• BIST 103.937
  • Altın 162,758
  • Dolar 3,9590
  • Euro 4,6423
  • Trabzon 17 °C

SUR’A KİM ÜFLEDİ?

Havva GÜNAYDIN LAKUTOĞLU

Dünya sıkıntılı bir dönemden geçiyor.

İnsanlık dünyayı her gün kirletiyor ve çok kötü kullanıyor.

Bilinçsizce har vurup harman savrulan sermaye her yere sahip olma içgüdüsü ile her yeri talan ediyor. Ormanları, denizleri, dinlenilebilen alanları her yeri…

Yaşadığımız dünya bence bizim iç âlemimizdir.

Dünya için hiçbir şey yapmıyoruz; Yapanlarda devede kulak misali.

Hep hor kullanıyoruz. Ozonu deliyoruz, ağaçları kesiyoruz, ortalığı çöp alanına çeviriyoruz, çöplerimizi ayrıştırmıyoruz, denizleri, gölleri, dereleri pisletiyoruz, ormanları yakıyoruz, buzullar biz eritiyoruz…

Dünyanın en eski ve en köklü davası insanın oluşumu ve devamı.

Ama insanlığın davası dünyanın devamı değil…

İnsan dediğimiz varlık dünyaya hep kötü baktı. Ama dünya insanlık için hep var oldu. Hizmet etti.

Uranyum madeni, Çernobil patlaması, radyasyon ve daha niceleri insanlara kanser olarak geri döndü.

Ve hala bu konularda maden sahaları açılıyor.

Ve oralardan çıkan ürünlerin çoğu bizlerin sofralarını süslüyor.

Biz her gün yaptıklarımızdan dolayı ölüyoruz.

Dünyaya sorumluluğumuz çok fazla.

Deprem için belirlenen toplanma alanları bile artık alış-veriş merkezleri oldu.

Var olduğundan beri dünyayı şekillendiren güneş ve ayda bize küs. Onlara da borcumuz çok büyük.

Ay eski masallarda Hansel ve Gretelin yolunu aydınlatandı, bugünlerde yaşam sevincini ve insan sevgisini kaybetmiş acayip mahlûkların ortaya çıktığı bir simge olarak anlatılıyor.

Masallar yaşanmışlıkların içinde bazen sihirli dünyanın serüvenlerini anlatırdı.

Biz büyüdük ve kirlendi dünya, hem dünya, hem masallar, hem filmler, hem de şarkılar…

Bugünlerde ağaçlar hiç var olmak istemiyor. Çünkü insan eli onu parçalara ayırıyor. O gece mahlûkatları gibi.

Doğa artık eteğinde kuşları, gölgesinde tavşanları, kedileri, köpekleri ile belirmiyor.

Doğa yeni tohumlarını beklemez oldu. Çünkü tohumlar bile farklı. Adına GDO dedikleri genetiği değiştirilmiş zararlı organizmalar doğayı da zehirliyor. İnsanlığı da…

Yaşam çarkının içinde zihinlerde yaşatılan hayatlar maalesef hayal olmaktan öte geçemiyor. Hayat bitiyor ama bedenlerimizde oluşturduğu tahribat bizleri daha da çabuk ve erken bitiriyor.

Hayata dair yaşadığımız tüm bu olumsuzluklar, hem fiziksel hem de psikolojik tahribatlar yaratıyor bedenlerimizde.

Maddi şeylerin maneviyata dair her şeyi elimizden aldığı kapitalizm canavarı, hepimizi yiyor ve yiyecek…

Saflık, masumiyet, doğa gibi olaylar iyi olan her şey soluduğumuz bu siyah havada uçup gitti.

Kirlenen değil, kirleten olduk.

Doğa artık hiç bir şeyin eskisi gibi olmayacağını bağırarak ve şiddetle anlatıyor bize.

En son İstanbul olayı bunun en önemli örneğidir.

Artık öylesine umutsuz, kirli ve kalabalık ki sokaklar.

Kutsal kitapta “Sur’a bir defa üfleyince, yeryüzü ve dağlar birbirine çarpacak, işte o günde kıyamet kopacak.

Oysa biz o kıyameti çoktan kopardık; Kafamıza ceviz büyüklüğünde dolular yağdı. Çocuklarımızın elinden dünyayı her geçen gün tahrip ederek alıyoruz…

Acaba büyüyünce mi dünyanın kirlendiğini anladık.

Doğaya yardım etmeliyiz. Etrafımız saran beton ve gökdelenlerden dolayı alamadığımız oksijen karşılamak yetkililerin görevi. Biz gökdelen istemiyoruz.

Tema vakfını destekliyorum. Daha yeşil bir ülke ve daha temiz bir hava, toprak kaymasını önlemek, gelecek nesillere daha yeşil bir dünya bırakmak için elimizden geldiğince hep birlikte meyve çekirdekleri gömelim. Savuralım, fırlatalım. Bilinçli toplum olalım. Hiç değilse ağaçlandıralım…

Dünya için daha çok şey yapmalıyız.

 

 

 

 

 

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2007 Kuzey Ekspres | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.