• BIST 107.324
  • Altın 143,294
  • Dolar 3,5602
  • Euro 4,1499
  • Trabzon 26 °C

ŞAKA MI KÂBUS MU?

Ö. Faruk Altuntaş

İnsanın inanası gelmiyor; Her gün birbiri peşi sıra uygulanan baskı politikaları ve toplumdaki tepkisizlik, sessizlik; şaka mı, kâbus mu ayırt etmesi zor geliyor!

            Aralarında gazeteci, sanatçı ve akademisyenlerin bulunduğu 100 aydın, 1 Kasım seçimleri için HDP’ye destek çağrısında bulunmuş ve yapılan açıklamada, çatışma halinin devamı ve Suruç’ta 32 kişinin katledilmesinde Sarayın sorumluluğuna değinilmişti.  

            Bu gelişme üzerine AKP Genel Başkan Yardımcısı Selçuk Özdağ, HDP’ye destek çağrısı yapan 100 aydın için çok sert tepki göstererek, bu çağrının, PKK’ya destek anlamı taşıdığını belirtmiş ve “yargılanacakları”nı buyurmuştur. Belli ki, Sultanından öğrenmiş ve durumdan vazife çıkarmada kimseden geri kalmak istemiyor! Atıp tutmak, tehditler savurmak prim yapıyor.

                                                                ***

            AKP Hükümetinin ve Sultan avanesinin medyaya yönelik saldırısı, 12 Eylül diktasına rahmet okutuyor. Askerin yönetime el koyduğu sıkıyönetim koşullarında dahi böylesi görülmedi.

            Ulusal ölçekte yayın yapan 40’ın üzerinde medya kuruluşunun, AKP hükümetinden ve Saraydan aldığı talimatlara göre yayın yapması yetmiyor, doğrudan bu organizasyonda yer almayan medya grupları susturulmaya çalışılıyor. Gazete patronlarına baskı yapılıyor, baskılar tehdit ve açık saldırılara varıyor, ancak kimsenin tıs dediği yok.

            Muhalif yayın yapan şirketler üzerinde yaptırılan mali incelemelere ve kesilen para cezalarına, susturulamayan gazetecilerin yıllardır çalıştığı gazetelerden kovdurulmaları eşlik ediyor.

            Ancak yine de yetmiyor. Fiziki saldırılar, yakıp yıkmalar başlıyor. Örneğin Hürriyet gazetesi gibi eski ve köklü bir basın kuruluşu, üst üste iki defa basılabiliyor, cam çerçeve indirilebiliyor. Saldırılara AKP gençlik kolları başkanlığı yapmış bir AKP milletvekili komuta edebiliyor. İktidar çevrelerinden yine tıs yok. Şaka mı, kâbus mu anlaşılmıyor, birbirine karışıyor.

                                                                  ***

               Şirketlere kesilen para cezaları, medya patronlarına verilen gözdağları, işten atmalar, gazete basmalar, cam çerçeve kırmalar… da yetmiyor. Hukuk ve yargı devreye sokuluyor. Onlarca, yüzlerce gazeteciye soruşturmalar başlatılıyor.

            Kimler yok ki aralarında!

            12 Mart 1971’den sonra yazısı nedeniyle hakkında ilk kez soruşturma başlatılan Hasan Cemal’den, yılların deneyimli gazetecisi Can Dündar’a ve Ahmet Altan’a kadar kimler yok ki?

            Şok Gazetesinden Kaan Özbek ve Orhan Duman, Millet Gazetesinden Sedat Gülmez ve Cuma Ulus, Posta Gazetesinden Secil Ş. Güler ve Mehmet E. Öztürk, Yurt Gazetesinden Başak Günsever ve Orhan Şahin, Bugün Gazetesinden Gökhan Çorbacı ve Temel Tunadalan, Özgür Gündem gazetesinden Reyhan Çapan ve Emine E. Keskin, Aydınlık Gazetesinden Murat Şimşek ve Mehmet Sabuncu, Birgün Gazetesinden Berkant Gültekin ve İbrahim Aydın…. terör örgütü propagandası yapmaktan yargılanıyor.

             Daha kimler, nelerden soruşturulmuyor ki; Nazlı Ilıcak, Ceyda Karan, Barış Atay, Banu Güven, Pelin Batu, Koray Çalışkan, Ferhat Tunç, Emre Uslu… medyada yaptıkları paylaşımlar nedeniyle yargılanıyor.

            Soner Yalçın Bilal’e hakaretten, Gültekin Avcı Cumhurbaşkanına hakaret ve terör örgütü üyeliğinden, Ekrem Dumanlı köşe yazısı nedeniyle silahlı terör örgütü üyeliğinden, Mehmet Baransu devlet güvenliğini ihlalden, Hidayet Karaca yazdığı dizi senaryosu nedeniyle terör örgütü yönetmekten yargılanıyor.

            Ve daha niceleri, terör örgütünden, devlet sırrını ifşa etmekten tutun, devlet yöneticilerine hakaret, terör örgütü propagandası ve üyeliğine kadar ipe sapa gelmez bir sürü iddiayla soruşturuluyor, kovuşturuluyor, yargılanıyor. Sonuçta Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütünün verilerine göre Basın Özgürlüğü alanında Türkiye’nin yeri 179 ülke içinde 154. sıraya kadar geriledi.

                                                   ***

En kötüsü, bütün bunlar yaşanırken, az sayıda liberali bir yana bırakırsak AKP’ye destek olmuş aydın, yazar, çizerden anlamlı bir itiraz gelmiyor; sokakta, işyerinde, mahallede beraber yaşadığımız, birlikte oturup kalktığımız AKP’ye oy vermiş kitlelerden anlamlı bir itiraz yükselmiyor.  Yıllardır kendilerine yapılan haksızlıklara karşı haklı olarak verdikleri mücadele ile savundukları demokratik özgürlüklere ve hukuk devletine ilişkin iddialardan ne çabuk vazgeçildi. Bunca yıldır ifade edilen özgürlük taleplerinin, hak, hukuk ve adalet arayışının çerçevesini “hep bana rabbena” anlayışı mı çiziyordu?

Birkaç hafta öncesinde yurt dışında yaşanan bir örnekten söz edeceğim. Almanya’da Anayasayı Koruma Dairesine ait dosyaları yayınladıkları için iki gazeteci hakkında “Vatana ihanet” iddiasıyla savcılık tarafından bir soruşturma başlatıldı. Peki ne oldu biliyor musunuz? Düşünce, ifade ve basın özgürlüğü ihlal edildiği için Başsavcı Harald Range görevden alındı. Basın özgürlüğüne, düşünce ve ifade özgürlüğüne baskı anlamına gelebilecek girişim, hemen anında önlendi.

Muhalif kesimlere yönelik hükümet baskısı, açık saldırılara ve zulme dönüştü. Zulümle abad olunmayacağı çok eski ve doğruluğu çokça sınanmış bir deyiştir. Zulme teslim olmamak bizim görevimiz ise, zalimlere destek olmamak, başta AKP’ye oy verenler olmak üzere herkesin görevidir.                                                 

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2007 Kuzey Ekspres | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.