• BIST 91.069
  • Altın 219,079
  • Dolar 5,7671
  • Euro 6,5586
  • Trabzon 26 °C

ORTANCA

Havva GÜNAYDIN LAKUTOĞLU

Zengin Bellamy ailesinin ve onların hizmetinde çalışan hizmetçilerinin maceralarını anlatan bir dizi vardı. Ablamlar seyrederdi. Dönem siyah ve beyazlı yıllar…

Dizi, Yukarıdakiler ve Aşağıdakilerdi.

Aşağıdakilerin yani fakir olanların ve yukarıdakilerin yani zengin olanların farkını ortaya koyan bir dizi; Ben kitabından yola çıkarak sadece şunu belirtmek istiyorum, zengin ya da fakir olsun aslında hepimizin benzer çok noktası var.

Tabi ki çok fazla da farklılıklarımız var. Zengin para ve lüks yaşam ile itibar gören, Fakir ise sefildir.

Toplumun zengine bakış açısı yukarılardadır.

Fakiri hiç görmemesindedir. Yani aşağıdadır.

İnsanların paraları artarken, küçülüyor mu ne?

Konumuz Ortanca.

Ortanca nedir?

Arada kalandır.

Ortanca büyükle küçük arasında kalandır.

Bu günlerin en popüler kelimesi “ortanca”

Elinden hiçbir şey gelmeyenin başvurduğu bir yöntem vardır, alay etmek.

Alay etmek karşı tarafı incitmek için söylenir.

Ya da kendi statüsünü, popülerliğini ve etkisini artırmak için bazıları bu yola başvurur.

Alay etmek her halükarda kötülük için yapılan ya da bilinçsizce yapılan bir davranış şeklidir.

Yaşanılan toplumsal bir acının üzerinden espri hatta alay etmek de sanırım psikolojik bir sıkıntı olsa gerek.

Hem ortanca ile hem de fakirlik ile dalga geçmek ise bence karşılığı olmayan bir acayip haldir.

Sanırım bazı insanlar evden çıkmadan yürek yiyerek işine gidiyor.

Zekâ düşünme yeteneğidir.

Zekâ hayat şartlarına ve ortama uyabilme yetisidir.

Bergson der ki, “Aklın takipçisi gibi olan zekâ aslında akıldan önce teşekkül etmektedir.”

Anlı, şanlı, namlı yaşamak şımarık olmayı değil, insan olmayı işaret etmelidir.

Soyluluğu güçte değil, benliğinde yaşayabilmeli insan.

Meşhur ya da ünlü olmakla şımarık olmak arasındaki ince çizgiyi bilip, namlı ve namzetli olmayı da bilmelidir insan.

Biz bazı insanları çok mu önemsedik ne?

Bir dönem televizyonlarda bilmem ne kadar dolara satın aldığı saatini anlattı bir ünlü. Günlerce konuşuldu. Hatta ne kadar doğal, ne kadar esprili, ne kadar sempatik diyenler oldu maalesef.

Sonra aynı ünlüyü arabalarının markası ve fiyatları ile çıktığı programdaki ukalalıkları ile izledik ve konuştuk. Yine cana yakın, sevimli bulanlar oldu.

Ayrıca aynı programda çok şeffaf olduğunu söyleyip bağırsağındaki dışkısının bile gözüktüğünü söyledi. İnsanlar onu bu sözleriyle de doğal buldu. Ve alkışladı.

En son ortanca hanımı ve oğlunu alıp İstiklale gittiğini söyledi sonra da fakir halkın yas için karanfil bıraktığını ama kendisinin gül bıraktığını söyleyerek kahkaha attı.

Biz nelere gülüyoruz sahi.

Güleriz ağlanacak halimize.

Biz takım elbise giyince elini cebine sokanları hep önemsedik.

Biz ukalaları hep sevdik.

Bilgiçlik taslayanlar bize nedense hep akıllı geldi.

Biz vasıf denilen olguyu hep geri planlara attık.

Hep güç ve para dedik ve bu hallere geldik.

Yas üzerinden espri yapacak kadar kendimizi kaybeder olduk.

Yapılan daireler, projelerden sonra insanoğlu bazı şeyleri söylemek ve yapmayı kendinde hak mı gördü acaba?

Büyük dağları yarattığını mı zannetti dersiniz?

Bu tarz insanların gösterişçi, kendini metheden davranışlarının sebebi nedir acaba?

Bir ülkenin bence sanat, siyaset, iş camiası toplumun yansımasıdır…

Keşke konuşurken hiç değilse iki kere düşünüp bir kere söyleyebilsek. O zaman belki ağzımdan daha doğru kelimeler çıkar.

  • Yorumlar 1
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    Tüm Hakları Saklıdır © 2007 Kuzey Ekspres | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.