• BIST 116.829
  • Altın 322,014
  • Dolar 6,0825
  • Euro 6,6031
  • Trabzon 8 °C

Neyin kaldı TRABZON!

Yer KULAK

  Hekimoğlu FK’nın medya sorumlusu gazeteci Cevat Kol, dün ‘Neyin kaldı Trabzon!’başlığı ile yazdığı yazıyı gönderdi. Kol, yazısında, Trabzon valisinden Büyükşehir belediye başkanına, milletvekillerine seslendi ve ‘şehrin marka değerini kirletenlerin peşine düşün’ dedi. Cevat Kol’un yazısı şöyle;
‘İnanılır gibi değil,
Ülkenin gıdada geldiği noktayı yazmaya kalksam kitap olur..
Bakanlık hileli gıda maddelerinin isim listesini yayınladı..
Trabzon’un tereyağı bile lekelenmiş!
Çayı dem tutmaz olmuş, boyalanmış.
neyin-kaldi.jpgFındığı elin olmuş. İtalyan çikolata yapıyor. İçinde kullandığı yağ tartışılıyor.
Futbolu ayağa kalkmak istedikçe zebaniler tokmakla üzerimize geliyor!
Ne oldu sana Trabzon’um, sen hangi ara bu kadar kirlendin, kirletildin!
Sen ki Türkiye’nin T’sisin, Türkiye’nin kirlenmesine nasıl izin verirsin? Marka değerlerini nasıl korumazsın?
Hileli gıdaların içinde Trabzon menşeli çok firma var. Çay ve Tereyağ başı çekiyor.
Merdiven altı tereyağ ambalajlamaktan tutun tereyağ yapımına kadar her şey var. Üstelik bu ürünlerle birileri devletin ihalelerine bile elini kolunu sallayarak giriyor. Üzerine Trabzon damgasını vur, tereyağına kaşık izini bırak, al sana halis muhlis Trabzon tereyağı. İçinde ne olanın önemi yok. İnsanlar kanser olmuş kimin umurunda..
   
Çaya gelince.. Kilosunun maliyeti 30 TL’ye yakın olan çayı merdiven altında yap, çöpe boyayı bas, al sana siyah çay. Yemekhanelerde, çay ocaklarında sat. Kim zehirlenmiş, kanser olmuş kimin umurunda!
Uyanın beyler..
 
Marka değerlerimiz elimizden uçup gidiyor. Artık belge ile çay ve tereyağ satışı yapılacak duruma gelindi. Bölgenin markalarını kirletmeye kimsenin hakkı yok.
Trabzon Valisi sayın İsmail Ustaoğlu, Büyükşehir Belediye Başkanı sayın Murat Zorluoğlu, marka değerimizi kirletenleri şehirden çıkartın, uzaklaştırın, hapse attırın, en ağır para cezasını verdirin. Etkin bir savaş başlatın..
Siz futbolu ehline bırakın, gıda işine el atın..
Sayın, Trabzon Milletvekilleri…
Muhammet Balta, Bahar Ayvazoğlu, Salih Cora, Adnan Günnar, Hüseyin Örs ve Ahmet Kaya..
Bırakın düğüne, cenazeye gidip poz vererek paylaşmayı. Şehrin marka değerlerini kirletenlerin peşine düşün.
Bu şehre yapacağınız en büyük iyilik, marka değerlerini korumaktır. Trabzon günlerinde övünerek içtiğiniz çay, sattığımız tereyağ yüz akımız olsun..

Bir başka açıdan Tiflis, benim Tiflis'im!

  Trabzon’un ‘1’ numaralı turist rehberi olan Metin Yılmaz, okuyan, araştıran, irdeleyen bir isimdir. Metin, geçenlerde Gürcistan’ın başkenti Tiflis’te idi. Tiflis’in tarihini çoğu Gürcüden daha iyi bilen Metin, ‘Bir başka açıdan Tiflis, benim Tiflis’im!’ başlığı ile Kafkasya’nın en görkemli ve tarihi kentini Kuzey Ekspres okurları için yazdı. İşte Metin’in kaleminden Tiflis;
 bir-baska-acidan-(1).jpg
Rus edebiyatının devlerinden Alexander Pushkin Gürcistan'ın başkenti Tiflis'i kurulduğu beşinci yüzyıldan buyana “Muhteşem bir kent” olarak tanımlar.
Ardahan Göle yakınlarından doğup Kafkasya’nın bu en önemli, en stratejik bu muhteşem kenti, Tiflis’i ikiye bölerek akan Kura Nehri (Gürcüler Mtkvari der) kıyılarında Gürcistan’a 4 Altın Dönemini yaşatan hükümdarlardan birincisi olan 1. Vakhtang Gorgasali (Gorgasali=Kurtkafalı Vakhtang) kurar.
Efsaneye göre, Vakhtang Gorgasali bir gün ava çıkar ve uçan sülünün peşine eğitilmiş atmacasını salar, fakat aradan geçen zamanda ne atmaca ne de sülün görünürde yoktur ve aramaya başlarlar ve kısa zaman sonra ikisini de sıcak suya düşmüş olarak bulurlar. Kral orayı çok beğenir ve bir kent kurmalarını buyurur. Kente, orada bulunan tbili (eski Gürcücüde ılık) sudan dolayı Tiflis adı verilir, o bölge bugün özellikle Saheviler döneminde yapılan hamamlarıyla meşhur Abanotubani bölgesidir ve Kral Vakhtang’ın oğlu Dachi babasının ölümünden sonar başkenti Gürcistan’ın Hiristiyanlığı kabul ettiği ve kutsal kenti olarak gördükleri Mtskheta’dan Tiflis’e taşır.
 
Etrafını saran dağlara ve kenti ikiye bölen Kura nehrine meydan okurcasına Tiflis geçmişten gelen zengin kültürel mirasını adeta gururla kucaklıyor.
Bu kentte dini olarak Ortadoks Gürcü Kilisesinin hakimeyetinde bir Antakya havası var. Cami, Havra, Rus Killesi, Ermeni Kilisesi, Katolik Kilisesi, Protestan Kilisesi hepsi içiçe ve sanırım Tiflis, daha doğrusu Gürcistan’daki bu güzellik hiç bir Kafkas ülkesinde ve Rusya’da yok.
bir-baska-acidan-(2).jpg 
Kral Vakhtang Tiflis’i kurduktan sonra kent Avrupa ile Asya arasında bir kavşak noktası oldu, bu stratejk konumu da kenti yüz yillar boyunca adeta güçlü yabancı güçleri üzerine çekerek pek çok devletin işgali altında bıraktı. Karışık ve yabancı medeniyetlerinin işgali altına uzun süre kaldığının kanıtı mimarisinede yansıyor, Tiflis Çarlık Rusya’sından, Sahevilere, Osmanlı'dan, Sovyetlere, Moğollara pek çok güç ülkeyi zaptedince Tiflis mimari olarak adeta deli kızın çeyizi gibi bir kent olmuş.
Bu mimari de en üstünü ve güzeli hiç şüphesiz Çarlık Rusyası’nın Tiflis’e bıraktıkları, Baltık Mimarisi olarak bilinen bu mimari bugün bile Tiflis’i St. Petersburg ve Moskova’dan sonra üçüncülüğe oturtuyor, köhne Sovyet mimarisinin yanında taçdaki inci gibi parlıyor.
 
Lüks butikler, oteller, sanat galerileri, müzeler ve tiyatrolarla dolu ışıltılı Rustaveli Bulvarı'nda dolaşırken, Tiflis kendini tamamen modern bir metropol olarak gösteriyor.
 
Oysa Tiflis’in 21. yüzyıla yolculuğu yavaştı, Çarlık Rusyası sonrası Sovyetler Birliği döneminde uzun süre Gürcistan yokluk ve kıtlıkla mücadele etti 1955-1975 arası hariç, bu dönemde Sovyetler altın dönemini yaşarken Gürcistan’da bundan nasibini aldı, bu 20 yılı çıkar Sovyet dönemi sadece akıldan zoru olan Sovyet idaresinde yaşamamış solcular için bir peri masalı diyarıdır demişti geçen yıl Antalya Akdeniz Üniversitesi organizasyonu olan Türkiye’den farklı üniversitelerden sanat tarihçilerine yaptığım rehberlik sırasında üniversitesinde sohbet ettiğim Tiflis Üniversitesinden bir professor ekonomik sıkıntılara ilave olarak ciddi elektrik kıtlığı ve ardı ardına gelen Abazya ve Osetya savaşları sayesinde, 90'ların büyük bölümünü karanlıkta geçirdik diyordu.
 
Doğru söylüyor, taki Türkiye’nin Haydar Aliyev’i yüreklendirip Gürcistan’a el attırmasıyla bu karanlıktan çıkmayı başardı Gürcistan.
Tiflis, sanatçılar ve yazarlar için her zaman bir mıknatıs olmuştur, St. Petersburg’tan sonra en çok tiyatro bu kentte kurulmuştur. Bugün bile dördü çocuk tiyatrosu 1 milyon 350 bin nüfuslu kentte onlarca tiyatro var ve bunların hemen hemen hepside opera ve bale gösterisi yapılacak şekilde dizayn edilmiş..
Gürcüler Ruslardan Abazya ve Osetya sorunundan dolayı bugün adeta nefret ediyor ve Rus Elçiliğini kapatan ve Rusya ile hiç bir diplomatik ilişkisi olmayan bir ülke ve siyasi temas İsviçre aracılığyla sağlanıyor.
 
Ruslardan kalan herşeyi silip süpürürken iki şeye hiç dokunmamışlar, birincisi Tiflis’te yaşayan Ruslar ve Rus kiliseleri diğeride Sovyetler döneminde yapılan Rus sanatçıların, yazarların heykelleri şehrin pek çok yerinde dimdik ayakta. Bu bakımdan Gürcülere hep hayranlık duymuşumdur.
 
Geçen seneki turumda hocalar seminerdeyken Tiflis Üniversitesinden bir öğrenciyle Gürcü hattımı yenilemek için Magti’nin Rustaveli Ofisine giderken o caddede Gürcüce bir duvar yazısı görmüştüm ve o öğrenciye sormuştum ne yazıyor diye… “Bir kentin hatırası binalarında yatıyor” demişti, Rustaveli Bulvarı ve Kral David Agmashenebeli Caddesini gördükten sonra bu duvar yazısı Tiflis için kesinlikle çok doğru bir tanımlama.
 
Belki başka bir yazımda Gürcü Edebiyatı ve sanatçılarını yazarım, özellikle başta hayran olduklarım Şota Rustavali, Niko Pirosmani ve Tamara Kvesitadze gibi…

 

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2007 Kuzey Ekspres | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.