• BIST 100.001
  • Altın 235,832
  • Dolar 6,1117
  • Euro 7,1864
  • Trabzon 25 °C

ŞEHZADE ŞERBETİ

Havva GÜNAYDIN LAKUTOĞLU

Demir hindi şerbeti, Hürrem şerbeti, sirkencübîn şerbeti, nar şerbeti, şehzade şerbeti duydunuz mu?
Ya da tattınız mı?
Limon, elma, ayva, kızılcık, nar, üzüm gibi içeceklerin suyunun sıkılıp şerbet haline getirildiği bu içecekler gül, amber, anason, misk gibi bitkilerle de aroması yükseltilip şifa niyetine içilirdi. Genellikle de tatlandırıcı olarak bal kullanılırdı.
Bugün gazlı içecekler, gazoz ve meyve sularına baktığımızda ise tehlike bangır bangır bağırıyor.
Ama biz neleri unutmadık ki?
Şerbetlerimizi hatırlayalım.
Bugün domates, elma, salatalık, fasulye… Birçok yiyeceğin tadının değiştiği günlerden geçiyoruz. Ve şikâyet ediyoruz. Sözde organik adı altında satılan yiyecekleri alıp üç katı para da ödeyip sadece içimizi rahatlatıyoruz.
Besin değerleri daha yüksek ve direnç arayış sebepleri bugünlerde maalesef karşılığında hastalıkları beraberinde getiriyor. Bizleri aşağılara çekiyor. Çünkü artık besin değerleri kaybolmuştur.
Tatlar kayboldu, çünkü insanlık kayboldu.
Ülkemizde yapılan tarım artık kapitalizmin bilimsel tarım adı altında tek ekimlik dayatması ile gerçekleşmektedir.
Eskiden bir portakal yiyorduk. Yetiyordu.
Şimdi yememek daha iyi sanıyorum; Portakal ne ile aşılanıyor. Kiminle melezleştiriliyor bilmiyoruz.
Sağlıklı besin elde edebilmenin tek yolu geleneksel tarımdan geçiyor. Onu da maalesef yok ettik.
Huzur diye aradığımız, dostluk diye nefes aldığımız, hatırı sayılır kahvenin bile kokusu tütmez oldu.
Eskiden annemle gittiğimiz pazardaki ya da aktardaki vanilya, tarçın, biber bile kokmaz oldu.
Biz önce özümüzü kaybettik, sonra yönümüzü şimdi de geçmişimizi.
Vazgeçemediğim çay bile artık vazgeçtiklerim arasında.
Bizler annelerimizin tariflerini kaybettik.
Kuşaktan kuşağa aktarılan tüm tarifler silindi.
O çok uzaklarda kalmış, unutulmaya yüz tutmuş tarif aklımıza gelse de, tadı o tadı vermeyecek ki.
Çünkü malzemeleri aynı ama kokusu ve değeri değil.
Tarifi mümkün olmayan bir acayip hisler içindeyim.
Gösterge şaştı.
Tanım şaştı.
Tadım kaçtı.
Hep bir şeylere hapsolmuş yaşıyoruz.
Şerbetlerimizin tadını kaçıranlar, şifasını kaçıranlar bugün kapitalizmin bize dayattığı zehirlerle yavaş yavaş bizi öldürüyor.
Hakikatleri görüyoruz ve susuyoruz. Konu sağlık bile olduğunda.
Ben eskiden mis gibi kokan domateslerimizi istiyorum. Eve geldiğimde yıkayıp, tuzlayıp elma gibi yediğim o mis gibi domatesleri özlüyorum.
Hasretle.
Beslenmemiz çok yanlış ve bu yüzden de ilaçla yaşıyoruz.
Oysa o demir Hindu şerbetindeki şifalı bitkiler padişahlara ilaç içirtmemiş.
Artık zehrin etkilerinden korunmak çok da olası değil gibi.
Şişkinlikler en çok yaşadığımız problemlerin başında geliyor. Yiyecekler şişirilince insanda haliyle hazımsız oluveriyor.
Ama şerbetlerimiz giderken, şehzadeler yerinde kalıyor. Ne hikmetse…

 

 

ŞEHZADE ŞERBETİ

Demir hindi şerbeti, Hürrem şerbeti, sirkencübîn şerbeti, nar şerbeti, şehzade şerbeti duydunuz mu?
Ya da tattınız mı?
Limon, elma, ayva, kızılcık, nar, üzüm gibi içeceklerin suyunun sıkılıp şerbet haline getirildiği bu içecekler gül, amber, anason, misk gibi bitkilerle de aroması yükseltilip şifa niyetine içilirdi. Genellikle de tatlandırıcı olarak bal kullanılırdı.
Bugün gazlı içecekler, gazoz ve meyve sularına baktığımızda ise tehlike bangır bangır bağırıyor.
Ama biz neleri unutmadık ki?
Şerbetlerimizi hatırlayalım.
Bugün domates, elma, salatalık, fasulye… Birçok yiyeceğin tadının değiştiği günlerden geçiyoruz. Ve şikâyet ediyoruz. Sözde organik adı altında satılan yiyecekleri alıp üç katı para da ödeyip sadece içimizi rahatlatıyoruz.
Besin değerleri daha yüksek ve direnç arayış sebepleri bugünlerde maalesef karşılığında hastalıkları beraberinde getiriyor. Bizleri aşağılara çekiyor. Çünkü artık besin değerleri kaybolmuştur.
Tatlar kayboldu, çünkü insanlık kayboldu.
Ülkemizde yapılan tarım artık kapitalizmin bilimsel tarım adı altında tek ekimlik dayatması ile gerçekleşmektedir.
Eskiden bir portakal yiyorduk. Yetiyordu.
Şimdi yememek daha iyi sanıyorum; Portakal ne ile aşılanıyor. Kiminle melezleştiriliyor bilmiyoruz.
Sağlıklı besin elde edebilmenin tek yolu geleneksel tarımdan geçiyor. Onu da maalesef yok ettik.
Huzur diye aradığımız, dostluk diye nefes aldığımız, hatırı sayılır kahvenin bile kokusu tütmez oldu.
Eskiden annemle gittiğimiz pazardaki ya da aktardaki vanilya, tarçın, biber bile kokmaz oldu.
Biz önce özümüzü kaybettik, sonra yönümüzü şimdi de geçmişimizi.
Vazgeçemediğim çay bile artık vazgeçtiklerim arasında.
Bizler annelerimizin tariflerini kaybettik.
Kuşaktan kuşağa aktarılan tüm tarifler silindi.
O çok uzaklarda kalmış, unutulmaya yüz tutmuş tarif aklımıza gelse de, tadı o tadı vermeyecek ki.
Çünkü malzemeleri aynı ama kokusu ve değeri değil.
Tarifi mümkün olmayan bir acayip hisler içindeyim.
Gösterge şaştı.
Tanım şaştı.
Tadım kaçtı.
Hep bir şeylere hapsolmuş yaşıyoruz.
Şerbetlerimizin tadını kaçıranlar, şifasını kaçıranlar bugün kapitalizmin bize dayattığı zehirlerle yavaş yavaş bizi öldürüyor.
Hakikatleri görüyoruz ve susuyoruz. Konu sağlık bile olduğunda.
Ben eskiden mis gibi kokan domateslerimizi istiyorum. Eve geldiğimde yıkayıp, tuzlayıp elma gibi yediğim o mis gibi domatesleri özlüyorum.
Hasretle.
Beslenmemiz çok yanlış ve bu yüzden de ilaçla yaşıyoruz.
Oysa o demir Hindu şerbetindeki şifalı bitkiler padişahlara ilaç içirtmemiş.
Artık zehrin etkilerinden korunmak çok da olası değil gibi.
Şişkinlikler en çok yaşadığımız problemlerin başında geliyor. Yiyecekler şişirilince insanda haliyle hazımsız oluveriyor.
Ama şerbetlerimiz giderken, şehzadeler yerinde kalıyor. Ne hikmetse…

 

 

 

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2007 Kuzey Ekspres | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.