• BIST 103.972
  • Altın 270,945
  • Dolar 5,7738
  • Euro 6,3613
  • Trabzon 15 °C

O BİR MELEK!

Turhan EYÜBOĞLU

   İyi insan olmak yaşamımızda zorlandığımız hareketlerin, düşüncelerin başında gelir. "İyi insanın tarifi nedir?" dendiğinde bir sürü tarif ve anlatım bulabilirsiniz. Bazıları bunu o kadar basite indirgemiştir ki şaşıp kalırsınız! Örneğin "İyi insan evi ve işi arasında mekik dokuyan, etliye sütlüye dokunmayan!" diye tarif edilebilir. Siz de "Ee iyilik bunun neresinde?" dersiniz.

   Bazısı "Canı yanan, gözyaşı döken insan olmaktır!" der. Yani ne kadar canın yanıyorsa o kadar iyi insansın, demek ister. Kimi zamanda iyi insan olmak salaklıkla eşdeğer tutulur. Yani iyi niyetli olunca, hiçbir şeyi anlamıyor diye bakarlar insanlara. Ne tuhaf değil mi?

  Bazıları da iyi insanın daha anlayışlı, şefkatli olduğunu söyler. Her şey bir yana iyi insan doğru yaptığını bilir. Kaypaklık yapmayıp, doğru bildiğinden şaşmadığı için zorluklarla karşılaşsa da doğruyu yaptığını bilmekten güç alır, diye düşünür. İyiliğin özü de şefkattir. Yani aslında sadece 'insan olmak'tır. İyilik kendiliğinden gelecektir, diye düşünürler!

  Bazılarının tesbitlerine göre de en bariz özelliği 'ben' ile başlayan cümlelerin azlığıdır iyi insan olmak. Kendini ispatlamak, haklı çıkarmak gibi bir gereksinimleri yoktur. Egosuz insandır veya egosu olmayandır!

  "Tamam tamam, anladık da be kardeşim senin tarifin nedir?" diyorsunuz bana. Sizi duyuyorum!

  Vallahi ben bugün bir tarif yapmayacağım. Size bir olayı anlatacağım. "İşte bu insan, benim için iyi insan!" demek için yazıya başladım. Şimdi gerçek hikayemize gelelim. Bazen kör olur bazen de sağır oluruz duymayız istekleri, görmeyiz masum bakışları! İşte bu melek, bizim kör ve sağır olduğumuz bir zaman aralığında o iyi insan olmayı tercih etti!

***

  Şimdi bir düşünün! Trabzon'a otuz kırk dakika uzakta bulunan bir köy okulunda okuyan pırıl pırıl çocukların en büyük isteği Trabzon Forum AVM'yi görmek ve hep televizyonlarda reklamını seyrettikleri hamburgeri yemek! 'Sinemaya gitmeyi' bu hayalin içine sokmamışlar bile! İşte bu isteklerine biz sağır ve kör olduğumuz dönemde o melek bu çocukların isteklerini karşılamak için gönüllü oldu.

  Gönüllü olmakla kalmadı, işi takip etti; organize ederek bu çocukların isteklerini yerine getirdi. İşte bu hikayenin başlangıçı böyle oldu. Bir sabah çocukların iki öğretmen eşliğinde ve bu meleğin karşılamasıyla Trabzon Forum AVM macerası başladı. On yedi çocuk ilk defa gelmek istedikleri yerde oldukları için çok heyecanlıydılar. Meleğimiz onlardan daha heyecanlıydı. "Onları memnun edebilecek miyim?"in heyecanı sarmış onu!

  On yedi çocuk otobüsten Japon turist kafilesi disiplininde tek vücut olmuşcasına sorunsuzca indiler ve Forum AVM'ye giriş yaptılar. İlk olarak karşılarında yürüyen merdiveni görünce gülüşmeler başladı. Yürüyen merdiveni duymuştular, ama hiç kullanmadıklarından onlar için bir eğlence olacağını düşünmüşlerdi ki hayranlıkla ona bakıyorlardı. 

  Melek bu fırsatı kaçırır mı? Bilmedikleri ve yaşamadıkları bu tecrübeyi AVM'nin tüm yürüyen merdivenlerini onlara kullandırarak yaşattı. Onunla da kalmadı, yürüyen merdivene nasıl binileceğini ve nasıl inileceğini tek tek gösterdi. Şimdi sıra AVM'nin koridorlarında dolaşan trene binmeye gelmişti. İlk defa tren o çocukları gezdirmek için AVM'nin tüm koridorlarına girip çıkmıştı. Bu onlar için büyük bir maceraydı.

  Artık sinemaya gitme vakti gelmişti. Çocuklara patlamış mısır ve su alarak sinemanın salonuna doğru yürümeye başladılar. İlk defa görecekleri salonun içindeydiler. Salonu uzun uzun incelediler. Filmin başlamasına yarım saat vardı. Melek, onları tanımak için tek tek kendilerini tanıtmalarını istedi.

  Herkes özgüven içinde ve göz temasını kesmeden kendilerini tanıttığında melek şaşırmıştı. Çünkü şehirde yaşayan çocukları gözünün önüne getirince şaşırması normaldi. Telefonun ve bilgisayarın esiri olmuş, insan ilişkisi azalmış bir nesil çevresinde görüyordu.

   Bu çocuklar film sonrası onu bir kez daha şaşırtacaktı. Film bitmiş, ışıklar açılmıştı. Çocuklardan biri melekten bir poşet isteyerek ellerindeki su ve mısır kaplarını poşetle topladı. Koltuklarından kalkan çocuklar koltuklara dökülen mısır tanelerini toplayarak koltuk temizliğini yaptılar.

  Melek hayale dalmıştı! Bu ne güzel topluca hareket etmektir? Bu ne güzel bir çevre temizliği ve bilincidir? Bu ne güzel bir vatandaş olma isteğidir?" deyip hayalini uzattı. "Acaba şehirdeki çocukları getirmiş olsaydı ne olurdu?" diye düşünmeden edemedi.

   Artık karınlar acıkmış ve çok istedikleri hamburgeri yeme zamanı gelmişti. Yiyecek tarafına doğru yürümeye başladıklarında çocuklar "Bu kadar çok yemek yerinin aynı yerde olması nasıl bir şey?" diye birbirleriyle konuşuyorlardı. Şaşırmışlardı; çünkü ilk defa görüyorlardı. 

  Melek aklından "Çok saflar, çok temizler! Telefonları ve bilgisayarları olmadığı için konuşmaları ve insan ilişkileri diğer çocuklara göre çok daha iyi, çok daha içten!" olduğunu geçiriyor, şehir çocuklarıyla kıyaslama yapmadan duramıyordu gördüğü saflığın, temizliğin, içtenliğin karşısında!

   Artık masaya oturmuş, önlerine yiyecekleri ve içecekleri gelmişti. Bardakların üstü kapalı olduğu için çocuklardan biri meleğimize: 

"Öğretmenim bunun içinde ne var?"

"Kola var."

"Gazlı içecek mi?" 

"Evet!" diye cevap verdi. 

"Niye böyle bardakta?"

"Burası kalabalık olduğu için yıkamak zor olur, diye tek kullanımlık bardaklar yaparak daha hızlı ve temiz hizmet vermek için yapıyorlar."

   Cevap onu tatmin etmişti olacak ki başka soru sormadı. Herkes küçük pakette bulunan ketçapları kullanmış, ancak mayonez paketine hiç kimse dokunmamıştı. "Tam olarak da ne olduğunu anlamamıştılar!" diye düşündü melek ve onlara mayonezi anlattı. Kendi kullansa da belli ki çocukların hoşuna gitmemişti.

  Herkes masalara iki üç kişilik gruplar oluşturacak şekilde oturmuş, hamburgerlerini yemeye başlamıştılar. Melek iki erkek çocukla oturmuştu masaya. Yan masadan kız çocuğunun dediğini rahatlıkla duyuyordu. "Aaa, hamburger böyle bir şeymiş! Bak, iki köfte ve marul var! Melek bunu duyunca çok etkilenmişti. Çok değişik duygulara kapıldı ve bunu atlatmak çok zordu. Artık o çok istedikleri hamburgeri yemişlerdi. Meleğin onlara başka bir sürprizi daha vardı. 

  "Haydi kalkın, başka bir yere gidiyoruz!" dediğinde çocuklar hep bir ağızdan: 

  "Başka bir yer daha var!" demesiyle gözleri parlamıştı. Meleğin sürprizi 'Şamata Oyun Salonu'ydu. Çocukları orada görmek, her şeye değmişti. Melek günün yorgunluğunu onların gözünde gördüğü o sonsuz mutlulukla unutmuştu. Artık günün sonu gelmiş, onların yaşına uygun aldığı kitapları hediye etmişti. Onların söylediği sözü hiç unutamıyordu. 

"Öğretmenim biz sizi hiç unutmayacağız!" 

   Evet, ben de buna inanıyorum; o çocuklar o meleği hiç unutmayacaklar. Çocukluğunuza bakarsanız ne demek istediğimi anlayacaksınızdır!

   İşte ben size iyi insanı tarif edemedim belki; ama bana göre iyi insanın nasıl olması gerektiğini anlattığıma inanıyorum. İyi ki varsın! İsminin açıklanmasını istemediği için yazmadım! Yoksa yazmayı çok istiyordum!

O benim gözümde iyi insan olmanın yanında Nadir bir Melektir.

Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2007 Kuzey Ekspres | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.