• BIST 104.341
  • Altın 145,340
  • Dolar 3,4840
  • Euro 4,1760
  • Trabzon 26 °C

SIĞIRCIKLAR ZAMANI

Ali Rıza Keskinalemdar

Onları her zaman gördüğüm söylenemez ya da onları her zaman kafa dinginliği içinde çok iyi gözlemleyebildiğim de…

Hızla betonlaşan ve her geçen gün daha da sivrileşen binaların arasında sürekli yaşayabileceklerini de düşünmek zor.

Çocukluğum, onlarca çeşit ağacın yer aldığı kocaman bahçeli bir evde geçmesine rağmen, kışın kar yağdığında pencereden uzağa iple kurduğumuz bir elek kapanı ile yakalamaya çalıştığımız karatavuklar ile ağaçlardan hiç eksik olmayan sığırcıklar ve çulluklar yanında fındık mevsiminde denizden yorgun geçip bahçedeki çimler arasındaki oyuklarda dinlenip sonra havalanan bıldırcınlar dışında çok farklı kuş tanımamam da bu kötü gözlemciliğimden kaynaklanıyor olsa gerekti.

GÖKYÜZÜNDE DANS

Belki hep vardılar ve sürekli geçip gidiyorlardı yanı başımızdan; görmeyen, duymayan, dikkat edemeyen bizdik.

Ya da göç ediyorlardı da göç yollarını mı değiştirmişlerdi?

Onlara uzun zamanlardan sonra dört yıl kadar önce ilk kez Bostancı’da Kuloğlu Camii’nin hemen yanıbaşındaki kaldırımdan istasyona doğru yürürken koca çınarların arasından gökyüzüne bakma gereği hissettiğim bir akşam üzeri rastladım. 

Binlerceydiler. Uyum içinde gökyüzünde dans ediyor, vals yapıyorlardı adeta. O an kendimi bir bale izleyicisi yerine koydum ve durarak hayranlıkla onlara bakmaya başladım. Hareketleri zaman zaman kadın jimnastikçilerin kurdele ile yaptıkları büyüleyici ritmik jimnastik hareketleri gibi oradan oraya savruluyor, yelpaze gibi açılıp kapanıyorlardı. Uçarken, bütün bunları birbirlerine çarpmadan müthiş bir uyum içinde yapıyorlardı. 

Bu harika uyumu sağlamalarına yardımcı olan şey nedir diye geçiyor içimden ve geç de olsa onları görüntülemek için cep telefonuma sarılıyordum.

PENCERE PERVAZINA SIĞAMAMAK

Daha çok kumrular ve serçeler için mutfağın pencere pervazına hemen her gün ekmek kırıntıları bırakır, kar yağdığında da karşı damın üzerine ekmek parçaları atardık. Son zamanlarda güvercinler ve martılar kumrulara ve serçelere göz açtırmasalar da pencere pervazının en sadık, en evcili yine de kumrulardır. Onlarla bir güven bağı kurmuşuz bir kere.

Sonbaharın kışa döndüğü zaman dilimlerinde bir kaç yıldır pencere pervazını, siyahi tüylerinin üzeri, hafif kemerli gagalarının hemen altından başlayarak kursaklarından kısa kuyruğunun ucuna kadar uzanan harika beneklerle kaplı, çenesi düşük sığırcıklar ziyaret eder oldular.

Onlarcası her kafadan bir sesin çıktığı koroyu andıran curcuna içinde salkım saçak pervaza doluşup, ekmek kırıntılarını bitirip tekrar karşı damın yolunu tutuyor ve orada birkaç dakika daha öttükten sonra hızla uzaklaşıp gidiyorlardı. Her işleri aceleciydi ve sanki bir yerlere yetişmeleri gerekiyordu.

Ötüşlerinde, uçuşlarındaki ritim yoktu ama yine de ilgi odağı olmayı beceriyorlardı. İlk bakışta kendi aralarında kavga ediyor gibi bir izlenime kapılmak da mümkündü.

KUŞ GÖZLEMCİLERİNİ ANLAYABİLMEK

Haydarpaşa Mendireği’nin yanından vapurla gelip geçerken, mendireğinin sırtına tünemiş binlerce su kuşuna bakıp orada genelde hangi kuşların dinlendiğini, bazen vapurla yarışan karabatakların daha sonra oraya gidip gelip geçen vapurları izleyip izlemediklerini merak etmişimdir.

Bu merak kuş gözlemcilerinin sadece kuşları gözlemleyebilmek için bulundukları yerden kalkıp binlerce kilometre yol yapmalarını da anlayabilmeyi de açıklıyor esasında.

Vapurun arkasına atılan simitlerden dolayı takılan ve simitlerin çoğunu havada yakalayan kuşlar sadece martılar mıydı diye düşündüğümüz olmuş muydu?

İstanbul Üniversitesi Orman Fakültesi’nin 2006 yılına ait dergisinde Haydarpaşa Mendireği’nde tüneyen kuşların türleri hakkında bir çalışma ilişmişti gözüme. Buna göre mendirekte en çok Karabaş Martı ve Karabatak gözlemlenmişti. Gözlemde en az rastlanan su kuşlarından biri de Yelkovan Kuşu idi. Hani o Orhan Veli’nin güzelim dizelerinde “Gün olur, alır başımı giderim, /Denizden yeni çıkmış ağların kokusunda. /  Şu ada senin, bu ada benim, / Yelkovan kuşlarının peşi sıra.”  diye bahsettiği Yelkovan Kuşları…

Yıllar önce mendireği “şereflendirdiğini” öğrendiğim Kara Sırtlı Martı’yı, binlercesi arasında çıplak gözle, bir vapur geçiş süresinde nafile bir çaba olduğunu bildiğim halde, aradığımı bilirim.

GÖKYÜZÜNDE BULUT KÜMESİ

Martıların bazı cinsleri artık sadece deniz kenarlarında karnını doyurmamakta ve içerlere katetmekte… Öylesine ki, pencere pervazlarına bıraktığımız ekmek parçalarına rağbet etmekte ancak koca gövdeleriyle pervazlarda kolayca dönemedikleri için gagalarıyla sanki camı tıklayıp yeni ekmek parçaları istedikleri duygusu yaratmaktalar… 

Martıların karasal ziyaretlerinde her ne kadar bireysel takılsalar da rüzgarlı havalar dışında geceleri yaptıkları yaygaralar ile özellikle bahar aylarındaki yavru uçurma törenleri hariç çok topluluk halinde ve tantanacı oldukları söylenemez.

Buna karşın sığırcıklar gökyüzünden bir bulut kümesi halinde hızla damlara konmakta ve yiyebilecekleri herhangi bir şey gördüklerinde de yine toplu olarak büyük bir yaygara kopartarak yiyeceklerin başına üşüşmekteler…

Hızla, telaşlı, aceleci gelip öyle de gitmekteler… Tıpkı gökyüzünde şekilden şekile soktukları bulut kümeleri gibi… Bu her hareketlerini planlamışlar izlenimi de yaratmıyor değil aslında…

MUTLU YILLAR SİZE

Kuşların iklime göre zaman zaman göç etmelerine rağmen ne doğum günlerine ne de yeni yıla ait bir takvim bilgileri var. Onlar karınlarını doyurabildikleri, ısınabildikleri, varlıklarını sürdürebildikleri sürece mutludurlar sanırım. Bir yere aidiyetleri çok kesin olmamakla birlikte üzüntü, keder, hüzün gibi duygu sahibi olduklarını da düşünmeyiz.

Biz onların üşüdüğünü, içeri aldığımızda mutlu olacaklarını düşünürüz. Belki de mutlulukları dışarıda olmaktadır; üşüdükleri duygusuna kapılmamız da esasında vicdan muhasebesinde kendi kendimizle yaptığımız savaşta “yürek ezikliği”ne yenik düşmemizden başka bir şey değildir.

Ânı yaşıyoruz ve sonrası belirsiz; dün ise dünde kalıyor. Yeni diye bir şey yok aslında; yeni yeni olduğunda eskimeye başlıyor. Yeni, hiç bitmeyeceğine inanılan bir olguya benzetilir; sonra da eskidiğinde bozulmadan edemeyiz… O nedenle değil midir, büyüklerimizin “Saatli Maarif Takvimi”nin yapraklarını kopartırken, “Aha ocak ayının da ortasına” geldik diye yeni yılın da tükenmeye başlamasını fark ettiklerinde yüzlerini buruşturmalarını anımsamamız.

Çoğu zaman kuşlara öykündüğümüz olmuştur…  Orhan Veli’nin dizelerinde olduğu gibi… Onlar kadar özgür olmak istemişizdir… Hiç bulamadığımızı düşündüğümüz özgürlüğü…

O zaman… Sığırcıklar zamanından mutlu yıllar size! Sağlıkla, esenlikler içinde… Onlar kadar özgür.

 

 

 

Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2007 Kuzey Ekspres | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.