• BIST 108.434
  • Altın 151,670
  • Dolar 3,6580
  • Euro 4,3278
  • Trabzon 16 °C

Sabah yürüyüşü ve Faruk Özak’ın telefonu!

Sabah yürüyüşü ve Faruk Özak’ın telefonu!

Dün Pazar olmasına rağmen erken kalkmıştım. Saat 06.30’u gösteriyordu. Tekrar yatayım mı yatmayayım mı? derken, eşofmanlarımı giydim, kendimi sahile attım.

Ganita sahillerinde, in-cin top oynuyor!

Sahildeki yeni düzenlemeyi inceleyerek yol almaya başladım.

Kanuni heykelinin yerleştirileceği yeni mekan düzenlenmiş, heykelin oturtulacağı kaide tamamlanmış. Geniş mekanın deniz tarafına yeni bir küçük liman yapılmış.

Küçük liman görsel açıdan iyi- güzel de, işlevi ne olacak onu merak ettim.

Limandaki su seviyesi ile üst bölge arasında 15 metrelik bir yükseklik var.

Üstteki, Sahil yolunun deniz tarafındaki yürüyüş parkurundan limanın alt bölgesine inmek için kademeli olarak 50- 60 merdiven yapılmış.

10- 12  merdiven iniyorsun limanı bir baştan bir başa saran 4- 5 metre eninde beton bir yol.

Yol’un deniz tarafı 3- 4 metrelik yüzde 80- 90 eğimli beton bir duvar. Sonra yine 3- 4 metrelik yol ve duvar. Sonra tekrar yine aynı dizayn!

En alt bölge ile deniz seviyesi arasında bir metrelik bir mesafe.

Liman’da öyle çoluk çocukla gezinti yapmak her babayiğidin harcı değil. Ayağın kaydı mı, gittin. Yol kenarlarına herhalde korkuluk falan koyulur. Liman içersinde yazları sıcaktan yürüyüşte yapılmaz. Adamı güneş çarpar!

Limana; o haliyle 10- 15 metrelik motor vs. yanaşamaz.

Kenarlara belki kayık çekilebilir.

Limanın içersinde su sirkülasyonu nasıl olur? Bilemiyoruz.

Hafif bir rüzgarla Ganita’da olduğu gibi limanını için çöp mü dolar? Bunu önümüzdeki süreçte göreceğiz.

Prof. Dr. Ali Özbilen’in dizayn ettiği, projelendirdiği karnı geniş U şeklindeki liman, görüntü olarak güzel.

Liman’da Ali Hoca’nın özlem duyduğu yüzme yarışları yapılabilir!

Hoca belki de limanı bu nedenle o şekilde dizayn etmiştir.

Hocayı görürsem, bu konuda bilgi alacağım.

Bu arada, şunu da söyleyeyim, limanın kuzeyi pek korunaklı değil. Karadeniz, o limanı dağıtabilir!

Balıkçı Polisler

Sahildeki sabah yürüyüşünü yaz mevsimi nedeniyle 4- 5 aydır askıya almıştım. Yürüyüş ekibinden Muhammet Sözen, geçenlerde ‘Neredesin? Rüştü abi ile ( Dr. Rüştü Araz) biz başladık’ demişti.

Belediye sahilde epey yenilik yapmış. Sahil Yolu’nun uç kısmının biraz doğusuna ana yoldan iki metre kadar alçakta epeyce geniş bir park yapılmış.

Parkta, yüzde yetmişi parke taş geri kalanı çim!

Bu bölgede pek korunaklı değil. Deniz, burayı da vurabilir!

Sahildeki son yürüyüşte deniz kenarındaki, kayaların üzeri insanlarla dolu idi!

Oltasını, misinasını alan orada idi!

Dün sabah iki- üç km.lik sahilde ya üç kişi ya da beş kişi vardı.

Bunlardan biri de resmi üniformalı bir Polis memuru idi.

Parktan aşağı indim. Polis memuruna epey yaklaştım. ‘Rastgele’ dedikten sonra ‘vuruyor mu?’ diye seslendim.

‘Henüz tık etmedi’ cevabını aldım.

Amatör balıkçılık zevklidir. Hem avlanırsın, hem de rahatlarsın.

Polis memurunun, sabahın erken saatinde balık tutması her yönüyle güzel bir olay!

Polisin orada olması, insanlara güven de veriyor.

Trabzon Emniyet Müdürü Feridun Boz, aslında sahil güzergahında vardiyeli balık tutma ekibi oluşturmalı.

Sahilde iki- üç bölgede polisin görünmesi; kayalıklar üzerinde, altlarında kafa çekenleri, uygunsuz sohbet edenleri rahatsız eder, caydırıcı olur.

Faruk Özak: Ben öyle söylemedim

İki saatlik sabah yürüyüşü sonrasında, duşumuzu aldık, 09.00 haberlerini dinlerken yarım saat kestirdik. Kahvaltımızı yaptık, gazetenin yolunu tuttuk.

Gazipaşa bayırını çıkarken, telefonumuz çaldı.

Arayan numara; 05058….10.

-Ben Çağatay Bali, abi evdemisin? Sayın bakanımız Faruk Özak görüşecek. Aktarıyorum’

Çağatay’a, ‘Yoldayım’ dedim. Ama, o telefonu Faruk Özak’a vermişti.

‘Hasan amca, O gazetenin manşeti ne öyle. O manşeti bizi zor durumda bırakmak için mi attın. Ben, ‘Terör Hükümetlerin sorunu değil’ diye bir ifade kullanmadım’

-‘Sayın bakan, arkadaşlar konuşmanızı teypten çözmüşler’

‘Alt başlıkta ve haberde tam olmasa bile söylediklerim yazılı. Arkadaşlar o bantı yeniden çözsünler. Konuşmamın bir cümlesini farklı anlam yükleyerek manşete taşımak doğru değil. O cümlenin üstü var, altı var. Şimdi, birileri o cümleden hareket ederek, bizi eleştirecekler. Bu doğru değil’

Faruk Özak ile bir süre görüştük.

Gazeteye geldim, haberi yazan Ahmet Çağlar Yıldırım’ı aradım.

Faruk Özak, sabahleyin Ahmet’i de aramış.

Ahmet, ‘sayın bakanım ne söylemişseniz, onu yazdım’ demiş.

Ahmet, ‘sayın bakan, neye itiraz etti tam anlayamadım abi. Ben tekrar kayıtı çözüp size atıyorum’ dedi.

Ahmet Çağlar’a, ‘Faruk bey, bu açıklamayı nerede yaptı. Yanında sizden başka gazeteci varmıydı?’ diye sordum.

-‘Abi, Ahmet Yoloğlu ile ben vardım. Ahmet, merkez ilçeyi manşete çekmiş. Bizde terör ile ilgili açıklamalarını. Merkez ilçe seçimleri ile ilgili görüşlerini biz de verdik’

Özak, ‘Terör hükümetlerin sorunu değil’ şeklinde bir cümle sarf etti mi etmedi mi?

Ahmet Çağlar, teyp ve görüntü kayıtlarını tekrar inceledi ve ‘Abi, sayın bakanın söylediklerini kelime kelime size aktarıyorum’ dedi.

Özak’ın ifadeleri şöyle;

‘Terörle ilgili hükümetimiz çok başarılı çalışmalar yaptı. Yıllardır süregelen bir mücadele. Çok dikkatli ve sabırlı olmak gerekiyor. Bunun hükümetin sorunu olmadığı ortaya çıktı. 25 yıldır kaç tane hükümet değişti. Her dönemde bu devam etti. Bizim görüşümüz şu; orada yatırım yaparsanız, Refah artarsa, orada kafası çelinen genç çocuklar dağa çıkmazlar.’

‘Bunun’, yani terörün hükümetin sorunu olmadığı ortaya çıkmış!

Gazeteler ve gazeteciler, özellikle hassas konularda daha dikkatli ve özenli olurlar.

Faruk Özak’ın, hassasiyetini anlıyoruz.

Ünlem (!) işareti ile bu ifadelerin anlamının, manasının değiştiğini söyleme şansımız yok.

Cümle yukarıda!

Ayrıca; sayın Özak’ın ifadesine farklı anlam yüklesek veya Özak, terörün uluslararası bir bela olduğunu söylediğini kabul etsek de ne değişecek!

Burada önemli olan;  AKP ve Özak’ın terör’e nasıl baktıklarıdır.

Sizce, nasıl bakıyorlar?

‘Amacını aştı’

KTÜ rektör başdanışmanı Prof. Dr. Ersan Bocutoğlu, geçtiğimiz hafta içersinde Trabzon İl Genel Meclisi’nin konuğu idi.

Ersan Bocutoğlu, il genel meclis üyelerine soyut da olsa bazı konularda duyduklarını ve bildiklerini anlattı.

Üniversite hocalarının büyük çoğunluğu teorik bilgilerle donanımlıdır.

Yani, işi pratiğe dökemezler. İstisnalar dışında dökme şansları da yoktur.

Teorik bilgiler pratiğe döküldüğünde yani uygulamaya konulduğunda değer kazanır.

Yoksa kağıt üzerinde kalır.

Gerçi, Üniversite hocalarının ana görevi bilgileri pratiğe aktarmak değil!

Yaygın medyada ekonomi ve dış politikada onlarca uzman nutuk atar!

Dünya’nın her yanı ile ilgili söylemlerde bulunurlar.

Görüş açıklayanların büyük çoğunluğu, aktardıkları bilgileri genelde yabancı kaynaklardan edinir, harmanlar ve pazarlar!

Mesela; Kafkasya’da olup bitenlerle ilgili görüş aktaranların önemli bir bölümü Kafkas tarihini bilmez. Bugün yaşananlardan habersizdir. Araziye gidip irdeleme, inceleme yapmamışlardır. Ama konuşurlar. Bizde dinleriz.

Türkiye’yi dünden bugüne sıkıntıya sokan, zor durumda bırakan Güneydoğu’daki olaylarla ilgili ahkam kesenlerin de çoğu diğerleri gibidir. Özellikle gazeteciler, yazarlar.

Bu gruba son dönemlerde bilim, ilim adamları, Üniversite hocaları da eklendi.

Bunlardan biri de Ersan Bocutoğlu’dur.

Bocutoğlu, İl Genel Meclisi’nde Aktütün karakoluna yapılan baskını ve güneydoğu olaylarını değerlendirirken, Orduevlerinin satılmasını dillendirmişti.

Gerekirse, orduevleri de satılır!

Ersan Hoca’ya ilk tepki gösterenlerden biri biz olduk.

Bir yazı yazdık. KTÜ camiasında yazıyı okuyup ta  ‘teşekkür’ etmeyen biri kalmadı.

Ersan Bocutoğlu’nu bir ‘bilge!’ olarak başdanışman yapan KTÜ rektörü Prof. Dr. İbrahim Özen bile başdanışmanına tepki gösterdi.

Özen, ‘Ersan Hoca’nın ifadeleri amacını aşan ifadelerdir. Askerimiz için karakollar kadar ordu evleri de gereklidir’ dedi.

Türkiye’deki bilim, ilim adamları hatta konunun uzmanı olarak nitelendirilen üniversite hocalarının çoğu, ne yazık ki okumuyor, araştırmıyor. Onlar da düzene ayak uydurmuş, gidiyorlar!

Üniversite demek; bilim, ilim, aydınlık, ışık, eleştiri, karşı görüş demektir. Üniversitelerdeki ışık kararmaya başlayınca tehlike sinyalleri de çalmaya başlamış olur.

Bana öyle geliyor ki, Türkiye’nin ana sıkıntılarından biri Üniversitelerin, ‘gerçek üniversite’ görevini yapmamaları veya yapamamalarıdır.

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
  • Avrasya ve Ömer Yıldız!27 Ocak 2016 Çarşamba 06:47
  • Belediye’ye haksızlık!26 Ocak 2016 Salı 06:47
  • CHP’nin yeni misyonu AKP’ye örtülü destek mi?22 Ocak 2016 Cuma 06:47
  • Kaşüstü’nde yapılacak Kavşak sorunu çözmez!21 Ocak 2016 Perşembe 06:47
  • Türkiye’de muhalefet iktidara çalışıyor!20 Ocak 2016 Çarşamba 06:47
  • Asım Aykan’ın reçetesi!19 Ocak 2016 Salı 06:47
  • Yeni Cumhuriyet yeni rejim!18 Ocak 2016 Pazartesi 06:46
  • Devlet Bahçeli nereye koşuyor?02 Aralık 2015 Çarşamba 06:47
  • İşgal yılları Trabzon S.P.Mintslov’un günlüğü! (1916-17)26 Eylül 2015 Cumartesi 14:58
  • Trabzon-Maçka'da Bir Prometeus: İlyas Karagöz19 Eylül 2015 Cumartesi 09:54
  • Tüm Hakları Saklıdır © 2007 Kuzey Ekspres | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.