• BIST 106.239
  • Altın 161,321
  • Dolar 3,8713
  • Euro 4,5671
  • Trabzon 15 °C

PARİS LOUVRE MÜZESİ’NDEN TRABZON İSKENDERPAŞA CAMİİ’NE

Gürol Ustaömeroğlu

Fransa’nın Başkenti Paris’teki Louvre Müzesi’ni ilk ziyaret ettiğimde ilk dikkatimi çeken unsur sanat eserleri değildi. Müzenin girişini oluşturan ve ana binanın mimari tarzının tamamen dışında olan cam piramit idi dikkatimi çeken unsur.
Louvre Müzesi 1200’lü yıllarda Barok Mimari Tarzda inşa edilmiştir. Tipik Fransız Saray Mimarisine sahiptir. Binanın müze olarak tadilat görmesinden sonra binaya 4 adet cam piramit eklenmiştir. İşte yukarıda bahsettiğim ve girişi oluşturan cam piramit bunların en büyük olanıdır. Avlunun tam ortasında yer almakta ve içinde helezon bir merdiven barındırmaktadır. Bu merdiven piramit içinden alt kata inmekte buradan da müzeye girilmektedir.
Tamamen modern mimari etkisindeki bu cam piramitlerin Barok Mimari’ye sahip sembol bir yapıya eklenmesi Fransa gibi tarihi eserlere gözü gibi bakan bir ülkede şüphesiz tartışmalara yol açmıştır. Bu tartışmalar zamanın Cumhurbaşkanı Mitterand’ı eleştiriye kadar gitmiştir. Buna rağmen kamuoyu kısa zamanda bu değişimi benimsemiş ve bu piramitler Louvre Müzesi’nin en belirgin sembollerinden oluvermiştir.
Louvre Müzesi’nin sahip olduğu Barok Mimari Tarz’daki yapıdan yaklaşık 300 yıl sonra Trabzon Merkez’de zamanın Valisi İskender Paşa tarafından yaptırılıp adının verildiği İskenderpaşa Camii inşa edildi.
Cami’nin gerek tarihi değeri, gerekse bulunduğu konum Trabzon’daki birçok camiden daha çok ilgi görmesini sağlamaktadır. Özellikle cuma ve cenaze günlerinde cami normal kapasitesinin çok üzerinde ziyaretçi kabul etmektedir. Hatta cuma günleri açıktaki avlusu bir yana Atatürk Alanı’nın cami önündeki bölümü dahi ibadet yeri olarak kullanılmaktadır.
Hal böyle iken mevsimsel şartlar camideki ibadetleri etkileyebilmekte, özellikle cenaze törenlerinde mağduriyetler yaşanabilmektedir. Kızgın yaz güneşi ve yoğun kış yağışları özellikle cenaze namazlarını olumsuz etkilemektedir. Cenazenin kendisi dahi yoğun yağış altında avludan cenaze aracına kadar su içinde kalmaktadır.
Buraya kadar yazdıklarımdan şöyle bir sonuca doğru gitmekte olduğumu anlamışsınızdır. Ortada tarihi bir cami var. Bu cami gerek konumu gerekse tarihi değeri ile ilgi görmektedir. Ancak kapasitesi bu ilgiyi kaldıramamaktadır. Özellikle açık avlusu yağışlı mevsimlerde mağduriyet yaratmaktadır. Bu avlunun bir şekilde koruyucu örtü ile örtülme zorunluluğu vardır.
Burada 2 kilit soru vardır;
    •    Örtü ne tür bir malzeme ile olmalıdır?
    •    Caminin tescilli yapı oluşu bu örtme işine mani midir?

Sondan başa doğru gitmek gerekirse, caminin bugün dahi kullanılma şekli aslına uygun değildir. Bunu ilgili uzman meslektaşlarım ve sanat tarihçiler daha iyi açıklarlar elbette ama ben de yeri gelmişken üzerinde durmak istedim; Mesela son cemaat yerinin kuzeyinde yani giriş cephesinde bulunan alüminyum doğrama kasalı cam pencereler caminin asıl mimarisinde yoktur. Belli ki zaman içinde buralar soğuktan korunma ve daha fazla cemaate hizmet vermek amacı ile kapatılmıştır. Bu örnekler Trabzon’daki birçok camide mevcuttur ve bunların bir kaçı son yapılan tadilatlarla aslına uygun halde bir başka deyişle cam pencereler kaldırılarak adı gibi son cemaat yeri olarak yeniden düzenlenmiştir. Zarif oymalı sütunlar ortaya çıkarılmış ve kent dokusu içinde de camilere bir derinlik kazandırılmıştır. Kent merkezinde bu konuya en bariz örneklerden bir Konak Camii’dir.
Ayrıca hatırlarsınız; İskenderpaşa Camii’nin batı tarafında ilave bir ibadet yeri daha vardı. Uzun yıllar burası çok basit bir sundurma görünümündeydi. Son yıllarda camiinin son cemaat yerinin cephesinin çok ama çok kötü bir kopyası bu sundurmaya da yapılmıştı. Bu cephe son derece uydurma bir görüntü olarak gözleri ve tarihi değeri yormaktaydı. Hatta Atatürk Alanı Düzenleme Projesi gündeme gelmeseydi bu uydurma cepheli sundurma caminin bir parçası gibi hizmet vermeye devam edecekti. Atatürk Alanı Projesi uygulamaya geçince bu uydurma sundurma kaldırıldı ve cami aslına uygun hale dönmeye başladı. Yani demem odur ki bu nadide caminin tarihi değeri ve tescil derecesi yukarıda saydığım bu uydurma ilavelere mani olamadı. Üstelik buna bir de minberden kaldırılan koç başını da ekleyebiliriz.
Demek ki mesele ibadet olunca bazen yapının tescil derecesi göz ardı edilebiliyor, kanun nizam ikinci plana atılabiliyor.
Oysa benim naçizane önerim bir mimar olarak hepsini kapsıyor. Yani hem kanun nizama hem ibadete hem de mimariye saygılı bir örtü önermekteyim.
Burada caminin tarihi değeri ile yarışmayacak yani caminin kötü bir kopyası olmayan hatta mümkünse son derece modern bir örtü sistemi düşünülebilir. Mesela asma germe yöntemine sahip bir çadır son derece modern ve işlevseldir. Buna en iyi örneklerden biri de Ankara Karşıyaka Mezarlığı Cami’dir. Bu caminin önündeki tören ve ibadet avlusunun üzeri germe çadır sistemi ile örtülmüştür. Bu örtü hem yaz güneşi hem yağışlı mevsimlerin etkisinden korumakta, ibadetlerin sorunsuz yapılmasını sağlamaktadır.
İskenderpaşa Camii’nin kuzey avlusu böyle bir örtü sistemini mecburi kılmaktadır. Estetik ve modern bir örtü caminin sanat değerine mani olmayacaktır. Aksine caminin mimarisine ve sanat değerine vurgu yapacaktır.
Tıpkı Barok Mimari’ye sahip Paris Louvre Müzesi’nin önündeki son derece modern cam piramidin yaptığı gibi.
Peki bu işin mali boyutu nedir, nasıl karşılanır?
Mali boyutunu bilemiyorum. Ama nasıl karşılanacağının işi yapmak niyetiyle doğru orantılı olduğunu söyleyebilirim. Yani yeter ki yapılmak istensin. Gerisi kolaydır.

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2007 Kuzey Ekspres | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.