilmiş nitelikli mühendisler yetiştirmek.

Dünyanın değişik bölgelerinde 120’ye yakın üniversite ile işbirliği, öğrenci ve öğretim üyesi transferi, ERASMUS, Diploma Ek’i, IAMU, EDEXEL, AKTS, MÜDEK… Bütün hamlelerin tek amacı var “kaliteli ve nitelikli” eğitim. Herkesin rüyasında görüp “şükürler olsun gerçekleştirdik” dediği alın teri, göz nuru, akıl patlamasıyla elde edilen unvanlarla uluslararası alanda başarı çıtasını adım, adım yükselten KTÜ’ nün başarısının altında Sergei Bubka gibi bireysel değil ekip anlayışının payı tamamıyla hakimdir.  Başarı kontrol altında tutabilir ancak KTÜ’ ye ait değildir. Sadece başka üniversitelerin bu yolda ilerlemesi için rekabet ortamı hazırlamıştır. Başarı yelpazesini geniş tutanlar her zaman eğitimin kalitesini yükseltmiştir. Umarım KTÜ bu yolda öncü rolünü aksatmadan devam ettirir.

 

 Trabzonspor’da transfer papatya falına döndü

Transfer dönemleri fazlasıyla hareketli geçer. Kulüplerde hareketlilik yoksa medya da vardır. Her gün değişik isimler kulüplere gelir-gider. Bırakın transfer dönemini yıl içerisinde sepetle oyuncu ismi kulüplerinin kapılarındadır. Şunu alın, bunu alın, bu iyi, bu atan, bu tutan, bu da kaçan diye oyuncuları pazarlamaya çalışan menajerler tabiri caizse ortalıkta cirit atar. Aynı konu Trabzonspor’da da yaşanıyor ve yaşanmaya da devam edecek... 

Kimler geldi kimler geçti transfer mevsiminde hangisi gerçek oldu? Panteliç mi? Makakula mı? Fatih mi? Ya da bir başkası mı? Yönetim kurulu resmi internet sitesinden birçok transfer haberini yalanlamak zorunda kaldı. Eminim yarın öbürgün yine yalanlayacak. Ancak transferi de gündemden düşürmüyorlar. Fatih Tekke ismi kabul görmese de birileri tarafından sürekli gündemde tutuluyor. Teknik Direktör Şenol Güneş de “olursa olmaz” demiyor. Yani herkes olaya kendi penceresinden bakarak değerlendirme yapıyor. 

Bu iş biraz da papatya falına döndü. Her şey ekonomik koşullara bağlı olduğu için istenilen oyuncu transfer edilemiyor. Edilemediği içinde konu muallakta kalıyor. Sadri Şener gibi popülariteyi seven ve gündemde kalacak açıklamaları yapmakta sorun yaşamayan bir başkan bugüne kadar neden sessiz dursun. Bu mümkün mü? Meselenin tek sebebi para… Para sorunu olduğu için de Sadri bey de bekliyor.

Yıllardır gol sıkıntısı yaşandığı varsayılarak alınan her oyuncu Trabzonspor üstündeki mali kambur olarak geri döndü. En iyi denilerek alınan yabancı da aynı yerli de… Teofilo ve Gökhan Ünal buna en iyi iki örnek değil mi?  Her şey en ince ayrıntısına kadar hesap ediliyor! Değerlendirmeler yapılıyor! Trabzon’a ve Trabzonspor’a uygun deniliyor! Ve başarı gelmiyor! Bunun tek sorumlusu başarı sağlayamayan oyuncular mı? Yoksa onlara gerekli zemini hazırlayamayanlar mı? Yoksa beklenti çıtasını sürekli yukarı çekip baskı yaratanlar mı? 

Adı geçen ve papatya falına döndürülen transferlerden hiçbirinin beklentileri karşılayacağına inanmıyorum. Trabzonspor başarı çıtasının altında kalacaklarından şüphem yok. Taraftarları ve camiayı memnun etmek için transfer yapılmasına da son derece karşıyım. O nedenle herkesin çok ama çok dikkatli olması lazım. Bu kulübün golcüden ziyade ekonomik refaha ihtiyacı var. Golcü her zaman bulunabilir ama para bulunamaz. Zaten bulunamadığı için de bugün sorunlar yaşanmıyor mu?

 

Saner Ayar basketbolun Mehmet Ali Yılmaz’ı!

Trabzonspor Basketbol takımı denilince akla Saner Ayar geliyor. Geçmişte basketbolla ilgilenmenin verdiği hazla çıktığı yolda arkadaşlarıyla beraber 1.lige takımın yükselmesinde başrol oynadı. Şimdi ise kalıcı olmak Avrupa’ya yelken açmak ve gelecek nesillere basketbolu sevdirmek için mücadele ediyor. Bana biraz Mehmet Yılmaz’ı hatırlatıyor. Mehmet Ali Yılmaz’da ilk geldiğinde genç, deneyimsiz ama hırslıydı. Başarılı olmak için varını yoğunu ortaya koyuyordu. 

Mehmet Ali Yılmaz çıktığı yolda başarı ya da başarısızlıklarından ziyade İstanbul kulüpleriyle verdiği mücadeleyle ön plana çıktı. Herkes Yılmaz ismine saygı duyuyor ve istediğini yapıyordu! Zaman içerisinde Mehmet Ali Yılmaz kulüple anılır oldu ve her zorlukta kapısı çalınan ilk isim oluyordu. Yılmaz, Trabzonspor için vazgeçilmez isimler listesinde ilk sıralara oturtuluyordu. Nihayetinde tesislerdeki isim hakkı ve onursal başkanlıkla ödüllendirilmesi filmin geçici de olsa sonu oluyordu. Mehmet Ali Yılmaz zaman içerisinde zorluklarda kapısı çalındığında “varım” diyecek pozisyonunu muhafaza ediyor.

Mehmet Ali Yılmaz’ın futbol tutkusunu basketbolda Saner Ayar’da görüyorum. Saner Ayar oluşturduğu ekiple geçen yıl müthiş mücadele etmiş ve başarı sağlamıştı. Bu yılda transferlere bakılırsa hedeflerine ulaşmakta çok zorluk çekmeyecek. İddialı, inatçı ve projeci adamları severim. Bu 3 unsuru Saner Ayar’ın taşıdığına olan inancım tamdır. O nedenle basketbol sevdasını futbolla ölçmem ama bu yıl fazlasıyla taraftarı etkileyeceğini söyleyebilirim.

golgekalem_61@hotmail.com

DİĞER HABERLER


Politika Haberleri
Bugünkü EKSPRES'i Okumak İçin TIKLAYIN