• BIST 103.937
  • Altın 162,758
  • Dolar 3,9590
  • Euro 4,6423
  • Trabzon 17 °C

PAF YA DA UNDER

Ali Rıza Keskinalemdar

1980’lerin ortalarına gelindiğinde ANAP iktidarının da yüklenmesiyle ülkedeki futbol sahalarının çimlerinde düzelme yaşandığı gibi futbol takımlarının da tesisleşmesi hızlanmaktaydı. İstanbul’da “3 büyük takımın” bütün maçlarını oynadığı İnönü Stadyumu, Ali Sami Yen Stadyumu’nun yeniden ve yıllardır yarı bitmiş halde bekleyen Fenerbahçe Stadyumu’nun açılmasıyla sadece Beşiktaş’a kalıyordu. Buna rağmen Beşiktaş henüz daha Fulya Tesisleri’ne kavuşmamış, antrenmanlarını beton gibi zemini olan Çırağan Sarayı’nın kuzey tarafındaki bahçesinde –Şimdi Çırağan Palace  Kempinski Oteli’nin havuzunun olduğu yer- kurulu tarihi Şeref Stadı’nda yapmaktaydı.

Trabzonspor 1983-1984 sezonunda 6. şampiyonluğunu da henüz bir tesis sahibi olamamışken kazanırken; antrenmanlarını amatörlerden boş bulabildiği sahalarda yapıyordu. Bazen Ziya Bey Sahası’nda… Şu an otel yapımı nedeniyle molozların döküldüğü Boztepe’deki sahada… Şimdilerde A.S. Özyazıcı Stadı olarak anılan havaalanı falezinin altındaki çamur deryasında… Kavak Meydanı’nda… Hatta Trabzon Lisesi’nin futbol sahasında… (1976 Ağustosunda, Anadolu’ya ilk lig şampiyonluğunu getirmiş efsane kadroyu, başlarında A. S. Özyazıcı varken, antrenman yapmak için geldikleri Trabzon Lisesi’nin bahçesindeki ağaçların altındaki banklarda oturarak, yaptığımız maçın bitmesini beklemelerini hiç unutamam.)

Aralık 1984’de bugünkü tesislerine kavuşan Trabzonspor’un bundan sonrasında (2010-2011 sezonunda çalınan şampiyonluğu saymazsak) bir lig şampiyonluğu olmadı.

ÖN MAÇLARIN YARARI

Trabzonspor henüz daha 2. Ligde iken bütün amatör maçlar Avni Aker’de oynanır ve karşılaşmalar para ödenerek izlenebilirdi. Şu an Yavuz Selim Sahası olan yer, Kavak Meydanı olarak anılan, kale direkleri bir var bir yok olan, daha çok amatörlerin antrenman yaptığı saha idi.

Hatta 2. Ligdeyken Trabzonspor maçları öncesine bir amatör lig maçı konulur, amatörler dolu tribünlere oynar; bu da maçlardaki mücadele gücünü ve kaliteyi artırıcı etki yapardı.

Benzer etkinin belki de daha güçlüsünün, 1980’li yılların ortalarında –tam anımsamıyorum ama- birkaç sezon devam ettirilen 1. Lig (Şimdiki Süper Lig) maçı öncesi aynı takımların PAF Ligi (Profesyonelliğe Aday Futbolcular Ligi) için söylemek mümkündü. PAF Ligi oyuncuları hem daha konsantre olmuş şekilde maça çıkarlar ve kendilerini dolu tribünlere göstermek isterler hem de maça gelenler muhtemel Trabzonspor forması giyecek oyuncuları tanıma ve ayırt etme şansına sahip olurlardı.

Bu oyuncular içinde elbette en yanılmadığımız Hami Mandıralı olmuştu. Hami Mandıralı’yı ilk kez 18.11.1984 tarihinde İstanbul Fenerbahçe Stadı’nda oynanan Fenerbahçe – Trabzonspor lig maçından önce sahaya çıkan PAF takımları maçında izlemiş (PAF Ligi karşılaşmasında Hami Mandıralı çok güzel oynamış ve -yanılmıyorsam- 3 şık gol atmış, maçı da Trabzonspor PAF takımı 5-1 kazanmıştı) ve Hami Mandıralı için “gelecek sezon kadrodadır” demiştim. 1985-1986 sezonunda Hami Mandıralı 17 yaşında A takım kadrosuna girmeyi başarmıştı.

EFSANE KADRO ALT YAPI ÜRÜNÜ MÜYDÜ?

Kendi için düzgün bir antrenman yapacak sahayı bulamayan Trabzonspor’un 1970’lerin ortalarındaki efsane kadroyu ortaya çıkartabilecek alt yapıyı besleyecek olanakları da yoktu. Bu kadronun çekirdeğini, gerek yöneticiliği gerekse de başkanlığı sırasında Trabzon dışındaki işadamlarının ofislerini, Trabzonspor’a yardım amacıyla, deyim yerindeyse “kapı kapı dolaşmak” durumunda kalan Salih Erdem zamanında 2. Lig şampiyonluğunun kazanıldığı sezondan başlayarak, Trabzon amatör futbol takımlarında oynayan oyuncular ile buradan sivrilerek Sebat Gençlik, Rizespor ve Erzurumspor gibi yakın çevredeki profesyonel futbol takımlarında oynamak durumunda kalan oyuncular oluşturmuştu.

Çoğunluğu Trabzon’un evladıydı, evladı olmasına da “kariyerlerine” bakıldığında hiçbirinin “Trabzonspor Alt Yapısı”na uğramışlığı bile yoktu. Zaten Trabzonspor’da da “alt yapı” Özkan Sümer’in girişimleriyle 1972’de kurulduğuna göre böyle bir olasılık da çok zayıftı. Bu nedenle, Türkiye Futbol 1. Liginde şampiyonluğu ilk kez İstanbul’dan Anadolu’ya taşıyarak devrimi gerçekleştiren Trabzonspor’un “efsane kadrosu”nun oyuncuları “Trabzon’lu ve yerlinin yerlisi” olmalarına karşın, bir Trabzonspor Alt Yapısı ürünü değil, o dönemlerde çok güçlü olduğunu düşündüğüm Trabzon Amatör Ligi takımlarından yetişme oyunculardı.

Bu düşünceme en güzel örnek, Cumhuriyet İlkokulu’nun (Şimdiki Kaledibi İlkokulu) toprak bahçesinde oynadığımız çekişmeli mahalle maçlarına hakemlik yapan, Çimentospor 2. Amatör Lig’de şampiyonluk mücadelesi verirken her maçını izlediğim ve “Neden Trabzonspor’a almazlar” diye isyan ettiğim, mahalleden komşumuz “Turgay Abi”nin (Turgay Semercioğlu) sonraki günlerde Trabzonspor’a transferiyle, yanılmadığım için duyduğum sevinçtir.

KAÇ OYUNCU SAYABİLİRSİNİZ?

Trabzon ölçeğinde “futbolun merkezine” bu kadar uzakta yer alıp, İstanbul’a ekonomik ve toplumsal yaşam anlamında kafa tutmak hem yürek işidir hem de çok büyük bir çabayı gerektirir. 1970’lerin ortalarında daha küçük olan ekonomik makas açıklığının giderek büyüdüğü ve “futbolcu için cennet” tanımlamasının beyinlere “çekim merkezi” olarak kazındığı İstanbul’daki “üç büyük takımdan birinde oynama hayali” hem Trabzonspor’u yönetenleri hem de –bırakın “yerlinin yerlisi” olmayanı­– “yerlinin yerlisi”nin yerlisinin bile “rüyalarını süslemekte” olduğu  bir ortamda Trabzonspor’da hem yöneticilik yapmak hem de teknik direktörlük yapmak çok zorlaşmaktadır.

Hal böyle iken 1984 yılından sonra orijin olarak alt yapıdan yetişmiş ve futbol tarihine adını yazdırmış kaç oyuncu sayabilirsiniz ki? Trabzonspor’un 1984 yılından sonra şampiyonluğa en çok yaklaştığı 1995-1996, 2004-2005, 2008-2009 ve (şampiyonluğunun çalındığı) 2010-2011 sezonlarındaki kadronun içinde Trabzonlu ve alt yapı orijinli oyuncu sayısı iki bilemediniz üçtür.

2008 yaz sonunda Alt Yapı Koordinatörlüğü görevine getirilen Sadi Tekelioğlu’nun o zamanlar Ligtv’de yayımlanan “Bordo Mavi” adlı programa verdiği röportajda “Bu oyuncuların başarılı olması mümkün değil. İstanbul’daki yaşıtlarından daha az şey görüyor ve yaşıyorlar. Alt yapının İstanbul’a taşınması gerekir” sözleri esasında alt yapının geçmişteki başarısızlığının bir tescili iken gelecekteki verimsizliğine de acı bir şerh koyacak kadar anlamlıydı. Aynı Tekelioğlu 2013 yılında Yavuz Atalay özel röportajında “Alt yapı bir kurtuluştur. Ancak Türkiye’de hiç alt yapı olmadı” diyerek sorumlu olduğu alana neşter vurulması gereğini açık açık ilan edecekti.

DÜNYA ŞAMPİYONLUĞU “KADERİ” DEĞİŞTİRİR Mİ?

Trabzon Erdoğdu Lisesi’nin Guatemala’daki “Dünya Liselerarası Futbol Şampiyonluğu”nu kazanması, hepsi birer alt yapı oyuncusu olan bu gençler üzerinden yapılan “yerlinin yerlisi” ve “alt yapı” edebiyatının yeniden alevlenmesine yol açmışa benziyor.

Bu gençlerin şampiyonluk sonrası gazetede çıkan ve üzerlerinde künyeleri yazan toplu halde çekilmiş şampiyonluk fotoğrafını kesip sakladım. Kimisi Trabzonspor’un U17 takımında kimisi U19 takımında… Türkçesi için zahmete girilmemesi ya da uluslararası uyum nedeniyle artık alt yapı takımları “Under” diye adlandırılmakta.

Trabzon Erdoğdu Lisesi’ni ve Trabzonspor alt yapı oyuncularını başarılarından dolayı kutlarken, adları yazılı fotoğraflarını sakladığım alt yapı oyuncusu gençlerin gelecekte Trabzonspor A takımında yer alıp alamayacaklarını ve futbola damgalarını vurup vuramayacaklarını merak etmeye devam edeceğim. Yoksa geçmişte yaşadıklarımızı yeniden mi yaşayacağız?

 

 

Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2007 Kuzey Ekspres | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.