• BIST 93.225
  • Altın 357,912
  • Dolar 6,7629
  • Euro 7,3503
  • Trabzon 10 °C

RENGİN KARA

Havva  LAKUTOĞLU

Ölmeden önce ölümü tanıyabilir miyiz?  
Ben küçükken gazetedeki ölüm ilanlarını bile okuyamazdım. Korkardım. Çünkü ölüm bir rüya değildi. Artık yok olup gitmekti. Ölüm yaşamı sona erdirendir. Yaşamın anlamı nefes alıp vermektir. Ölüm ise  silinmektir. 
Ama ölüm artık bugünlerde korkusunu yitirmiş, her gün bir kadının kapısını çalıyor.
Ve her gün bir kadını siliyor.

Her soluk alışımız, yaşadığımızın kanıtıdır. Ama bu soluk alıp vermeler, birileri tarafından kesiliyor. Sanki bedene can veren oymuş gibi. 
Bugün evdeyim. Yeni kitabımın kelimelerini bir araya getirmek için konsantre olmaya çalışıyordum ki telefonuma bir mesaj düştü. 
Güneş 31 yaşında kendinden 20 yaş büyük bir adam tarafından kaçırılıp zorla evlenmek zorunda kalmıştı. Kocası kumar borçları ve alacaklılardan kaçıp İstanbul’a gelmiş. Borçları karşılığında da Güneş kocası tarafından pazarlanmaya başlanmış. Güneş buna direnince de o cani kocası tarafından bir gece boğularak öldürülmüş.  Mahkeme devam ediyor ama koca haksız tahrik indirimi istemiş. Bakalım ne olacak. Kanım dondu. Boğazım düğümlendi.
Ölüm yeni bir yaşama açılan kapı mıdır? Neden sürekli kadınlar ölüyor ve öldürülüyor. 
Sürekli dejavu yaşıyoruz. Geçmişten kalan anıları işaret eden, de ja vu her gün bir kadının öldürülmesi ile tekrarlanıyor.
Hayat öldürülen kadınlar için bir zamanlama hatası gibi duruyor. Karşılarına öyle bir anda çıkıyor ki erkek denilen canlı , maalesef beyaz atlı prens değil de sanki kadınların zebanileri oluyorlar.  
Bugün 17.12.2019 Salı saat 10:12 öldürülen kadın sayısı an itibari ile 406.
Yarın gazetede bu yazı yayınlandığında kim bilir kaç olur?
Her gün bir kadın eksilip yok oluyor. Giden her kadının ardından sanki normalmiş gibi üzülmez oldu insanlar. 
Bu sapıklardan kaçmak, korunmak için ve cinnetlik anlarında yanlarında olmamak için, sığınacakları bir limanları olmayan binlerce kadın, o sapıklardan uzağa gitmek için neler vermez ki . 
Soruyorum bu kadınların yapmaları gereken nedir?
Nereye sığınmaları lazım?

Azrailleri siyah pelerin giymiş görünmeyen ruhani bir varlıktan daha korkunç elinde bıçağını göstere göstere gelen bir erkek.
Kadınlar sanki kendilerine “nasılsa öldürüleceğim” dercesine sus pus.
Sessiz bir ah çekiyorum…
Seslisi bir işe yaramıyor. Duyulmuyor çünkü.
Sessiz ahımı en azından iç sesim duyuyor. 
Yüreğimden bir dua ederken, beklide göğe ulaşma hızından daha çabuk yine bir yerlerde bir kadın öldürülüyor.
Çaresizlik ve yok oluş.
Size emanet edilen kızları için gözyaşı döken ana ve babalar, her şeyden sakındıkları kuzuları ve üzerine titredikleri kızları için sadece siz erkeklerden hikayenin mutlu başlayıp, mutlu bitmesini istedi.  Ya  düğününde saf ve koşulsuz aşkı arayan o kızlara, sizler ne yaşattınız? Hikayenin başlangıcında sonuna kadar ne verdiniz?  Sadece korku, acı ve ölüm.
Mutlu etmeyi beceremedin. O zaman sus ve utan!
Niye öldürüyorsun ki?
Kızgınlığın kime? Kızgınlığın geçtikten sonra neden kaldığın yerden sevmesini beceremedin ki?
Senin acizliğin sadece karına karşı şiddetinin güç gösterisi midir?
Nerde senin sevgin, huzurun ve sana duyulacak güven.

Keşke bir ressamın elinde tuttuğu fırça gibi o ressamın kalbindeki renkleri tuvale yansıtması misali seninde kalbinde renkler olsaydı. 
Senin tuvalin senin hayatın. Senin  renklerin ise sadece içinin rengi olan kara ve akıttığın kanın rengi kırmızı. 

 

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2007 Kuzey Ekspres | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.