• BIST 95.734
  • Altın 271,249
  • Dolar 5,5633
  • Euro 6,1703
  • Trabzon 26 °C

SEN MEVSİMLER GİBİSİN

Turhan EYÜBOĞLU

  Düşündüğümde makul insanların aşk acısını niteleyen bir şarkı olduğu gibi gelir bana. Şarkıda bir kabullenmişlik var ki insanın tüylerini diken diken ediyor. Bazen de bir insanın düşüncelerini bırakıp farklı düşüncelere inanmaya başladığında dinlenmesi gereken şarkıdır, diye düşünürüm.
Annem bu şarkıyı çok neşeli söylerdi. Şarkıyı bitirdiğinde: 

"Çok neşelisin anne!" derdim. O da bana:

Evet, neşeli söylüyorum; ama çok ağır bir nostaljik şarkıdır. Kalbin hassas dönemlerinde bünyede ağır hasarlara yol açabilir! Ona göre!" derdi ve gülerdi.

Çok geriye gitmeye gerek yok bundan otuz kırk sene önce İstanbul'un çok meşhur bir yazlık semti vardı. Kumburgaz'da yazlık sahibi olmak mühim hadiseydi kimileri için! Tatil köyleri ve bilumum siteler vardı denize nazır. O tarihler Çanakkale, Edirne, Tekirdağ tarafına giden otobüsler de Kumburgaz yolunu kullanırdı. Yazın cıvıl cıvıl olurdu bu yazlık semti!

O yıllarda İstanbul gençlerinin, çocukluğunun, mutluluğunun, yaz tatillerinin, ilk denize girişlerinin, ilk aşık oluşlarının, ilk öpüşmelerinin, ilk bisiklete binişlerinin, ilk araba sürüşlerinin, ilk tekne sürüşlerinin, ilk kavga edişlerinin yeri idi Kumbrgaz! Kısacası o yıllarda İstanbul'da yaşayanların tatil beldesidir Kumburgaz! Bir arkadaşım Kumburgaz'ı şöyle anlatmıştı bana:

"O muhteşem kumsalların, gündüzün kavurucu sıcağından mı yoksa gece sizin sıcağınızdan mı cayır cayır yandığını bilemezdiniz. Marmara'ya inat çoğu zaman temiz kalan denizine girdiniz mi çıkmak istemezdiniz. Değişik arkadaşlar edinmek istediğinizde sahilden marinaya ya da ters istikametten postaneye doğru bir yürüyüş yapmanız yeterliydi o yıllar."

Hep ya akşam yemeğinize ya sabah kahvaltınıza denk gelen vidanjörler, banyoya girecekken biten su, sabahları balkonunuzun altından sizi çağıran arkadaşlar, İngiltere stadlarının senkronizasyonunda "Aaaaahhhhh!" eşliği ile giden, "Oleeey!" eşliği ile gelen elektrikler, yazın bitmesine yakın bozan havalarda balığa çıkmalar, sevgili ile sağanağa yakalanmalar... İşte bunların hepsi Kumburgaz'da olurdu o yıllar.

Tam o yıllarda Selami Şahin ve arkadaşı Orhan Akdeniz'le bu yazlık kasabası Kumburgaz'da çadır kiralayıp 'Yaza merhaba!' derler. Her sabah kahvaltı için gittikleri yerin yan tarafındaki çadırda iki Alman genç kız ve yanında bir erkeğin de orada olduklarını görürler. Selam verip her zamanki masalarına otururlar.

Komşu çadırda oturanlar kahvaltı sonrasında onların yanına gelerek fotoğraf çektirir ve sohbete başlarlar. Selami Şahin o zamanlar daha yeni yeni tanınıyordu. Genç kızların birisiyle bayağı bakışır ve gözleriyle birbirleriyle anlaşırlar. Artık birbirleriyle anlaştıklarını anlamış olacaklar ki hemen ertesi gün buluşur, baş başa kahvaltı yaptıktan sonra sahilde gezmeye başlarlar.

Selami Şahin bu kızdan çok etkilenmiş ve kısa sürede ona aşık olmuştu. Ne de olsa burası Kumburgaz'dı. İlk aşklar ve ilk öpüşmeler hep burada olurdu. Selami Şahin de öyle yaptı ve kızı sahilde ilk kez öptü. Konuşmaları belli başlı kelimelerin dışına çıkamıyordu; ancak duyguları onları hayal dünyasında gezdiriyor ve mutluluğun zevkine varıyorlardı.

İkinci gün kız Selami Şahin'in çadırına taşınmış ve artık günün yirmi dört saatini beraber geçiriyorlardı. Çok iyi anlaşıyorlar, günün nasıl geçtiğinin farkına daha varmıyorlardı. Kumburgaz'ın kumsalları ve mekanları onların aşklarının şahidi oluyordu. Geceleri şarkıların eşliğinde arkadaş topluluklarıyla sahillerde sabahlıyor, gündüz ise çadırda beraber uyanıyorlardı.

Aradan bir hafta geçmişti. Selami Şahin, Alman Eva’ya sırılsıklam aşık olmuştu. Nasıl olmasın ki çok güzel bir kızdı! Üstelik hiç istekleri ve egosu yoktu. Uzun uzun konuşamasalarda duygusal yönden çok iyi anlaşıyorlardı. Arkadaşına "Bu kıza ben galiba tutuldum!" demeyi ihmal etmiyor, yaz sonunda da ne yapacağını düşünüyordu.

O akşam çok geç yatmışlardı. Selami Şahin çadıra gelen seslerden uyandı. Elini Eva'nın tarafına doğru attı; ancak eli Eva'ya değmemişti. Bir gözünü aralayarak kafasını o tarafa döndürdü, Eva yatakta yoktu. İçinden "Herhalde kalktı, kahvaltıya gitti. Beni de uyandırmaya kıyamadı!" diye geçirdi. Onu kahvaltıda yalnız bırakmamak için hemen yataktan kalkıp üstünü değiştirip kahvaltı kısmına doğru yürüdü.

Kapıya geldiğinde masayı çok rahat görebiliyordu. Eva'nın yanında bir erkek vardı ve çok neşeli bir şekilde kahvaltı yapıyorlardı. Eva ile daha önce konuştuğunda "Almanya'dan çok sevdiğim bir arkadaşım gelecek, onunla buluşacağız." demişti. O sırada Eva'nın kalkıp yanındakini dudağından öpüşüne şahit oldu. "Sevgilim gelecek demiş. Ben ise bu konuşmayı arkadaş diye anlamışım!" diye içinden geçirdi.

Onlara doğru yürüdü ve masanın başında durdu.

"Günaydın Eva!"

Eva, onu görünce hemen oturduğu yerden kalktı ve Selami Şahin'in elini tutup masada bulunan Alman gence:

"Arkadaşım Selami Şahin!" diye tanıttı.

Selami Şahine de masada bulunan genci "Sevgilim!"diye tanıtınca üstadın başından aşağıya kaynar sular dökülmüş gibi oldu. Önündeki sandalyeye oturdu. Yüzü renkten renge giriyordu. Eva:

"İyi misin Selami?"

"İyiyim; sadece başım biraz döndü. Bir ilaç alırsam düzelirim!" deyip masadan kalktı ve hızlıca çadıra doğru yürüdü. Hiç kimseyi görmek istemediği için biran önce çadıra gitmek istiyordu. Bu olanlara bir anlam veremiyordu. O gün çadırdan hiç çıkmadı. Bir gün sonra arkadaşının ısrarıyla çadırdan çıktığında Eva hiçbir şey olmamış ve hiçbir şey yaşanmamış gibi davranmasını içine sindiremediği için tatili erken kesip İstanbul'a döndü.

Evinde birkaç gün geçirdikten sonra sakinleşti ve olayı düşünmeye başladı. Eva'nın ona yaptığını düşündü ve onu yalancı bir dünyaya benzetti. Bu duygu değişikliğini dünyanın değişken dört mevsimiyle eş buldu. Daha sonra udunu aldı ve çalmaya başladı. Daha sonra gitarla devam etti. Yanında olan deftere kafasında sıraladığı mısraları yazmaya başladı.

Sen gidince ruhumu bir alev sardı
Ağlayan gözlerimde hatıran kaldı
Bir zamanlar seninle mesut yaşardık
Şimdi o mutlu günler mazide kaldı

Yalancı dünya gibi yalancısın sevgilim
Sen mevsimler gibisin değişirsin sevgilim

Uzanan ellerimi bomboş bıraktın
Gözlerimde yaş olup sel gibi aktın
Son ümidim sendin sana inandım
Ummadığım bir anda beni bıraktın

Mısralar bittiğinde onu mahur makamında bestelemişti ve böylelikle ilk bestesini de kısa süren aşkı Eva için yapmıştı. İşte bu şarkının hikayesi bu. Artık öğrenmiş oldunuz. Bir televizyon programında bu şarkı için anlattıklarından yola çıkarak yazdım.

Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2007 Kuzey Ekspres | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.