• BIST 83.067
  • Altın 146,530
  • Dolar 3,7912
  • Euro 4,0490
  • Trabzon 4 °C

PİYASALAR KİMİ SÖYLER?

Ali Rıza Keskinalemdar

“Piyasa” ya da “Piyasalar” dendiğinde aklınıza ilk gelen şey nedir?

“Piyasa” sözcüğü Latince’de kullanılan ve “geniş cadde” anlamına gelen “plateia” ile İtalyanca’da “meydan, çarşı” anlamındaki “pias, piazza”dan türetilmiştir.

İktisattan argoya kadar çok geniş bir kullanım alanı var “piyasa” sözcüğünün. Evdeki TDK’nun eski basım sözlüğüne itibar etmeden, ilkin, “müsait” ve “darbe” ile çok fena güncelleştirilen web sayfasındaki sözlükten arıyorum “piyasa” sözcüğünü. “Piyasa” sözcüğü için burada bir “sürpriz” ile karşılaşmıyorum ve “Satıcıların mal satmak için bir araya geldikleri yer, pazar; bir yol üzerinde gidip gelerek gezinme; alışveriş fiyatı, geçerli fiyat; arz ve talebin karşılaştığı alan; ortalık” anlamlarıyla ayrılıyorum sayfadan.

Sonra çok yararlandığım İlhan Ayverdi’nin “Misalli Büyük Türkçe Sözlüğü”ne geçiyorum. Bu sözlükte de sözcük için benzer tanımlamalar yapılıyor. Yalnız, iktisatta kullanılan“arz ve talebin karşılaştığı alan” açıklamasına Ayverdi ilginç bir şekilde “teorik alan” ifadesini ekliyor.

“Piyasa” sözcüğünden kalkarak birçok birleşik sözler ve fiiller elde etmek olası: Piyasa ekonomisi… Piyasa fiyatı… Piyasa şarkısı… Piyasa yeri… Piyasası düşmek… Piyasaya çıkmak… Piyasaya düşmek gibi…

 

PİYASALARIN SEÇİME BAKIŞI

Günümüzde artık bu sözcük, birleşik söz ve fiillere bir yenisinin eklendiğini kolaylıkla gözlemleyebiliyoruz: “Piyasaların seçime bakışı!

Daha önceki yıllarda da hiç kuşkusuz “piyasaların seçime bakışı” kavramı vardı. Ancak 12 Eylül darbesi sonrasında filizlenip 1990’ların ortalarından itibaren yukarı doğru ivme kazandırılarak, ağırlıklı olarak basın yayın organları gibi propaganda araçlarıyla, denizdeki sandalın içinde dalgaların yumuşak dokunuşlarının şıpırtılarıyla oltasını denize atmış balıkçının mest olmuş halinin, kocaman bir transatlantiğin yarattığı anaforun içinde bozulup gitmesi gibi, seçmenin de “hür iradesi”nin ipotek altına alınmasıyla karşı karşıya kalışımızın hikayesinin çok yeni olduğunu söyleyemeyiz.

“Kim len bu piyasalar” diye kendi kendinize söylendiğiniz ya da itiraz ettiğiniz olmuş mudur? Mesela 2002 yılında kişi başına ulusal gelirimiz 3,000 $ düzeyinde bulunduğunda “daha mutlu mesut” iken 2015 yılında 10,000 $’lık kişi başı ulusal gelir düzeyi yakalandığında, 7,000 $’lık farkı ballandıra ballandıra dinlediğiniz ama dönüp kendi hayatınıza baktığınızda “seyir ekonomisi”ndeki gelişme dışında hep kötüye gidişi gördüğünüzde, “bu işin sorumlusu” olarak aklınıza gelen şey olabilir miydi “piyasalar”?

Siyasi ya da ekonomik bir gelişme yaşandığında genellikle “piyasalar riski satın almıştı”, “piyasalar çok etkilenmedi”, “piyasaları vurdu”, “piyasalar tepkisizdi” v.s. türünden sıklıkla kullanılan söylemleri duymayan yoktur. Yoktur da, bu kadar laf kalabalığı arasında, piyasa yapıcıları, piyasa araçları ve piyasa oyuncularından kurulan düzen içinde siz kendinizi nerede görürsünüz? Bu “piyasa(lar)” sizin gönencinizi (refahınızı) nereden nereye taşımıştır?

 

VURGUNSAL GELİRLERİN DIŞINDAYSANIZ

 “Piyasalar”da “vur-kaç” tarzı “vurgunsal” ya da “rantsal” gelir yaratma yeteneğiniz yoksa, piyasalar sizin için “zenginin malı züğürdün çenesini yorar”dan başka bir anlam taşımaz. Hele ücretliyseniz, hele emekliyseniz “piyasalar” size “seyir ekonomisi”nden başka ne umudu sunabilir ki?

Hal böyle iken, “piyasalar”ın yaklaşan seçimlerde AKP’yi 276 milletvekili sayısını çok küçük bir farkla aştıracak, böylece olası bir “başkanlık sistemine” izin vermeyecek ve mevcut ekonomiden sorumlu bakanı da “iş başında tutacak” bir “ayar”ın zihinlere kazılıyor olması seçim sonuçları açısından size “mümkün” görünmekte midir? “Seyir ekonomisi” dışında, 12-13 yıldır sizin hayatınızda, 3-4 kat artan bir gönenciniz oldu mu?

İşte tam bu noktada CHP “seçim vaadi” olarak emeklilere “Ramazan ayında ve Kurban Bayramı’nda olmak üzere yılda iki kere” ikramiye vermeyi gündeme getirmesi, “Genel Başkan’ın noter onaylı taahhüdü” biraz komik kaçsa da bakalım seçmen nezdinde “nereden bulacaksın”dan çok “eyvallah”a mı dönecek?

Diğer yandan bu hafta sonu CHP hem seçim beyannamesini açıklayacak hem de 55 ilde önseçim yapacak. Önseçimin sonuçlarının partide nasıl iklim yaratacağını göreceğiz. Aynı zamanda “önseçim”in partideki “demokrasi şenliği”ni büyütüp büyütmeyeceğine de tanık olacağız. “Önseçim”li adayların seçimde sandıkta oy oranını ne kadar etkileyeceği de başka merak konusu.

 

“TEORİK ALAN” DARALIYOR

Daralan kar marjları çerçevesinde, vergi, kapitalist sistemin “sevilmeyenleri” arasında daha da ağırlıklı olarak yerini korumayı sürdürüyor. Gelişen teknoloji ile paranın uluslararası dolaşımı hız ve kıvraklık kazanmış durumda. Böyle olunca sermaye kendine daha verimli alanlar bulmakta güçlük çekmiyor ve dolayısıyla da iktidarlar sürekli sermayenin akışını hızlandıran ve onu ürkütmeyen politikaların çevresinde kümelenmekteler. Ülkemizde dolaylı vergilerin çok büyük bir orana ulaşması bunun sonucudur.

İş bu noktadayken, “piyasalar”ın rüzgarları emekten ya da dar gelirliden yana estirmesi mümkün müdür? Bakmayın siz bazı CHP’li aday adaylarının “asgari ücret 2,000 TL olacak” söylemlerine. Bu da “kredi kart borçlarını sileceğiz” söylemi gibi şimdilik ayakları yere basmayan bir “olmayacak duaya amin” söylemidir.

Ufukta çok net görünmeyen iktidar “pratik alanları”nın kafalarda yaratılmaya çalışılan “teorik alanları”nı da  mevcut iktidarınkilerle karşılaşıldığında fark olarak çok daralmakta muhalefet için. Dönüp dolaşılıp 2001 krizinde “şimdiki ekonomik başarıların temellerini attığı” söylenen Kemal Derviş’in kapısının çalınması, bunun bir kanıtıdır. Bu da “piyasalar”a güven vermek için gösterilen çaba diye algılanmalı.

 

 “İNANMAK” İLE “İNANMAMAK” ARASINDA

Muhalefetin “inanmışlık” hali Meclis’ten geçirilmeye çalışılan İç Güvenlik Paketi’nin son maddelerinin görüşmeleri sırasında da dikkatimi çekti. CHP ve MHP sözcüleri bu “paket”in faşistliğinden dem vurup geziyorlardı. Tepkileri doğru olabilir de oylama sonucuna bakınca, “bu yasa çıkmasın diye mücadele ettik” benzeri sözleri gülümsetiyor.

İktidar partisinin, kendisini garantiye alacağını düşündüğü bu “paket”i geçirirken TBMM’nde “uykulu, nöbetçili ve erketeli” milletvekilleri ile “yangından mal kaçırmaya çalıştığı” bir gerçek. Öyle ki son yoklamada CHP’li Akif Hamzaçebi’nin verdiği bir “oyalama önergesi”nin okunması, oylanması ve kabulünde yaşanan tam bir komediydi. Başkanlık katibinin ile başkan vekilinin uykusuzluktan dilleri dolaşıyordu ve iktidar milletvekilleri önergenin ne olduğunu anlamadan yanlışlıkla evet dediklerinde iş işten geçiyordu. Sonraki itirazları ise komedinin dozunu artırıyordu. Keşke bu oturumları canlı izleyebilseydik; kim bilir daha ne komikliklere tanık olurduk.

Bu son madde oylamasının sonucu 199 evet, 32 hayır oyu şeklinde açıklandı. Muhalefet sözcüleri hemen çıkıp “esip gürledi”!

Ancak salonda sadece 32 kişiydiler.

Yazarın Diğer Yazıları
YERİN KULAĞI
  • AKP’li vekillerin dal-çık bayramı!
  • Balta'nın pantolonu yırtıldı mı?
  • Usta’nın en iyi transferi Yanal’ı göndermektir!
  • Utku ve Hasan Bozoğlu!
  • Soylu’ya BJK forması!
  • Altuntaş’ın torpili!
  • ASKF’de kutlama!
  • Konsey toplantısı!
  • Sizi bu hale nasıl getirdiler?
  • MHP sürpriz yapabilir!
1/20
Tüm Hakları Saklıdır © 2007 Kuzey Ekspres | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.