• BIST 96.121
  • Altın 241,448
  • Dolar 6,2331
  • Euro 7,3231
  • Trabzon 22 °C

SOSYAL AHLAK

Gürsel ÖZGÜR

Ahlakı; aklen veya vicdanen yapılması istenen ve toplumdan beklenen güzel davranış biçimleri olarak tanımlarken, sosyal ahlakı da insanların toplum içerisindeki davranışları ve birbirleriyle olan ilişkilerini düzenlemek amacıyla başvurulan kurallar olarak kabul edebiliriz.

Bu tariften yola çıkarsak ülkemizin en önemli sorununun BEKA, ekonomi, eğitimden ziyade hepsinin de ortak kaynağı olan ahlakın çökmesi olduğunu görmemek olası değil.

Toplumun ahlaki değerleri zamana, mekâna ve insanlara göre değişse de esasen değişmeyen değerlerin de olduğu muhakkaktır. Ahlak, dini inançla açıklanan bir kavram da değildir. Kuran’da ölüm konusunda hüküm olmasına rağmen Müslümanların başkalarının kışkırtması ile birbirlerini katletmesini nasıl açıklarız? Bu konuda deneyimli olan ve 16. Yüzyılda mezhep savaşları ile çok kayıp veren Haçlı Güçler, edindiği tecrübeleri özellikle Müslüman toplum üzerinde denerken buna çanak tutulması da düşünülmesi gereken bir konudur.

Dinler ahlakın bütünüyle yozlaştığı topluluklara indirilirken, iyi ahlaka davet edilmişlerdir. Yalan söylememek, hırsızlık yapmamak, paylaşmak, insan, hayvan, doğa sevmek, kibirli olmamak gibi davranış biçimleri dinin öğretisi ve ahlakında konusudur.

Bu davranış biçimlerini, çocukluktan itibaren, dini korkudan ziyade vicdani bir sorumluluk duygusu ile kazandırmak gereklidir.

Toplumu yalnızca kalabalıktan oluşan insan yığını olarak tanımlamak son derece tehlikelidir. Çünkü toplum ortak değerleri olan ve bu değerlerin artması ile daha müreffeh olan manevi bir oluşumdur.

Ahlak siyasi bir malzeme ve söylem de olmamalıdır. Şu Partililer daha ahlaklı diye bir sonuç dünyanın hiçbir yerinden çıkmaz.

Esasen siyasi teşkilatlar, sivil toplum örgütleri modern ve ahlaklı bir toplumun oluşturulmasına katkı koymak için var olmaları gerekirken, ihtiras ve kişisel çıkarlar bu görevlerin yerine getirilmesine engel olmaktadır.

Siyasi Parti ve Sivil Toplum Örgüt yöneticilerinin kişisel çıkarları uğruna toplumsal menfaatleri hiçe sayması toplumun umutsuzluk damarlarının kabarmasına ve mutsuzluğun da artmasına neden olmaktadır. Bunun bizzat sorumlusu da seçme yetisine sahip olan yine bireyin kendisidir.

Geleneklerin de kapitalist dayatmalara dayanamaması, bireyciliği yani bencilliği daha da körükleyerek adeta bireyin çıkarını başkasının zararında arar olmasına sürüklemiştir.

‘’Niye benim maaşım az?’’ diye sorgulaması gereken şahıs, ‘’senin maaşın niye fazla!’’ diyerek, kendisinin faydasından ziyade başkasının zararından medet umar duruma getirilerek çıkarımsız kısır bir döngüye sokulmuştur.

Doktorların meslek dayanışmasına örnek teşkil eden bir uygulaması olan ‘’deontoloji, yani doktorların arasındaki diğer meslek gruplarına zarar vermeden uyguladıkları dayanışma’’  günün koşullarına yani her şeyin neredeyse kapital ile ölçüldüğü sisteme yenilmiş ve yerini yeşil paraya terk ederek meslektaşlar arasındaki duygu bağlılığı yok olmuştur.

İfade ettiğim örneklerden de yola çıkarak; cinsel taciz, çocuk istismarı, kadına şiddet, doktorlara darp vb. olayların temelinde, toplumun iyice bireyselleşmesi, bencilleşmesi, duyarsızlaşması, yalnızlaşması, bananecilik ve hümanizmden, maneviyattan uzaklaşarak maddiyatın hâkim olması yatmaktadır.

Çözüm; Hümanizm akımının öncülerinden olan More’nin savunduğu değerlerdedir. Yani insanları; renklerini, ırklarını, dinlerini mevkilerini gözetmeksizin sevmeyi öğrenmeli ve insanların yararını herkes özellikle de yöneticiler ilke edinmelidir. Bunun dışındakiler ayıplanmalı ve ayıklanmalıdır.

Özlenen değişim ve dönüşümü sağlamak için de; yöneticiler iyi eğitim görmüş ve hümanist düşünceye sahip kişiler arasından halk tarafından seçilmelidir.

Özellikle siyaseti şahsi çıkar sağlama ve servetini artırma amacıyla kullananları ayırt edemeyen seçmen de kendi ipini çekerek layık olduğu yönetime kavuşmaktadır.

Vatandaşın en önemli kozu ve namusu olan seçme hakkını kullanırken adeta kuyumcu terazisini kullanır gibi dikkatli ve hassas olması da boynunun borcudur.

Her şeyi bildiğini iddia etmeyip, bilenlerle çalışan, takım ruhunu benimseyen ve en önemlisi kendisini bu göreve vakfederek şahsi çıkar gütmeden ve zenginleşmeden çalışan, başarısını yönettiği kitlenin refah, huzur ve mutluluğunda bulan yöneticileri bulmak ve göreve getirmek aslında sorunun çözümünde ön almak, yani futbol terimi ile maça önde başlamak demektir.

Özelikle yerel siyaset de uygun yöneticiyi bulmak siyasi bir karar da değildir. Yani aday arkasına Partinin gücünü alarak değil de kendi yetenekleri, istek, irade ve birikimi ile değerlendirilmelidir. Ne dersiniz?

Sağlıcakla kalın, saygılarımla…

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2007 Kuzey Ekspres | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.