• BIST 97.533
  • Altın 145,781
  • Dolar 3,5801
  • Euro 4,0019
  • Trabzon 17 °C

ŞABLON MİMARLIĞI VE KÜVETLER

Gürol Ustaömeroğlu

İsveç Kralı Carl GUSTAF birazda şaka ile karışık olarak banyoda küvetlerin yasaklanması gerektiğini söylemiş. Çevreci olduğu bilinen Kral bu düşüncesine gerekçe olarak da su sarfiyatını göstermiş.
Nereden nereye?
Mimarlık Fakültesindeki öğrencilik yıllarımızda kurnalı banyolarda yıkanırdık. Kurnada yıkanırdık ama mimarlık eğitiminde projelerin banyolarına yabancı marka şablonlarla küvet çizerdik. Küvet o dönemlerde batılılık ve modernlik idi. En azından bizler öyle algılardık. Bu küvetleri çizerken de gözümüzün önüne nedense hep köpükler içinde yıkanan yabancı artistler gelirdi. O artistler bir ellerinde kadeh, diğer ellerinde telefon ahizesi, bacaklarının yarısı Marmara’da bir ada gibi köpüğün dışında saatlerce küvet keyfi yaparlardı.
Batıda ve eğitimde küvet ısrarı yaşanırken geleneklerimizde, kültürümüzde ve banyo alışkanlıklarımızda ise “Duran su değil akan su makbuldür” düşüncesi hakimdi. Bu son derece doğru bir düşünce idi.  Çünkü kir bir an önce vücudu ve bulunduğu ortamı terk etmelidir. Oysa küvetteki su durağandı ve içinde saatlerce keyif yapan insanın kiri bu suyu kanalizasyon suyundan beter yapardı.  
Bunu dert eden ama batılılık ve medeniyetten ayrılmak da istemeyen tüketicimiz klozetlere taharet musluğu takma becerisini gösterdiği gibi kısa sürede bu soruna da çare bulmuş ve küvet içine plastik tabure koymuştu. Bir düşünün; yaklaşık 5 metrekarelik banyoların neredeyse yarısına küvet yerleştiriliyor, küvetin içine plastik tabure koyuluyor ve bu tabureye oturularak kurna başında misali yıkanılıyordu.
Günümüzde küvetlerin bir bölümü su ile masaj yaptıran jakuzilere, bir bölümü içine girilip ayakta duş alınan bir banyo malzemesine dönüşmüş olsa bile içinde taburede oturma alışkanlığı da devam etmektedir. Buna mukabil birçok mimar ve tüketici ise jakuzi ve küvet tasarımına pek girmemekte, bunların yerine duş kabinini tercih etmektedir. Zaten bu konuda pek çok işlevsel ve estetik uygulama da almış başını gitmektedir. Bütün mesele mimarın tasarım gücüne bırakılmaktadır. Mimarlık eğitiminin ve uygulamasının bir parçası olan “Form fonksiyonu izler” kuralı tam anlamı ile işletilmektedir.
İsveç Kralı GUSTAF’ın birkaç gün önceki yarı şaka yarı ciddi uyarısı dolaylı da olsa atalarımızın asırlar önceki banyo geleneğine gidip dayanıvermiştir.


2 MM’LİK MİMARLIK VE UYGULAMA

Bizler şablon küvet tasarımı yaparken bakın eloğlu nelerle uğraşıyor.
Sürekli izleyicisi olduğum bir belgesel kanalda İskoçya’daki bir ailenin ellerindeki sınırlı bütçe ile kendilerine yeni bir konut inşa etmeleri ele alınmıştı. Projenin mimarı ve prefabrik üreticisi Alman idi.
Konuta ait bütün detaylar mimar tarafından tasarlanıyor, Almanya’daki fabrika bütün prefabrik parça ve ekipmanı mimarın bu detaylarına göre üretiyordu. Ailenin anlaştığı diğer ekip ise  konutun inşa edileceği alanda alt yapı çalışmalarını yapıyordu. Bütün ekipler öyle senkronize olmuştu ki İskoçya’daki arsada konutun temeli ile Almanya’da üretilen temel üstü malzeme arasında boyut ve alan olarak en küçük bir hata yoktu sevgili okurlar.
Bu belgeseli heyecanla izlerken aklıma yıllar önce Trabzon’da dinlediğim bir anı geldi. Bu anıyı KTÜ’deki 20 yıllık konuk hocalığımda sürekli olarak öğrencilerimle paylaşmaktayım. Bir mimar olarak buradaki detayı çok önemsediğim için konunun geçtiği bazı mekan ve şahsiyetlerin isimlerini zikretmekte izninizle bir sakınca görmüyorum.
Trabzon’un önemli simgelerinden biri olan Özgür Otel malumunuz yıllar önce Trabzonspor Onursal Başkanı Mehmet Ali YILMAZ tarafından satın alınmıştı. Satın alma işleminin hemen ertesinde bir tadilat projesi başlatılmıştı. Proje ekibinde ben de vardım. İnşaatın yapım ve sorumluluğu YILMAZ’ın ablasının şu anda adını hatırlayamadığım eşinde yani eniştesindeydi. Bir iş günü şantiyede bir detayı tartışırken YILMAZ’ın eniştesi bir anısını anlatmıştı. Anısı şöyleydi;

“1965 yılında Of’tan çıkıp Almanya’ya çalışmaya gittim. Bir inşaat şirketinde şantiye işçisi oldum. Bir gün bir taşıyıcı kolon ( sütun ) kalıbı kurulurken kalıptaki işçi ile onu yönlendiren formen arasındaki bir konuşmaya tanık oldum. Formen yukarıdan şakulü uzatmış olduğu halde aşağıdaki işçiye talimat veriyordu. “2 cm sağa çek.”
İşçi de aşağıdan soruyordu;  
“İpin içinden mi, dışından mı?”
Bir düşünün sevgili okurlar;
Almanya’da, 1965 yılında, bir başka hesapla 50 sene önce benim doğduğum yılda bir kolonun düşeydeki terazisine verilen önemi düşünün lütfen. Koca binada 1 milimetre haydi bilemedim 2 milimetre kalınlığında ince bir şakul ipi kadarlık hassasiyeti içselleştirin ve bunu günümüz Türkiye’sine bağlayıverin. Bakalım bağlayabilecek misiniz?
Sevgili okurlar 50 yaşında, mesleğinde 28. yılını sürmekte olan bir mimarım.
Ben 21. Yüzyılda şu yaşıma kadar geleneksel yapım teknikleri kapsamında bir kolonun şakulünde yani düşey terazisinde 2 mm’lik ( milimetre ) bir hatayı sorun yapan bir inşaat sorumlusuna henüz rastlamadım. Hatta hata 2 cm ( santimetre ) olduğunda neredeyse şükredecek durumdayız.
Öyle ya;
Kalıpçının hatasını duvarcının, duvarcının hatasını sıvacının, sıvacının hatasını boyacının, boyacının hatasını mobilyacının kapatmaya çalıştığı bir sistemin temsilcileriyiz.
Bu meseleyi mimarlık ve inşaat ile de sınırlandırmamak lazım. Genel yaşamı gözünüzün önüne getirin bana hak vereceksiniz.

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2007 Kuzey Ekspres | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.