• BIST 104.977
  • Altın 146,309
  • Dolar 3,5122
  • Euro 4,1828
  • Trabzon 26 °C

Nükleer Santralimiz Hayırlı Olsun Ama…

Prof. Dr. Burhan Çuhadaroğlu

Mersin Akkuyu’da yapılacak olan nükleer santralin temel atma töreni geçen günler içerisinde yapıldı ve ilk nükleer santralimiz için resmen düğmeye basılmış oldu. Enerji kaynaklarını tam olarak ve gerektiği gibi değerlendirme aşamasına henüz ulaşmamış olan Türkiye’de; planlama, hesap, strateji vb. unsurlardan yoksun olarak geliştirilen politikalar nedeniyle oldukça sıkıntı çektiğimiz açık bir gerçektir.

Enerji denilince mutlaka işin uluslararası boyutuna bakmak gerekmektedir. Bunun anlamı; enerjide dışa bağımlılık konusunda tek bir ülkeye bağımlı kalmadan mümkün olduğunca çeşitliliği artırmaktır. Mümkün olduğunca yerli kaynakları rasyonel bir şekilde değerlendirmek ve ondan sonra enerji ithalatına yönelmek gerekmektedir. Bunun detaylandırılması ve geleceğe yönelik projeksiyonların yapılması ise ciddi bilimsel çalışmalar ile mümkündür.

Bir diğer önemli nokta olan ekonomi; günümüzün çok önemli bir gerçeği olup, göz ardı edilemeyecek kadar önemli konudur. Parasal maliyet açısından en ucuza mal edilebilecek olanın tercih edilmesinden daha doğal olanı yoktur. Kömür madenlerinin olduğu bölgede kurulması gereken termik santral (Afşin-Elbistan TT) ya da yüksek güç sağlayabilecek debide akarsuların olduğu yerlerdeki hidro-elektrik santral (Keban, Atatürk HES) örneklerinde olduğu gibi… Enerjiyi en ucuza dönüştürebilecek tesisin fizibilitesinin yapılarak projelendirilmesi ve uygulamaya geçilmesi de yine iyi bir mühendislik çalışması ile yapılır.

Çevre… Ki, günümüzde öncelik sırası epeyce yükselmiş olan bu konu, tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de büyük önem arz etmektedir. Bu iş sadece bazı muhalif grupların derdi olmaktan öte, dünyanın eşsiz doğal güzelliklerine sahip olan bu ülkenin topyekûn korunması adına hepimize düşen bir görevdir. Demem odur ki; çevreye zerre kadar zarar veren enerji ya da diğer teknolojik yatırımlardan bu ülkeyi korumak hepimizin geleceği açısından çok önemlidir. Daha da önemlisi yavrularımızın geleceği adına bize yüklenmiş toplumsal bir görevdir.

Günümüzde Tonya’da çevre mücadelesi veren halkın karşısına dikilen şirketin avukatlarından bir tanesinin bugün milletvekili adayı olarak oradaki halktan oy istemesi gibi bir yaman çelişkiyi de yaşıyoruz maalesef. Buradan Tonya’lılara açıktan soruyorum: Size eziyet çektiren, kâbus gibi üzerinize çöken EMBA’nın avukatı olarak, Livalobo‘da çimento fabrikasının kurulması için hukuku dolandıranlar sizden oy isteyip meclise gittiklerinde ne yapacaklar acaba? Takdir sizindir ey Tonyalı nenelerim… Sizden oy istemek üzere Tonya’ya gelen milletvekili adaylarını çekin bir kenara ve kendilerine bir “çevre taahhüdü” imzalattırın. Aksi takdirde verilen sözlere sakın inanmayın! Söz uçar yazı kalır, asla unutmayın. Tabii eğer sizlere imza verirlerse…

Esas konumuza geri dönelim ve nükleeri objektif olarak sorgulayalım. Nükleer teknoloji Türkiye için bence gerekli değildir. Bu ülke yukarıda sıralanmış olan ekonomi ve çevre kriterlerini geçerek henüz nükleer aşamasına gelmiş değildir. Bu konuda ortaya çıkacak olan işletme risklerinin yanı sıra en önemli olan ve gözden kaçan unsur nükleer atıkların depolanması problemidir. Günümüzde nükleer reaktör teknolojisinin en üst düzeyde kullanılmakta olduğu ABD’de bu konuda yaşanmakta olan en önemli sorun nükleer atıkların depolanması olup, halen tam olarak çözülebilmiş değildir. Bu nedenle nükleer santrallerin sayısında azaltma yoluna gidilmektedir. Halen ABD’de faaliyette olan 70’ten fazla sayıdaki nükleer tesisten çıkmakta olan yüksek seviyeli atıklar(HLW) için depolama arayışı “Çevre Koruma Ajansı-EPA” tarafından sürdürülmektedir. Uzun yıllardır New Mexico’nun güneydoğusundaki tuz yatakları altında depolanmakta olan nükleer atıklar için artık yerin çok daha derinliklerinde depolama tekniklerine dair kapsamlı araştırmalar yürütülmektedir. Zira sorun çok büyük ve kritik bir aşamadadır.

Bizim ülkemizde durum nasıl çözüme kavuşturulacak? Akkuyu’da yarılanma ömrü tamamlanan ve yeterli ışımayı yapamayacak kadar özelliğini kaybeden (yarılanan) nükleer yakıtları nerede ve nasıl depolayacağız? Bu konuda sözleşmede bir hüküm var mıdır? Santrali işletecek olan Rusya bu konuda nasıl bir yükümlülük üstlenmiştir? Gibi soruları sorma hakkına sahibiz. Günümüzde nükleer santraller için en önemli sorun, nükleer sızıntı ya da kaza dışında, atıkların depolanması sorunudur. Buna hangi çözümün üretildiği toplum ile paylaşıldı mı? Ya da atıklar nereye gidecek? Eğer bunlara makul ve mantıklı yanıtlar alabilirsek, nükleere katlanmaya hazır olabiliriz. Ama “saldım çayıra Mevla’m kayıra” düşüncesi içindeysek yandık demektir…

 

ERMENİLERE YAPILANA AD KOYMAK

Oldum olalı halklar arasında düşmanlık tohumu ekme çabalarından hep şüphe duymuşumdur. Ermeniler ve biz, yüzyıllardır bu topraklarda birlikte yaşadık, hısım olduk, aynı suyu içip, aynı havayı soluduk. Nubar, Aram, Kevork, Jirayr adlarını ben kişilikleri ile tanıdım. İTÜ Makina’dan arkadaşım koyu Fenerbahçe taraftarı ve Feriköy’lü Görün’ün Ermeni vatandaş olduğunu yıllar sonra öğrendiğimde nedense buna inanamamıştım. Kendisini o kadar benimsemiştim ki, farklı bir geleneğe ait olduğunu kabul edememiştim. Kulakları çınlasın ne kadar da yüksek kalitede huylara ve davranışlara sahip bir arkadaşımdı. Tam bir İstanbul efendisi, yardımsever, candan bir dost... Adı da aslında Gorun imiş. Ama ben onu hep bir dost olarak bilmiş ve kendime yakın hissetmiştim. Diğer arkadaşlarım Jirayr, Nubar, Kevork, Saro ile hep iyi ilişkiler içinde oldum. Ermeni oldukları ve başka bir kan taşıdıkları hiçbir zaman aklıma bile gelmedi. Onlar benim için benimle aynı kültüre sahip sıradan birer insan olarak kaldılar hep. Ahmet, Cenk, Yusuf gibi…

Uzun yıllardır süren Asala teröründen sonra Ermeni diasporasının geçtiği aşama, 1915 yılında Ermenilerin yaşadığı dramı “soykırım” olarak dünyanın gündemine sokmak olmuştur. Bu politikanın sonu nereye varabilir diye düşünüldüğünde ortaya çıkan sonuç, emperyal hedeflere ulaşmaktır. Yani birbiri ile çatışan, aralarında sorunlar yaşayan toplumlardan yarar sağlama beklentisidir.

1915’te Ermeni kardeşlerimize yaşatılmış olan acılar için derinden acı duymamak mümkün müdür? Onların çoluk, çocuk, yaşlı, hasta demeden yerlerinden göçe zorlanmış olması, hiçbir erdemli ve aklı başında insanın kabul edebileceği bir uygulama değildir. O ıstırabı çekenlerin acılarını bugün paylaşmak hepimiz için makul ve anlamlı olandır. Ancak bu acıları bir “soykırım” nitelendirmesi ile bugüne taşıyıp, Anadolu insanının şahsında uluslararası düzeyde mahkûmiyet yaratma çabaları kesinlikle emperyalist bir projedir. Bu böyle bilinmelidir.

Ben, benim Feriköy’lü arkadaşım Gorun ile kısmet olursa yine İstanbul’da buluşup, eskiyi yâd edeceğim ve damardan bir Trabzonsporlu olarak kendisi ile Fenerbahçe’nin durumunu konuşacağım. Ancak, kendisi ile hiçbir zaman konuşmamış olduğum bu ülkedeki Ermenilerin durumunu yine konuşmayacağım. Biliyorum ki; bu ülkedeki Ermeniler, Ermenilik üzerine sohbetten hiç hoşlanmazlar. Çünkü bu konudaki sohbet, bu ülkenin kültüründe ayrışma anlamına gelir ve onlar bundan nefret ederler. 

 

SPORA SİYASET BULAŞTIRMANIN ARTIK ÇEKİLMEZLİĞİ ÜZERİNE…

Trabzon için; futbolun beşiği olduğunun kanıtlanmasından sonraki yıllar boyunca günlük yaşamında futbol hep önemli bir gündem maddesi olmuştur. Futbol bizim için bir moral kaynağı, mutluluk, tutku vs. olmuştur. Son yıllarda Trabzonspor’un yaşadığı güç kaybına üzülsek de, yine bu tutkunun etkisinde kalmaya devam ettiğimiz bir gerçektir.

Trabzon insanının bu sevdasını iyi bilen siyasetçilerin, fırsat buldukları her zeminde futbol sevgisini siyasi malzeme olarak büyük bir kurnazlıkla kullandıklarını görüyoruz. Taraftarlık hazır bir oy deposu olarak algılandığından, siyasi aidiyet ile taraftarlığı bir araya getirmenin seçim kazanmada büyük rol oynayacağına inanılmaktadır. Ancak kazın ayağı hiç de öyle değil.

Öncelikle mevcut Trabzonspor yönetimi ile başlayan “siyasi kirlilik” bilindiği gibi oldukça tepki çekmişti. Mevcut yönetimin artık taşımakta zorlandığı en ağır yük bu siyasi kirliliğe takımı bulaştırmış olmasıdır. Verilmeyen şampiyonluk kupası üzerinden rakip partiye yüklenme işini her siyasi figür amansızca yapmaya devam etmektedir. Buna ayrım gözetmeksizin bütün partileri dâhil ettiğimi açıkça söylemeliyim. Ama artık bu şark psikolojisinin kabak tadı vermeye başladığını hatırlatmak isterim.

Trabzon insanı Trabzonspor üzerinden siyasi kazanım elde etme çabalarına artık içten içe gülümsemektedir. Bu konuda hesap yapmakta olan siyasilere âcizane önerim, programlarından ve söylemlerinden Trabzonspor’u çıkarmaları ve siyasi rakiplerine daha gerçekçi politik söylemler ile yüklenmeleridir. Trabzonspor siyasi partiler dışındadır ve öyle de kalmalıdır.

    

 

 

 

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2007 Kuzey Ekspres | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.