• BIST 89.282
  • Altın 145,513
  • Dolar 3,6363
  • Euro 3,8917
  • Trabzon 11 °C

Okyanusu geçiş

Okyanusu geçiş
Yeni dünyalara doğru yelken açmak, dev dalgaların arasında bilinmez maceralar her denizseverin içindeki ‘gizli pusula’ olsa gerek...

Gece gündüz, dev dalgalar arasında, ıssız bir karanlıkta yol alırken, bazen sancak tarafından küpeşteden su girecek gibi teknenin yatışı, ara sıra da olsa nerdeyse fırtınaya yakın değişken rüzgârlarla, hepsi açık yelkenlerle bitmez okyanus swell – sivelleri ve güçlü akıntılarda koca tekne ile sağa sola savrulan bir ceviz kabuğu gibiyiz.
Akdeniz’i geçip, Kanarya Adaları’na kadar 1000 millik seyirde, bitmez sıcak altında rüzgârdan ve dalgadan başka ses yok. İnternetten yoksun, telefon, televizyon – haber, dedikodu, çekiştirme ve özellikle son yıllarda AKIL TUTULMASI yaşatılan, günlük devasa değişken olaylarla beşik sarsıntıları geçiren ülkenin karamsarlığı yok.
k2-003.jpg
BAŞKA DÜNYALARA YELKEN AÇMA
Çağdaş denizciliğimize ufuk açan ‘her denizcinin içinde gizli bir okyanus yatar’ diyen Sadun Boro, Osman Atasoy, Alim Sür, Haluk Karamanoğlu ve Ekrem İnözü dahil tüm üstatları anarken, İspanya’dan ayrılıp o devasa heybetine baktığımız Tarık dağı - Cebelitarık’ı sabaha karşı geçip, dev gemiler arasından rotayı Afrika kıyılarına çevirdik.
Güneş panelleri ve rüzgârgülünden aldığımız enerjilerle dolan aküler sayesinde elektrik sorunumuz yok. Keza arıttığımız deniz suyu ile 1 tonluk tankımız her zaman dolu gibi ve zamanla işimiz kalmamış gibi sulara karıştığımızdan beri, yol boyunca uçan balıklar ve yunuslar etrafımızda, gün boyu bizle arkadaşlık yaparken, düşüncelere dalıp okyanus hayallerimin gerçekleştiğini hissetmek başka dünyalara seyahat gibi. Hava karardığında, oto pilota bağlı radar ve ICE (gemi tanıma sistemi) ile takibe aldığımız teknelerin cılız ışıkları tek hayat simgeleri.
ki.jpg
KUZEY AFRİKA’NIN EN BÜYÜĞÜ

Akdeniz’den ayrılıp Cebelitarık’ı geçtikten sonra, Moracco – Fas’ın yeniden yapılmakta olan Tanca limanına yaklaştık. Çağdaş – medeni batı toplumları ile aradaki farkın hemen göze battığı İslam dünyasının – hemen herkesin Fransızca konuştuğu, Kuzey Afrika’nın en büyük bölge gücü, otuz yıldır yakından tanıdığım Fas tam bir tezatlar ülkesi. Her şey dahil önemli marina bedeli ödediğimiz limanda kimin neyi idare ettiği, ne yaptığı belirsiz. Avrupa’ya düzenli sefer yapan yolcu ve yük gemileri ile iç içe çoğu geçen asra ait eski - devasa balıkçı gemileri üzerinde batıya kaçmak için fırsat bekleyen binlerce genç işsiz Afrikalı genç mültecilerden korkumuz ve her biri ayrı ücrete tabi, değişik resmi formaliteler yüzünden tekneden pek ayrılamıyoruz.

KANARYA ADALARI CENNET GİBİ
Hemen yanımızdaki, gerçekten pislik yuvası denebilecek balık pazarından aldığımız koca mezgitler gibi, bir akşam öncesi lokantada, beğenerek sipariş verdiğimiz bozuk çıkan zeytinler yüzünden zehirlendik. Uzun yolculuk sonrası, Polis, gümrükçü dahil resmi görevli görmeden içinde alışveriş merkezli, her şey dahil - günlüğü € 28 olan fevkalade güzel, marinaları ile Avrupa medeniyeti Euro zone - Kanarya Adaları cennet gibi. 2014 verilerine göre yaklaşık 4.6 Milyon turist ile, € 18.3 Milyar ada ekonomisi katkısı, bizim Turizm bakanlığı ve sözde bir şey yaptığını sanan pazar yöneticilerini utandırır nitelikte.
k5-001.jpg
VOLKANİK TAŞLAR ÜZERİNE KURULU

Grand Canary adasında son durak, küçük fakat Pasito Blanco marinasında rahatımız çok iyi.  Günlüğü € 35, kiraladığımız araba ve daha da önemlisi – sınırsız mobil internet paketi ile her yerde, dünya ile irtibatı sağlarken, sözde büyük, bizim turizm projelerini yerin dibine sokarcasına görkemli ve kupkuru volkanik taşlar üzerine kurulu fevkalade planlı, sayısız dünya mutbakları ile – her tarafı gerçekten tertemiz Kanarya Adalarında hayat, senelerdir ‘kalkınma gayreti’ içinde sürünen, hala çoğu yerde halka açık temiz tuvaleti bulunmayan Türkiye’den ucuz.

EN İYİ LOKANTADA ZEHİRLENME!
Medeniyetin sonu Kanarya adalarından sonra güneye doğru keza uzun yolculuk sonrası varılan, Batı Afrika karşısındaki Fas’tan biraz daha düzgün gibi. Son hazırlıklar yapılırken, Ali Osman Ulusoy – ATATÜRK kültür merkezi açılışı için bir haftalığına gittiğim Avrupa’dan eski Portekiz Kolonisi Cape Verde Adalarına, üç günde dört uçak değiştirerek geri dönüşüm, 2. Dünya savaşında – Güney Afrika ile önemli ticari ilişkiler yüzünden Havaalanları yaptırtan İtalyan diktatör Musssolini sayesinde gerçekleşti.  
Cape Verde’nin sonuncu adası, nüfusunun çoğu işsiz ve çocuklarının yalınayak - yokluklar beldesi Mindelo’da ekip ile buluştuktan sonra 20 kilo balık ve bulabildiğimiz tek meyve 28 kiloluk yeşil muz dalı ile ayrılmadan önce, adada sözde ‘en iyi’ denen lokantada 1.5 saat bekledikten sonra (aşçı, yemeklerimize malzeme bulabilmek için gece yarısı arabası ile 2 kez alışverişe çıktı), yarısını köpeklerle paylaştığım yemekten zehirlenişimden habersizdim.    
Eczane benzeri yerden, soğuk algınlığı diye aldığım C vitamini ve öksürük şurubu fayda etmedi. Üçüncü gün halsizlikle başlayan durumum çok kötüye dönüştü, yemekten – içmekten kesildim.  Nasıl bir mikrop kaptıysam hakikaten ‘ölümcül’ durumum herkesi korkuttu.  Sağlık sigortan bile olsa, helikopter dahil hiçbir yardım umudunun olmadığı okyanus ortasında bu tür durumlara kimsenin hazırlıklı olmayışı kötü bir kabus başlangıcı idi. Biraz gözü kara – gerekirse olası temel sağlık problemlerine karşı eğitim alınması mecburi bu tür uzun seyahate, bizim gözü kara çıkmamız yanlıştı, lakin yapacak bir şey yoktu - geriye dönüşün de katkısı olmazdı. Herkesin çok korktuğu durumum karşısında yapacak pek fazla şey yoktu.

EBOLA OLABİLİR KORKUSU
Yoga ve ölüm oruçları tecrübelerimle, ısımı aynı tutma adına termal iç giysilerimle vücut sistemimi uykuya yatırdım. Tekne günlerce fırtınada yüksek dalgalarla boğuşurken, bende buzdolabının kapısını açtığımda havada uçuşan yumurtalar ve ocaktan perende atıp çöp kutusuna düşen çaydanlıklar dahil, herkes gibi birkaç kez takla attım. Uyurken çalkantılarda yataktan düşmemek için bağlandığımız süreçte, temel gıdam süt ve meyve suyu oldu.  
Bir haftanın sonuna doğru ilaçlarım bitmişti, lakin durumum daha da kötüleşirken, eksik olmasın İhsan Kalkavan dostum - yanlış etkisi olur diye vermekten çekindiği 1000 mg’lik ağır Alfacin’in tabletlerini almama ve zorla da olsa, bir şeyler yemeğe zorladı. Onuncu gün sonunda, ilaç ve yemek etkisini gösterdi, bir ara belki ebola bile olabilir diye korktuğumuz hastalığı yendim, ağzımın tadı yerine geldi birazda olsa sıcak yemeklere başladım.    
k6-001.jpg
TRİNİDAT-BARBADOS-GUADELOUP

Doğudan - batıya Atlantik geçişleri çoğunlukla, yaz sonunda Karayib üzerinde oluşan alçak hava basıncı ile oluşan Hurricane – Kasırgalar yüzünden, normalde Kasım sonrası başlar. Lakin, seyahatimizi düzenli olarak gölge gibi takip eden Sedat kaptandan aldığımız hava raporları ile ilkin Trinidad olarak hesapladığımız rota, daha sonra Barbados ve okyanusun tam ortasında nihayetinde biraz daha kuzeye doğru - Guadeloup olarak değişti ve mesafe birkaç yüz deniz mili olarak fazlalaştı.

TEKNEDEKİ KÜÇÜK KÜTÜPHANE
Yolculuk boyunca Ercan Hanbey’in verdiği Atatürk ve Trabzonspor bayrakları ile donatılı yaşam alanında, her gün defalarca tekrarlanan Genove-Cenova, Mizan, Flog ve balon benzeri yelken çeşitleri, bağlandıkları direk, ek boomlar, devamlı kontrol edilen motor, jeneratör, rüzgargülü, güneş panelleri ve  amperleri ölçülen aküler gibi sürekli destekledikleri radarlar, bilgisayarlar, uydu antenler, elektronik cihazlar, vhf-radyolar, el telsizleri, buzdolapları, oto pilotlar yanında, ocak tüpleri, havalandırmalar, atık suları - sintineler, halatlar, makaralar, arabalar vs., benzeri terimleri, ip – gemici düğümleri şekilleri vs., hakkında denizcilikle ilgili teknedeki küçük kütüphanede fevkalade faydalı kitaplardan faydalanıldı… Nazan Bekiroğlu’nun Trabzon’da yaşayan Fars – Acem asıllı aileyi konu alan, gayet akışkan bir dille yazılmış ‘Nar ağacı’ kitabı ise hastalığım boyunca ilaç gibi geldi.
k3-002.jpg
AKINTIYA KARŞI MÜCADELE

Onbinlerce parçadan oluşan çift direk bir yelkenlide – çoğu yabancı kaynaklı ‘yüzlerce’ terimleri öğrenme yanında, bozulduğunda tamir için ufak tamirhane sayılabilecek alet – takım çantaları ve motor kayışından – cıvatasına dek (özellikle Kanarya adalarında ‘kayış sıyırmasına karşın’ eczaneden aldığımız çocuk pudrası)  yüzlerce ‘yedek’ parçaların, birebir tüm tekneye yayılmış hangi dolaplarda olduğunu ezberlemek, bazen aniden kopan halat, yelkenleri onarım için çok önemli idi.  
Okyanusun en büyük sorunu ‘nem’ ve her şeyin nerdeyse ıslak olması (geceleri bazen % 95 oranında). Sıkça hiç haber vermeden yağmurla gelen fırtına ile birlikte, akıntıyı da tam kafadan alıyoruz. Üstüne üstlük - yan taraftan gelen debisi yüksek swell – siveller ile yol almamız pek mümkün olmuyor. Hele yelkenlinin önü metrelerce yüksek dalgalarla inip kalkarken, halimiz taşan nehir sularına kapılmış ufak ağaç dallarından farksız.  

KRİSTOF KOLOMB’DAN BERİ!
Lakin yine de düzgün havalarda, gündüz sahilden binlerce mil uzaklıkta bize eşlik eden kuşlar, sıkça bazıları güverteye takılan uçan balıklar, yunuslar ve bulutsuz gecelerde bazıları kayan – milyonlarca ışık yılı uzaklıkta sadece bıraktıkları izi görebildiğimiz kuyruklu yıldızlar, arada bir kırmızı ışıklı uyduları algılayabilmek - tarif edilemeyecek, akıl sınırlarını zorlayacak eşsiz derinlik ve güzellikteki gökkubbe ile hakikaten başka bir alemindeymişiz hissini uyandırıyordu ve zamanlama açısından – Kristof Kolomb’dan beri – hiç kimsenin pek yapmadığı ‘Ekim sonu’ geçişi, biraz zorda olsa ilk TRabzonlu, TRabzonsporlu (ve TRabzon Liseli), TÜRK armatör olarak tamamlayabilmek güzel bir duygu.
k4-001.jpg
GUADELOUP’TA MEDENİYET

Tam bir karmaşa diyarı, Arap ülkeleri – Batı Afrika, Cape Verde aksine, Atlantik’in diğer yakası, karaya çıktığımız Fransa toprakları sayılan Guadeloup’a vardığımızda, medeniyet başladı. Ülkeye giriş, çıkış, gümrük vs., tüm resmi işlemleri marinadaki bilgisayarda, kendi başıma tamamladıktan sonra, birkaç günlük dinlenme ve pervane değişimi için tekneyi askıya aldıktan sonra, seyahatim yol boyu ani yağmurlarla perişan olduğumuz ‘survival’ programının yapıldığı tezatlar diyarı Dominik Cumhuriyeti adasında son buldu. Dün gece, uzun bir uçuştan sonra ‘Mother earth – Dünyanın anası’ Avrupa’ya dönüş gerçekleşti.

OKYANUSU SOLO GEÇİŞ
Her zorluğun arkasında bir hayal olması, onun hayat boyu nasıl kurgulanabileceğine dair deneyimlerde bulunulması çok önemli. Her tarafı su le çevrili ülkede, çocukları gemicikleri ile birden zengin olan yöneticilerin, bu çağda hala denize küs politikalar yerine gelecek nesillere örnek olma adına, gerekirse her kıyı merkezine teşvik amaçlı eğitim merkezleri açmalı. (En güzel örneği Kanarya adalarından ayrılmadan önce, son marinada gördüğüm devletleri tarafından sübvanse edilip ‘okyanusu solo geçiş’ dersleri alan yüzlerce tekneler arasında hiçbir Türkün bulunmaması, sözde G20 arasındaymışız diye, kahve laklaklamaları yapar boşa övünenlere - gerçekten YUH dedirtecek kadar UTANÇ verici idi).
Hayatın gerçek anlamını kavrayamadığından olsa gerek, kadını, başka düşünceyi aşağılar – çağdışı biat dinDAR güruh yerine ‘Çağdaş, Türkiye insanlığı’ için, ilkelerini seçtiği Atatürk ve ona hayranlığı doğrultusunda, ölene dek çalışmayı tercih etmiş, başkalarının çoğu boş işlerine koşmaktan ailesine ve kendisine zaman ayıramayan, uzun yıllar; Türk Donanma Vakfı Başkanı, TOBB  Asbaşkanı, Trabzon Ticaret Odası Başkanlığı gibi keza Trabzonspor kurucu başkanı, Ali Osman Ulusoy adına başlattığım Avrupa ATATÜRK Kültür merkezleri zincirleri paralelinde, belki de yeni hedefim: Tüm ülkeye örnek olabilecek TRabzon – TRansAtlantik Yelken yarışları sponsorluğu.

DENİZCİNİN İÇİNDEKİ GİZLİ PUSULA
Herhalde ‘The Meaning of life - HAYATIN ANLAMI’ bu olsa gerek. Bizi biz yapan: insanlık ve 13.800 yıllık geçmişi ile çağdaşlık adına ilme ve bilime dayanması gerek, din, mezhep, tarikat, cemaat farkı gözetmeksizin Türklük değerlerimize katkı adına, uçsuz bucaksız okyanusu aşmak, yeni dünyalara doğru yelken açmak, dev dalgaların arasında bilinmez  maceralar her denizseverin içindeki ‘gizli pusula’ olsa gerek.

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
  • Mayalar diyarı PERU!25 Ekim 2015 Pazar 09:00
  • Tezatlar ülkesi Bolivya24 Ekim 2015 Cumartesi 10:20
  • Güney Amerika’nın en uzun ülkesi: Şili18 Ekim 2015 Pazar 14:49
  • Güney Amerika’nın en uzun ülkesi: Şili18 Ekim 2015 Pazar 08:04
  • Sürprizlerle dolu Uruguay03 Ekim 2015 Cumartesi 09:31
  • Rüyalar şehri Buenos Aires13 Eylül 2015 Pazar 07:35
  • Tangocuların diyarı ARJANTİN12 Eylül 2015 Cumartesi 07:35
  • Latin Amerika’nın EN BÜYÜĞÜ08 Eylül 2015 Salı 14:16
  • Tezatlar ülkesi BREZİLYA08 Eylül 2015 Salı 14:15
  • Çanakkale'den ölümsüz kareler18 Mart 2014 Salı 13:50
  • YERİN KULAĞI
    • Güzellik salonu beğenilmedi!
    • MHP büyüyecekmiş!
    • Meral Akşener’in 17 Nisan iddiası!
    • Trabzon futbolu bitmiş!
    • Koray Aydın’ın ekibi!
    • Evetçi 100 MHP’li bulamazlar!
    • Birinci yalnız kaldı!
    • İnternet sitesinin anketi!!
    • K. Ersun Yanal  hayranı medya!
    • Futbol zirvesine Sümer neden gitmedi?
    1/20
    Tüm Hakları Saklıdır © 2007 Kuzey Ekspres | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.