• BIST 89.113
  • Altın 146,730
  • Dolar 3,6439
  • Euro 3,9308
  • Trabzon 10 °C

PENCERE AÇILIR, İÇERİSİ KOMPLOYLA DOLAR

Ali Rıza Keskinalemdar

Komplo, düzen kurmak, düzenek hazırlamak demektir, kısaca. Eğer ilişkilerinizde açıklık yoksa ya da işlerinizi kapalı kapılar ardında yürütüyorsanız, bir şekilde yürütmek zorunda kalıyorsanız, “komplonuzun”, “komplo”yla karşılaşması kaçınılmaz olabilir.

 

Daha önce geçen yılın kasım ayında içinde silahların ve patlayıcıların bulunduğu iki geminin uğrak limanının İskenderun, taşınan malzemenin hedefinin ise Suriye olması tartışılırken; bu kez İHH’nin bir TIR’ının Hatay / Kırıkhan’da “içinde silah ve patlayıcı var” iddiasıyla savcılarla durdurulması; ancak Valilik makamınca “araçtaki kişilerin doğrudan Başbakanlığa bağlı çalıştıkları”ndan bahisle, aramanın önlenerek, TIR’ın “kayıplara karışması”, ardından da hükümet kanadından “içinde Türkmenlere giden insani yardım vardı” açıklaması sırasında İHH Başkanı’nın da bu operasyonu “İsrail komplosu” olarak değerlendirmelere “katkı”da bulunması, işi dallanıp budaklandırıp ortada bırakacaktı.

 

Önceki olaylarda olduğu gibi, bu olaydaki gerçeği de hiçbir zaman öğrenemeyecektik.  Mesela “insani yardımın” Sünni Türkmenlere mi, yoksa Alevi Türkmenlere mi gittiğini, hiç bilemeyecektik.

 

Belki de hiç bilmemiz gerekmeyecekti; önümüzden geçen yığınla TIR’ın nereden gelip nereye gittiğini bilmediğimiz gibi…

 

Vakıf, “Ancak asılsız haberlerin yayınlanmasından 1 saat gibi kısa bir süre sonra kolluk kuvvetlerinin ve resmi makamların tespitleriyle haberde yer alan asılsız iddiaların doğru olmadığı ortaya çıkmıştır.” diyerek tuhaf bir açıklama yapsa da,  “cemaat” ile ilişkilerinin kuvvet bağıyla “devlet”inkinin arasındaki gidip gelmeleri hakkında şimdiye kadar çok bilgimiz olmadığı gibi, bundan sonra da kafamızda bazı soru işaretleri bırakıp, unutulmaya terk edilen bir çok şeyin akıbetine uğraması kaçınılmaz olacaktı sonuçta.

 

Aklımız, elbette “devletin işini, fakirin gidişi”ni anlamaya yetmeyecekti!

 

HERKES KENDİ İŞİNE BAKACAK

 

Lafa giren ilgili ilgisiz, yetkili yetkisiz kişilerin, konuşmasını bitirirken sarf ettiği “herkes kendi işine bakacak” söylemleri, son TIR olayında ne kadar hayata geçti dersiniz?

 

2937 sayılı Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanunu’nun 4. Maddesinde 7 bent halinde sayılan MİT’in görevleri arasında bir TIR’a kılavuzluk görevi yer almadığı gibi, maddede görev tanımları sonrasında “MİT’na bu görevler dışında görev verilemez ve bu teşkilat Devletin güvenliği ile ilgili istihbarat hizmetlerinden başka hizmet istikametlerine yöneltilemez” ifadesi çok net bir görüntü vermektedir. Bir tek, 4. Maddenin f bendinde ise “Milli Güvenlik Kurulu’nda belirlenecek diğer görevleri yapmak” şeklinde vücut bulan görev tanımı, MİT’e diğer 6 bent dışındaki farklı bir görev yükleyebilmektedir.

 

Bu bende dayanılarak, MİT’e MGK’nca böyle bir kılavuzluk görevi verilip verilmediğini doğrusu bilemiyoruz. Çünkü devlet sırlarını bilebilme olanağımız yok ancak Hatay Valiliği’nin TIR’ın aranmadan serbest bırakılmasına ilişkin yazısına bakıldığında, böyle bir görevlendirmeye rastlamadığımızı söylemeliyiz.  

 

Pekâlâ,  bu durumda herkes kendi işine bakmış oluyor mu?

 

"İKTİDARIN OYLARINDA ARTIŞ VAR"; O ZAMAN BU TELAŞ NİYE?

 

İktidar partisi, 4 ayrı şirkete kamuoyu yoklaması yaptırmış ve oy oranının % 52’nin üzerinde olduğu sonucuna ulaşmış.

Oylar arttığına göre ortada “danışıklı dövüş”den bile bahsetmek mümkün. Saftirik “milli irade”nin bir kısmı da hevesleniyor; yolsuzluk, rüşvet, dolandırıcılık, iltimas, kayırma, kollama, dolap gibi olumsuzlukların “gırla” gittiğini sanıp, bunun “sandığa” yansıyacağını düşünüyor.

Oysa alan memnun satan memnun, nemalanan memnun hatta nemalanamayan daha da memnun, üstelik daha da umutlu… Ağızlarını ve ceplerini açmış, sıra bize de gelecek diye 12 yıldır bekliyor…

O zaman iktidarın telaşı neden diye sormak lazım… Niye cemaat ile arayı uyduracağına ya da yapacağını yapıp kalanı görmezden geleceğine “inlerine girmek”ten tutun da “ellerini kırma”ya kadar hiddet ve şiddet gösterilerinden medet ummaktadır?

 

Tahmin ediyoruz ama bu konularda ekstrapolasyon yaparak yeni mühendislik dalları yaratacak uzman kadrolarına sahip olamamak, biraz yutkunmamızı sağlıyor.

Geriye kala kala, buna da bizim zavallı beynimiz bir türlü basmıyor diyerek, karşıtları keyiflendirmek kalıyor işte!

 

KAÇAK GÖÇEK İŞLER OY DEPOSU MU?

 

RP’den 1994 yılında İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı’na aday olan Recep Tayyip Erdoğan’ın, “Üsküdar Emniyet Mahallesi’ndeki çocuk parkı tahsisli arsa üzerine yaptırdığı evi ile Sultanbeyli’de ormanlık arazide gecekondu gibi gösterilip yapılan 6 villanın kaçak olduğu, hatta ormanlık alana yaptırılan villalar için 10 ay hapis cezasına çarptırıldığı” hususu, yanılmıyorsam o zamanlar Milliyet’te bir gazeteci  tarafından ortaya çıkartılmış ve manşete taşınmıştı.  Haber seçim öncesi gündeme bomba gibi düşerken, çoğu kimse “bu haberlerin Erdoğan’ın yükselişini keseceği” düşüncesindeydi.

 

İstanbul’un en azından yarısı gecekondu ve kaçak yapılaşmayken, böyle bir haber seçmeni nasıl etkilerdi? Elbette beklentileri aynı yönde olanlar, gidip oylarını, kendi konumlarında olduğunu düşündükleri adaya atmalarını sağlardı. Nitekim de öyle oldu!

 

Bu haber çıktığında SHP adayı Zülfü Livaneli ile ANAP adayı İlhan Kesici yarışırken, söz konusu haberler ve arkasından Livaneli’nin “geçmişindeki komünistlik ve yurt dışındaki kaçaklık yılları”na eklenen bir de yeni aldığı evin “belediyeden düşük bedelle sağlandığı” konusundaki kara propagandanın etkisiyle  geçirdiği kalp spazmı nedeniyle hasteneye kaldırılması, ibreyi Erdoğan’dan yana çevirecek ve Recep Tayyip Erdoğan % 25 oy oranı ile en yakın rakibi haline gelen ANAP adayı İlhan Kesici’ye % 3 oy oranı farkıyla belediye başkanı seçilecekti. Livaneli’nin oyları ise % 20’lere gerileyecekti.

 

Halkımız kendinden yana olduğu sürece kaçak göçek işleri seviyor galiba… Çoğunun umurunda değil; orman, ağaç, çocuk park alanları, müzeler, çevre duyarlılığı ile imarı yapılmış düzgün inşaat alanları… Mesela, yukarıda bahsi geçen olayların nasıl sonuçlandığını merak eden de olmamıştır sanırım.

 

Sinekten ne kadar yağ çıkartırsan, o kadar kârdır felsefesi ana düstûr olunca, geriye söyleyecek laf da kalmıyor zaten.

 

Yazarın Diğer Yazıları
YERİN KULAĞI
  • MHP büyüyecekmiş!
  • Meral Akşener’in 17 Nisan iddiası!
  • Trabzon futbolu bitmiş!
  • Koray Aydın’ın ekibi!
  • Evetçi 100 MHP’li bulamazlar!
  • Birinci yalnız kaldı!
  • İnternet sitesinin anketi!!
  • K. Ersun Yanal  hayranı medya!
  • Futbol zirvesine Sümer neden gitmedi?
  • Evde yatıp para kazanacaklar!
1/20
Tüm Hakları Saklıdır © 2007 Kuzey Ekspres | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.