• BIST 97.587
  • Altın 144,246
  • Dolar 3,5616
  • Euro 4,0057
  • Trabzon 15 °C

ÖĞRETMENLERİMİZ

ÖĞRETMENLERİMİZ
Ömer Faruk Ciravoğlu yazdı...

Bugün köşemi, Ömer Faruk Ciravoğlu’na tahsis ettim. Ciravoğlu, bugün Trabzon sokaklarını arşınlayan dostumuz Özer Ciravoğlu’nun kardeşidir. Ömer Faruk, 1960’lı yıllarda Trabzon Lisesi’nde okudu. Daha sonra Trabzon’dan göçtü.
1971’de TİKP (Türkiye İşçi Komünist Partisi) davasında yargılandı. 1974 affıyla salıverildi. 1975 yılında tekrar tutuklandı ve beraat etti. Sendikacılık yaptı. 1978 yılında kurulan TİKP’nin Trabzon İl Başkanı oldu. 12 Eylül’den sonra tekrar tutuklandı.
Ömer Faruk, Aydınlık, Cumhuriyet gazeteleri ve çok sayıda dergide yazdı. Firar Röportajlar, Amsterdam Yazıları ve Mültecinin Ölümü adlı kitapları bulunmaktadır.
Aşağıda, Ömer Faruk’un Trabzon’dan Öteye yapıtında yer alan Öğretmenlerimiz başlıklı Trabzon Lisesi anısını aktaracağım.
***

ÖĞRETMENLERİMİZ

Ortaokul ve liseyi kentimizde, Trabzon Lisesi’nde okudum. O dönemde dersler sabahtan akşama kadardı. Sabahleyin dört ders, öğleden sonra iki ders yapardık. Müdürümüz Adil Teoman, geleneğin kuşkusuz rafine sürdürücüsüydü. İnce bağlanmış kravatı, takım elbisesi içinde her zaman şık. Sert ama zorba değil.
Hikmet Demirçelik, Adil Teoman’dan sonra müdür olmanın dezavantajını yaşadı sanırım. Münazarada Nazım Hikmet’ten şiir okudum diye disiplin kuruluna onun döneminde sevk edildim. “Savaşların kazanılmasında maddiyat önemlidir”i savunuyorduk ve ben, “Kara Yılan” şiirini nedense seçmişim tezimin savunmasında. İkinci soğukluk budur. İfadem alındı, sonrasını anımsamıyorum bile.
İdareci ve Resim Öğretmeni Zühtü Ellezoğlu, ona bugün bile konduramadığım; sınıf arkadaşımızı, o gün şapkası yok diye tokatladı. Şapka takmak zorunluydu. Olay ciddi bir sorun oldu. Felsefeci Fahri Bey (Topal Fahri) hocam olmadı hiç. Ama hep saygı duyduğumu anımsıyorum. Oysa bize derse gelmeyen hocalarla pek işimiz olmazdı, tavrımız da olmazdı.
İsmail Hakkı Bey’in “dürzüler” sıfatını benimsemiş gibiydik. Kopya çektiğinden şüphelendiklerine “başından dumanlar tütüyor” derdi. Ders saati boyunca peygamberin hayatını, İslam’ın şartlarını anlatır, teneffüste dersi işlerdi. En yüksek notu 7 idi. 10 Allah’ın, 9 peygamberin, 8 benim, 7 sizin derdi.
Remzi Doğar, (Aga Remzi) mahalle komşumuzdu, babamı da tanırdı. Bu yüzden daha bir yakın ilgilenirdi benimle. Mahallede misket oynarken görmüş, sınıfta tahtaya kaldırarak ceplerimde misket aramıştı. Yelek cebindeki köstekli saati ona yakıştırılan, “aga” lakabını haklı kılardı.
***
Hayri Bey, (Tek daşak Hayri derdi bütün Trabzon) sert ve disiplinli Beden Eğitimi öğretmeniydi. Bizlerin bu dersi küçümseyip, kaytarma çabalarımızı kesinlikle hoş karşılamaz, ikmale bırakmakla tehdit ederdi. Ders sırasında laubali davrananları sopayla kovaladığı sıkça olurdu. Trabzonspor’un başarılarına temel olan Trabzon Lisesi’nden çok sayıda sporcu yetişmesinde, onun katkıları inkar edilemez kuşkusuz.
***
Fizikçi Ford Osman, dersini anlatır giderdi. Onunla pek ilişki kurulamazdı. Toto Hayati de Fizikçiydi. En gırgır hocalarımızdandı. Çoğunlukla bunu belli etmemeye, tatlı sert davranmaya çalışırdı ama onu çözmüştük. Çok hoş diyaloglar kurardık.
Güner Hanım, İngilizce hocamızdı. Bütün sınıf ona aşıktı. Yazılıda 10 alana çikolata verirdi. 9,5 alınca kavga ederdik. Öğrenciliğim süresince not sorunum olmayan dersin hocasıydı. Öğretmenlikten ayrıldı. Özlediğim nadir hocalardan da biri oldu. Hostes olduğunu duyduk.
Nidayi Karsan’ın dersleri o dönemde ilk saatlerdi. Uykulu gelir, giderek açılırdı. Sonradan öğrendim; meğer geç saatlere kadar içkili lokantalarda oyalanır ya da iskambil partileri uzun sürermiş… Çolak Haşim, balık avına meraklı bir hocamızdı. Bir eli takmaydı. Balık avında dinamit elinde patlamış derlerdi. Diğer elinin de parmakları kısa ve küttü. Bu eliyle kulaklarımızı sıyırtan tokatlar atar ve canımızı fena yakardı.
Kimya Hocamız Selahattin abi, mahalle komşumuzdu. Aslında İlkokul Öğretmeniydi. Dışarıdan derse gelirdi. Hep geç kalır, bu yüzden de, “Yaz kardeşim aş iki es o dört (H2SO4)” diye sınıfa adımını atar, zil çalana kadar anlatırdı. Az buçuk Kimya bilgimi ona borçluyum. Bize Kimya’yı sevdirmişti. Pek ufak tefek bir yapısı olan arkadaşımız Ahmet’e, “ciciran kuşu” derdi.
Kamil Bey de fakülteyi yeni bitirmiş çiçeği burnunda Müzik Öğretmenimizdi. Aksanı vardı ve ilk başlarda dalgaya almaya çalışmıştık. Büyük şehirde okumuş köy çocuğu idi. Sonraları ısındık karşılıklı.
-Evladım ses veriyorum, tooo, tooo, derdi.
Kemanında bu notayı yakalayarak,
-Dooo, dooo ses verirdik.
Zor beğenir, bir noktada pes ederdi. Genellikle klasik çalar ve bize sevdirmeye çalışırdı. Israrımız güncel parçalar üzerine olurdu. Bazen kırmazdı bizi.
***
Ömer Faruk Ciravoğlu’na, o günleri bize tekrar yaşattığı için teşekkür ediyoruz.

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
  • Ölümü hiçe saydı17 Mayıs 2017 Çarşamba 13:44
  • Meteoroloji'den yağmur uyarısı16 Mayıs 2017 Salı 14:38
  • Eski bakanın ağabeyi, kiracısı tarafından öldürüldü16 Mayıs 2017 Salı 14:35
  • Acil servise baltalı saldırı16 Mayıs 2017 Salı 12:40
  • Sözde ve özde gazeteciler!14 Mayıs 2017 Pazar 13:08
  • Jetler vurdu, 10 terörist öldürüldü!14 Mayıs 2017 Pazar 12:00
  • YALNIZLIK SENFONİSİ10 Mayıs 2017 Çarşamba 17:00
  • Berat Kandili Mesajları: Edilecek ibadetler neler10 Mayıs 2017 Çarşamba 12:43
  • UFAK ŞEYLER09 Mayıs 2017 Salı 13:06
  • Boğazına 6 metrelik inşaat demiri saplandı08 Mayıs 2017 Pazartesi 17:54
  • Tüm Hakları Saklıdır © 2007 Kuzey Ekspres | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.