• BIST 107.922
  • Altın 274,950
  • Dolar 5,8094
  • Euro 6,4449
  • Trabzon 11 °C

O benim misafirim arada bir geliyor kalıyor sonra gönderiyorum onu

Fatma YAVUZ
                                      fatma-yavuz.jpg
Türkiye’de meme kanseri her yıl yaklaşık 15 bin kadının yaşamını etkiliyor. Erken teşhis, rutin kontroller, farkındalık çalışmaları devam ederken kadınların kansere karşı verdiği mücadele yöntemleri de hastalığın seyrini değiştiriyor. Kansere yakalanan kadınlar ağlayıp sızlamak yerine hayata sımsıkı sarılıyor. Kanserine sahip çıkarak onunla kendince baş etmenin yolunu bulan genç bir kadın A. Songül Nadir… songul-roportaj-(1).jpg
   O bir anne, iş kadını ve oyuncu. ‘Sevdam’ dediği oyunculukta bu yıl, ‘Direklerarası Tiyatro Emek Ödülü’nü aldı. İki yıldır kanserle mücadele eden Songül Nadir, “Ben kanserime sahip çıktım, onu misafir olarak görüyorum. Arada geliyor, biraz kalıyor sonra gönderiyorum onu” diyor. Ahlanıp vahlanmadan, yaşamından taviz vermeden mücadelesini sürdüren sevgili Songül ile hayatı, engelleri ve mutluluğu konuştuk…
                                              ***********
 
  İÇİMDE BİR YARANIN AÇILDIĞINI FARK ETTİM
Çok geriye gitmeden hayatının son beş yılını özetlemeni istesem ne dersin? 
Son beş seneye bakarsak, hayatımın özetini de yapmış olurum aslında. Beş sene önce dünyaya çok başka bakıyordum; aileme, arkadaşlarıma, çevreme başka bakmıyordum. songul-roportaj-(4).jpgÇok büyük bir acıdan çıkmıştım, babamı kaybetmiştim.  Mutlaka herkesi baba kaybı etkiler ama benim için bu büyük bir acı ve tokattı. Zaten insan acı çektiğinde bir daha aynı insan olmuyor, ben de o acıdan sonra aynı Songül olmadım. 
Babanı kaybetmek hayata bakışını değiştirdi diyebiliriz sanırım…
  Evet, başka bir boyuta geçtim diyebilirim çünkü hayatımda bana en yakın insandı  babam. Eşimden ayrılmıştım, iki kızımla yaşıyordum babam hep yanımdaydı. O kadar yanımdaydı ki, gözlerimden içimi okuyabilecek kadar yakınımdaydı. O yüzden belki de babamı kaybetmek bana büyük acı verdi, kendimi çok yalnız hissettim. Ve ben içimde bir yaranın açıldığını fark etmiştim ama tarif edemiyordum. Hayat devam etmek zorundaydı, ben de işe gitmek para kazanmak ve çocuklarım için mücadele etmek zorundaydım. Bir mimarlık ofisinde çalışıyordum, halen orada devam ediyorum. 
 buuuuu.jpg  Yaşayanlar için hayat kendi düzenini kuruyor, su akıyor yatağını buluyor…
Kesinlikle öyle oluyor. Siz bir yola girdiğinizde ne olursa olsun o yolda yürümeye devam ettiğinizde, yol açılıyor ve size hizmet ediyor. Bazen bir ağaç düşüyor önünüze, bazen kırmızı ışık yanıyor durmak zorunda kalıyorsunuz, bazen ışık sarı oluyor biraz dinlenmen gerektiğini fark ediyorsun. Yeşil ışık olduğunda da yol izin verdiği sürece devam ediyorsun. Burada önemli olan şey, yolda mutluluğu bulmak, öyle yolun sonunda falan değil. Hayata pozitif bakmayı hep sevdim, hep öyle yaşadım. Çünkü ben öyle büyüdüm… 
Güçlü, mücadeleci bir kadın olarak duygularından bahsetmeni istiyorum…
Hani çocukluğumuzda, elimizi açar avucumuzun içindeki çizgilerden fal bakardık. O çizgilerden ne kadar yaşayacağımızı, kaç çocuğumuzun olacağını falan anlamaya çalışırdık… 
korkut-ata-trabzon_rxoijy4jgp.jpgAslında yapmamız gereken, yaşam içerisinde önümüze çıkan engeller, yaşamın bize getirdiği zorluklar karşısında sakin kalmayı başarabilmekti. Öfkelenmeden, paniğe kapılmadan bunlarla baş etmek… Yalnız bir kadın olarak çok şeyi başardığıma inanıyorum. 
EYVAH! ÇOCUKLARIM NE OLACAK? DEDİM
Birkaç yıldır, çağın illeti olan kanserle de mücadele ediyorsun. Hastalığını ilk öğrendiğinde ne hissettin?
Bundan yaklaşık iki yıl önceydi, hastalığı kendim fark ettim. Aynada göğsümde şekil bozukluğu olduğunu gördüm. songul-roportaj-(15).jpgSonra elimle koymuş gibi buldum o şeyi, o anda kanser olduğumu hissettim. Anladım, çünkü kanser de adam seçiyor, kahve gibi…  Beni seçmişti işte… Aynada gözlerimin içine baktım, ‘hoş geldin, ne zaman geleceksin diye bekliyordum’ dedim kanserime. Bu durumu kimseyle paylaşmadım hemen hastaneyi aradım iki gün sonra ultrason randevusu aldım. Ama randevu aldığım gün ablamın ve kız kardeşimin de hastanede randevuları vardı, ben de onlarla gideceğimi, kontrol için meme ultrasonu çektireceğimi söyledim. Hiç şüphelenmediler çünkü belirli periyotlarla bu kontrolü yaptırıyordum. Hastaneye gittim, ultrasonu çeken doktor, yalnız gelip gelmediğimi sordu. Ben de doktora, endişelenmemesi gerektiğini, bana gerçeği söyleyebileceğini, zaten durumun ne olduğunu tahmin ettiğimi söyledim. Kol altına kadar bir durum söz konusu, hemen müdahale edilmesi gerekiyor dedi. Oradan çıktım ablamlara yine hiçbir şey söylemedim. Her şey normal dedim. 
Bunu neden yaptın? Neden paylaşmadın?
songul-roportaj-(3).jpgEndişe, dehşet bir şeydir. Kimseyi endişeye düşürmenin gereği yok. Hasta olduğunuzda, yakınlarınız sizden daha çok acı çekiyor. Çünkü ellerinden bir şey gelmiyor, çaresiz hissediyorlar. Ben bunu yaşadım. Daha sonra bir meme cerrahından randevu aldım. Cerrah muayene etti, ultrason sonuçlarına baktı, yüzde 99 meme kanseri olduğumu söyledi. Süreci konuştuk. Bayram tatilinden sonra tedaviye başlayacaktık. Kurban Bayramı tatili 9 gün sürdü, ben o süre boyunca kimseye bir şey söylemedim. Bu süre içerisinde durumu sindirmeye çalıştım, plan yaptım. Aileme, çocuklarıma nasıl söyleyeceğimi düşündüm. Bunları düşünürken, ‘eyvah! Çocuklarım ne olacak?’ duygusu çöktü ve ilk kez o zaman ağladım. Çünkü çocuklarım çok küçüktü. Biri liseye yeni başlamıştı, diğeri de Ortaokula gidiyordu. Anneye en çok ihtiyaçları olduğu zamanlar. O anda çok üzüldüm, hiçbir şey gözümde yoktu sadece çocuklarım… Sonra toparlandım, kendimi sakinleştirmeye çalıştım. songul-roportaj-(10).jpgAnne-babalarını kaybetmiş çocuklar ne yapıyorlar diye düşündüm; büyüyorlar, okuyorlar, evleniyorlar. Anne-baba yokluğunun acısını çekiyorlar ama hayata da devam ediyorlar. Sonra kendimi düşündüm, ben de babamı kaybettim ama hayata devam ettim. Benim çocuklarım da öyle yapacak dedim ve bu konuyu da böyle içime sindirdim, kabullendim. 
Yardım almadan, ağlayıp sızlamadan kendi terapini kendin yaptın…
Aynen öyle oldu. Bu durumu aşmak için empati duygumu kullandım. Bunu yaşayan ilk insan ben değilim, son da olmayacağım. Bu süreçte küçük notlar tutmaya başladım kızlarım için. Yaşadıklarımı, hissettiklerimi yazmaya başladım. İki kızıma iki ayrı defter yaptım (Haberleri yok ama bu röportajı okurlarsa haberdar olacaklar) aslında bu notlar kendim içindi de… Bunu yapmamdaki amacım, annelerinden onlara nasihat mi diyeyim, yol gösterme mi diyeyim… Böyle notlar tutuyorum işte. 
songul-roportaj-(6).jpgKendi hislerim, çocuklarımın başarısı, üzüntüsü karşısında neler hissettiğimi yazıyorum. Yaşamla nasıl mücadele etmeleri gerektiğini, nasıl üzülmemeleri gerektiğini, her durumda kendilerini sevmeleri gerektiği şeklinde notlar. Annelerinden onlara hayata dair bir şey kalsın istiyorum. Çünkü bu hastalıkla tanışınca ne zaman ne olacağını bilemiyor insan. 
SON EVRENİN A’SINDA  OLMAK UMUT VERİCİ
Tedavi sürecinden bahseder misin? 
Operasyon olmadan önce kemoterapiye başladık, sonrasında PET çekildi, biyopsi yapıldı. Ve tüm bunlardan sonra 4. Evre meme kanseri olduğum kesinleşti. Bu son evre anlamına geliyor. Burada da insaflı davranmışlar ve 4. Evreyi de, a-b-c-d olarak ayırmışlar. Ben ‘a’ şıkkındayım, buna sevindim gerçekten  4. Evreyi attım, a’yı aldım. Tedaviye başladık, ilk kemoterapiyi aldım, 21 günde bir alınıyor, 18.inci günde saçlarım dökülmeye başladı. İlk tutam elime gelinceye kadar saçlarımın dökülebileceği hiç aklıma gelmemişti. Baktım bu böyle olmayacak, saçlarımı kökünden kestirdim. Sonra renkli bereler örmeye başladım, onları taktım… Bu süreçte ailem hep yanımda tabi, o kadar yanımdalar ki, onlarsız bir adım atamıyorum, tek başıma hiç kalamıyorum. 
Peki çocuklara ne zaman ve nasıl anlattın bu durumu?
Hastalığa ilk yakalandığımı anladığımda çocukları karşıma aldım ve yavaş yavaş anlatmaya başlamıştım zaten. Onalar durumu adım adım net bir şekilde anlattım. Ve iyileşmem için ameliyat olmam gerektiğini, bu süreçte saçlarımın döküleceğini ama sonradan tekrar çıkacağını kullandığım ilaçların etkilerinin ne olacağını anlattım. songul-roportaj-(9).jpgTüm bunları oldukça rahat ve arada şakaya vurarak anlattım. Başaracağımızı, bunu da birlikte atlatacağımızı söyledim. Tüm bunları inanarak anlattım. Birkaç gün zor geçti ama sonra onlar da alıştılar. Normal hayatımıza döndük, ben işe gidiyordum onlar da okullarına. Her şey normale dönmüştü. O süreci de öyle atlattık.
İlk ameliyatın ve sonrasındaki zorlu süreci de paylaşır mısın bizimle?
İlk ameliyatın üzerinden üç ay geçmeden kemoterapi alırken aynı bölgenin üst tarafına hastalık metastaz yaptı. Tekrar ameliyata girmek zorunda kaldım. Sonra aradan 6 ay geçmeden boğazıma yakın bir yerde ortaya çıktı, tekrar ameliyat oldum. Sonra buna da alıştım, metastazı da çok ürkütücü bulmamaya başladım. Seninle birlikte bu durumu dalgaya bile aldık. Kanserle dalga geçtik, saçlarımın dökülmesiyle dalga geçtik, kemoterapiden çıktıktan sonra dalga geçtik. Burada şunu söylemek istiyorum; sen benim arkadaşım, dostum olarak o kadar güçlü durdun ki arkamda, bana çok güç verdin. Seninle buluştuğumuzda hiç hastalıktan konuşmadık, konuşmuyoruz (Şu an hariç), hatta sen bazen hasta olduğumu unutuyorsun.  Ailemin ve tüm arkadaşlarımın desteği çok değerli benim için. 
DÖNEM DÖNEM  YAKINLAŞIYORUZ
Bu süreçte, yaşadıklarının yakın tanığı olarak şunu söylemek istiyorum; sen en ağır tedavileri alırken bile hiç kendini eve kapatmadın, hasta psikolojisine girmedin. Hep ayakta hayatın içinde oldun, pes etmedin. Şuanda vücudunda kaç tane ‘şey’ var?
Şu anda iki tane şeyle uğraşıyoruz. Adını koyamadığım için ‘şey’ diyorum onlara.  İkisi de bir birinden bağımsız şeyler. Latince isimleri var ama aklımda tutamıyorum. songul-roportaj-(12)-001.jpgOnlarla mücadeleye devam ediyorum. Bir türkü var: 
Dere beni boğamaz
Denize mi dalayım
Oldunuz iki tane
Hanginize yanayım
Ama biliyorum ki onlar da geçecek. Çünkü biz dönem dönem çok yakın oluyoruz onlarla sonra diyorum ki; misafirlik çok uzun olmaz, gitme zamanınız geldi. Gönderiyorum onları. 
Bu hastalıkla baş etmek çok zor, bu konuda başından beri hep gerçekçi oldum. Gerçekçi olalım, tedavi, yaşam şekli, motivasyon, moral sadece yaşam süresini uzatır. Ama kanserden ölüp ölmeyeceğimiz de belli değil. Yaşam içerisinde trafik kazasından da ölebilirsin.songul-roportaj-(11).jpg Kafana beton parçası düşüp ölebilirsin. Herkes aslında ölümle yüz yüze ve dünyada ölümsüzlük yok. Onun için o gün gelene kadar yaşayabildiğim şeyin en güzelini yaşamak istiyorum. Arkadaşlarımla kaliteli zamanlar geçirmek, yaşamdan keyif almak, yaşama keyif vermek istiyorum. Sonuç olarak şunu söylemek isterim; Ben kanserime sahip çıktım, ahlanıp vahlanmadan bilinçli bir şekilde üstesinden gelmeye çalışıyorum. Kısaca; her şeye ama her şeye rağmen dünyanın en mutlu insanı benim. Pırıl pırıl dünya güzeli iki çocukla aynı evde yaşıyorum, çok güzel dostlarım, arkadaşlarım var. Sevdam olan Tiyatroya ara vermiyorum. Hemen hemen her akşam sahneye çıkıp oyunumu oynuyorum. Gerisini ise hiç düşünmüyorum.
Röportaj: Fatma YAVUZ
  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Tüm Hakları Saklıdır © 2007 Kuzey Ekspres | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.