• BIST 91.589
  • Altın 214,044
  • Dolar 5,3345
  • Euro 6,0837
  • Trabzon 13 °C

SESSİZLİĞİN ÇIĞLIĞI

Havva GÜNAYDIN LAKUTOĞLU

Bir annenin en güzel anı bebeğini dünyaya getirdikten sonra o ilk karşılaşmadır.
Kendine geldiği andan itibaren tek düşüncesi vardır annenin“bebeğimi görebilir miyim?”
Kucağına gelen yumuşacık bohça tüm duygularını allak bullak eder. Gözlerinden yaş gelir. Onu incitmemek için neresinden tutacağını bilemez. Boğazı düğümlenir, işte o an yüreğini tarifi mümkün olmayan o kocaman şey yani sevgi kaplar. Bir annenin çocuğuna olan sevgisinin tarifi mümkün değildir. Olamaz da. İşte o görünmeyen ve tüm kalbini ve bedenini kaplayan his evladın sevgisidir. Ne para, ne pul hiçbir şeyin satın alamayacağı kadar güçlü bir bağ.
Büyümesini tüm hassasiyetle ve ilgiyle izler anne ve baba.
Emeklemesi, dudaklarını bükerek ağlaması, insan tanıması, ilk diş, Ce-e ile gülmeler, ilk oyuncağa tepki, anne mi yoksa baba mı diyecek olması…
Sonra bir gün sapığın biri gelir ve o meleğe pis gözleriyle bakar.
Sürekli dünyayı keşfetmeyi isteyen melek bilmez ki o cüssesi büyük ama aklı olmayan sapığın ona hangi gözle baktığını.
İçinde sevgi olmayan hisler ve gözler ona hain düşünce ve gözle bakar.
Oysa o sizin meleğiniz ve incitmekten sakındığınızdır.
Bilmek için öğrenmek ister insan. Deneyimler yaşar. O deneyimlerin bazıları çok acıdır. Bazen eli yanar, bazen canı yanar. Bazen tüm bedeni yanar bu deneyim dediğimiz yaşanmışlıklarla.
Bazen de canından çok sevdiği varlığına bir zarar gelirse can yakmak ister.
Üç yaşındaki bir meleğe kötü gözle bakmak ve onun canını acıtmak nasıl bir davranış biçimidir. Nasıl bir ruh halidir?
Ortalıkta pimi çekilmiş bir sürü sapık dolaşıyor. Amaçları hep başkalarına zarar vermek olan…
Yaşamak istemeyeceğin hiçbir şeyi başkası için düşünme ey sapık!
Keşke sen ve senin gibileri Gregor Samsa gibi bir sabah örümceğe dönüşüp uyansanız da, bizler de sizin üzerinize sizi fark etmeden basabilsek. Bu sayede de temizlik olsa.
Kız çocuklarını insafsızca yaralayanlardan ve şerefiyle oynayanlardan adaletin önünde intikam alabilsek.
O canını yaktığınız tüm melekler bu olanlardan kurtulur mu salıncakta sallansa, kaydırakta kaysa, ya da sobe oynasa?
Hayat sevincinin karaborsaya düştüğü, neşe, sevinç, mutluluk, heyecan, sevgi ve gelecek ümidinin karneye satıldığı o olmayan günlerden geçiyoruz.
Bu günler tatsız ve tuzsuz günler.
Bu günler hazımsız günler.
Bu günler acayip günler.
Ahlaksızların ve sapıkların elini kolunu sallayarak dolaştığı günler.
Kötülükler bir virüs gibi her tarafa yayılıyor.
Ülkede sorunlu ve belalı, sapık ve ahlaksızların vurdumduymaz ve kanıksanmış artışı toplumu çökertecek bir depremin öncüsüdür bence. Belayı toplumdan uzaklaştırmazsanız belalı bir toplum olursunuz.
Çocuk tacizleri, kadın cinayetleri, tecavüzler, güvensiz ortam, saygısız ve sevgisiz toplum, hoşgörü ve vicdan eksikliği hiç de iyiye işaret değildir.
Zulümler diken olmuş, gül kokulu çocukların esansları uçup gitmiş.
Kardan adam yapan çocukların çığlıkları yok oldu. Çünkü karda yağmaz oldu. Yağıp ta hangi pisliği temizleyecek ki.
Sokak köpeklerinin peşinden koşan çocukların sesi de kesildi. Sokakta köpek kalmadı ki onlara bile tecavüz edilir oldu. Ya da işkenceden kaçar oldu tüm o canlılar.
Sabah okula giden çocukların da sesi yok artık. Çünkü çocuklar karanlıkta okula gider oldu. Gözleri uykulu ve “aman ses çıkarma uyuyanlar var” sessizliği içinde.
Sessizliğin çığlıkları her gün kat be kat artarak büyüyor.

 


 

 

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2007 Kuzey Ekspres | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.