• BIST 108.489
  • Altın 151,139
  • Dolar 3,6704
  • Euro 4,3242
  • Trabzon 15 °C

SIFIRA SIFIR ELDE VAR SIFIR

Ali Rıza Keskinalemdar

Gündemi bu kadar yoğun olan, bu kadar sıklıkla ve hızla değişebilen, bu kadar suçlamanın ve hakaretin havada uçuştuğu, birbirlerinin gözünü kafasını patlatmakta bayağı hüner sahibi olanların daha sonra çıkarları örtüştüğünde kolaylıkla anlaşabildiği, birbirlerinin yüzüne bakmakta bir beis görmediği ya da siyaseten “işlerini” yürütürken “can ciğer kuzu sarması” olunurken, sıra “nema”yı bölüşmeye geldiğinde “ortağı”nı anında “tu kaka”  ilan edilebildiği bir ülkeye ”normal” demek mümkün müdür?

Bu sadece derinliği olmayan siyaset için geçerli değil elbette; adalette, sağlıkta, eğitimde, sporda ve diğerlerinde de bu anlamda değişen bir durum yok. Hepsinde toptancılık, hepsinde “ben yaptım oldu”culuk, hepsinde “nerede hareket orada bereket” anlayışı vardır. “Boz-yap”tan “sil baştan”cılığa kadar oportünizmin her çeşidi, her rengi ortalarda dolaşıp durmakta…

“Hayat bize oyun oynuyor olabilir mi” der Şebnem Ferah “Sil Baştan” adlı şarkısında… Sahi, olabilir mi, hayat bize bunu yapabilir mi? Neden olmasın ki? Hayat bir oyun perdesi değil mi zaten? Akıllısı, delisi, hastası, vurguncusu, yağmacısı, talancısı, yalancısı, mafyası, kabadayısı, serserisi,  hırsızı, üç kağıtçısı, aptalı, safı hepsi adına “hayat” denilen bir oyun perdesi içinde… Herkesin bir rolü var bu perdede… Ezberlediği ya da ezberletilen bir repliği oynamak zorunda… Bunun dışına çıkıldığında ise ölümden zulme kadar bol bol seçeneğiniz sizinle…

ÇİĞ SÜT EMMİŞ İNSANOĞLU

İnsan, yaradılış itibarıyla çok güvenilir bir varlık değildir. Bu nedenle insanlardan tam doğruluk beklememek ya da en azından yanılma payı koyarak arayı mesafeli tutmak gerek. “Babana bile güvenme” ve “İnsanoğlu çiğ süt emmiştir” özlü sözleri de bu durumu anlatmak üzere söylenegelmiştir.

Elbette insanı bozan şeyin “çiğ süt” olup olmadığı tartışmalıdır ama hem doğallığını korumak hem de çiğliğinden kurtarmak adına da sütün emme aşamasında kaynatılıp aniden hızla soğutulup sunulma olanağı sağlayan bir düzenek olamayacağına göre sorun olsa olsa “sütü bozuk anneler” ve bu annelerden beslenip büyüyerek çocuk sahibi olan “cibiliyeti bozuk” babalardadır. Hele “iki bozuk”tan olan çocukların hal-i pür melalini bir düşünsenize!

Sonuçta insanoğlu doğduktan sonra “olağan şüpheli” olarak yaşamını sürdürmeye devam eder. Yani –çok af edersiniz ama- “her an, her haltı yiyebilir”!

KAYIKÇI KAVGASI BİTER Mİ?

Yerel seçim yanaşıyor… Sonrasında tam bir garabet yumağı sunan Cumhurbaşkanlığı seçimi var ağustos ayında…

Alınan oy oranları ne olursa olsun iktidar partisiyle muhalefet partileri arasındaki bu kayıkçı kavgası bitmez… Çünkü arkasında “asma kabakçının görüntüye gireceği” milletvekili seçimleri devrede olacak…

Geçmişteki kayıkçı kavgalarında, müşteri kapma peşindeki kayıkçılar birbirlerine asla fiili olarak zarar vermezdi. “kavga”da çenesi en kuvvetli olan, bıkmak usanmak bilmeden bağırıp çağırarak lafları sıralayan kayıkçı kazanırdı; bu da diğerinin pes edip susmasıyla anlaşılırdı. 

“Kayıkçı Kavgası”nda siz müşteri olarak pek zararda sayılmazsınız ama eğer siyasetten, siyasilerden, verdiğiniz desteğin karşılığında bir beklentiniz varsa asma kabak satıcısının durumuna düşme olasılığınız her zaman mümkün…

ASMA KABAKÇI

Başınıza gelenlerin daha kötüsüyle her an karşı karşıya kalabilirsiniz… “Ağlanacak halimize” gülmemek adına olan biteni iyi algılamak ve doğru seçimler yapmak durumundayız. Doğru zamanda doğru yerde doğru kişilerle olarak “mağdur edebiyatı”ndan kurtulmak gerek… Ama böyle bir düzende, nasıl?   

Aşağıdaki fıkrayı yıllar önce ilk kez Hasan Pulur’un bir yazısında okumuştum.

Timurlenk öğle uykusuna yatmış, bir gürültüyle yattığı yerden fırlamış, bakmış sokaktan hıyarcı geçiyor; 
- Taze hıyar, körpe hıyar!..
Timurlenk kükremiş;
- Yakalayın şu herifi, hıyarları münasip bir yerine sokun!..
Hıyarcı başlamış gülmeye; 
- Ne gülüyorsun ulan?
Herif kıkır kıkır;
- Nasıl gülmeyeyim, arkadan asma kabakçı geliyor da!

NE KADAR DAHA SAF AYAĞINA YATILABİLİR Kİ?

Saf, temizliği anlattığı kadar, aptallığı ve şapşallığı da anlatır, kullanım durumuna göre... Bir insanı yüceltebildiği gibi yerin dibine de sokabilir bu sözcük.

Ortağınızla “o yollarda beraber yürüyüp ıslanırken”, hep birlikte “ateşe odun atarken” ve “ne istenirse verilirken” kandırıldığınızı ancak 11 yıl sonra fark edebiliyorsanız, durum vahim… Gençlik yıllarımızda birilerinin “saftirikliği” yakaladığında “jetonun köşeli miydi” diye sormaktan hiç çekinilmezdi. Şimdilerde hem ankesörlü telefonlarda jeton kullanımı hem de çok fazla ankesörlü telefon kullanımına gerek kalmadığından olsa gerek, bu şekilde espri de tarihe karışmış gibi görünüyor.

 

Bu kadar “badireyi” atlatıp bu kadar çok “feleğin çemberinden” geçtikten, bu kadar deniz aşırı ittifakları ve ortaklıkları yönetip “usta”laştıktan sonra hâlâ birilerinin “saflığınızdan yararlanıp” sizi “ketenpereye” getirdiğini söylemek biraz garip olmuyor mu?

Tamam millet olarak safız da, sizin meydan meydan dolaştırıp “saflığınızı” onaylatmaya ya da satmaya çalışmanız da neyin nesi böyle? Ha, “her kör satıcının bir kör alıcısı olur” diyorsanız, eyvallah!  Bütün değerleri yeteri kadar “sıfırladınız”, ucuzlattınız zaten; geriye ne kaldı ki? 

 

 

 

Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2007 Kuzey Ekspres | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.