• BIST 107.206
  • Altın 143,369
  • Dolar 3,5533
  • Euro 4,1312
  • Trabzon 22 °C

Sürgün İnek!

Havva GÜNAYDIN LAKUTOĞLU

Bu hafta “sürgün inek” filmi yani bin yılın komedisine gittim. Güldüm mü? Hayır. İnanın çok zorladım kendimi ama olmadı.

Bir oyuncu her rolün üstesinden gelebilmeli. Hırsız, devrimci, aşık, katil, imam vs gibi verilen her görevin üstesinden gelen kişiye bizler özellikle Türk toplumu “sanatçı” diyoruz. Yani temsil gücü, yetenek,  disiplin, örnek olma,  eleştiriye açık olma, saygılı olma, kompleksten uzak olmak, uyumlu olmak gibi değerler bizde sanatçının kriterleri arasında değildir. Yeter ki rolünü layığı ile yapsın. Bu kadar…

Bir oyuncu T.C değerlerini, ilkelerini küçümseyen bir filmde oynuyorsa bunun karşılığı sanırım para olsa gerek. Bugünlerde sanattan çok paranın önem gördüğü bir süreçten geçiyoruz. Sanatı layığı ile yapanlar köşelerinde otururken, ya da görev verilmezken çıkarcılar atı alıp Üsküdar’ı geçiyor maalesef. Para uğruna sanatını, prensiplerini hiçe sayan sözde sanatçılar o kadar çok ki… Son dönem yıldızı parlayan ve prensiplerinden taviz vermeyen Kıvanç Tatlıtuğ, Murat Yıldırım, Burçin Terzioğlu, Engin Akyürek gibi isimleri ise tebrik ediyorum.

Sürgün inekte; Putlaştırılan bir Türkiye; Dinini yaşayamayan bir Türkiye ve sürekli baskı altında olan ve dini inancını özgürce yaşayamayan bir halk anlatılıyor. Ne acıdır ki, filmin başında günah bizden gitsin diyerek sözde bir hayat hikâyesinden esinlenerek yazılmış bir senaryo olduğu belirtiliyor. Varsayalım öyle bir hikâye, ama sanırım değerleri bu kadar ayaklar altına almak, dini İslam olan bir ülke için söz konusu olamaz. Benim ailem dindar bir aile ama hiçbir zaman dini inançları, kapanmaları ya da namazı, orucu, Kuran’ı yüzünden bu ülkede yargılanmadı. Eleştirilmedi.Bu inançlarını yaşayamayan insanlar nerede yaşamış ve işkence görmüşler? Acaba sistemle kavga etmek olabilir mi yaşadıkları sıkıntının ana sebebi? Atatürk büstünü kırıp sürgün edilen bir inekle 28 Şubat darbesini anlatan bu film. Çok ilginçtir ki 28 Şubat’ta da Vizyona girdi.

Türk sinemasının bu tarz filmlerle gelişeceğini düşünenler sadece hayal kurar. İnekle bu iş olmaz. Hele de sürgün bir inekle hiç olmaz.

Gelelim bu hafta gerçekleşen ikinci propaganda olayına:

Hükümetin genel başkan yardımcısı Sayın Numan Kurtulmuş’un Cuma hutbesinde propaganda yaptığını kınayanlar neyi kınadıklarını şöyle bir düşünsünler. Örgütlü bir biçimde masum halkı yaptıkları karşısında inandırmaya çalışan bu hatipler. İşlerin ehli insanlar…

Çok geçmişe değil iki yıl kadar öncesine gideceğim. Sayın Kurtulmuş’un transfer olmadan “HAS PARTİ” genel Başkanı iken ilkelerinden söz edeceğim. Yani henüz susturulmadan, itibarı elinden alınmadan ilkeleri ve prensipleri ile hareket ettiği dönemden söz edeceğim. İşte birkaç ilkesi:

-Kamu haklarını bizimkilere aktarmayacağız dedi.

-Şefliğe, lider ve adamlarına karşıyız da dedi.

-İnanç ve kimlik siyasetini ret ederiz ilkesini ise her platformda dile getirdi.

Bu sözler Sayın Kurtulmuş’a aittir. Bugün yaptıkları karşısında sadece kendisine bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu diyebileceğim. Tıpkı bir şirketin CEO’su gibi belli menfaatler uğruna şirketinin haklarını koruyor bu günlerde; Yeri geldiğinde Cuma hutbesinde, yeri geldiğinde ekranlarda, yeri geldiğinde hayalini kurduğu meydanlarda propagandasını ve mensubu olmadığıfikrin reklamını yaparak… Hedef kitlesi milletin zihin, fikir ve psikolojisini kendi tesiri altına almaktır. Bunun içinde her yer, her şey mubahtır.

Gelelim bir başka propaganda olayına. Sayın Emine Erdoğan Yeşilay’ın enleri Zümrüdüanka gecesinde “Mücadele Onur” ödülünü eşi adına kendisi aldı. Konuşmasında:

“Tayyip Beyin bu ödülü hak ettiğini, hatta uzun adamın bunu en çok hak eden insan olduğunu” söyledi. Benim dikkatimi çeken nokta da burası zaten. Tabii ki T.C Başbakanı ödüle layık görülebilir. Seçenler seçmiş. Kimsenin bu konuda tek bir kelime dahi söz etme hakkı yoktur. Fakat seçilmişi temsilen konuşma yapan kişinin de birazcık bu işin kuralını bilmesi gerekir. Orası eşini övmenin yeri değildir. Eşinin propagandasını yapacağın mecra da değildir. Hele de hayranlığını ifade edeceğin kürsü hiç değildir. Yeşilay’ın amacı, kötü alışkanlıklardan korunmak için halka hizmet ise; uzun adamın boyunu nasıl uzattığı, halkı hiç ilgilendirmez. Ödül sadece uzun boylu adamlara verilen bir ödülse o zaman susup, özür dilemesini de bilirim. Ama ödül “Mücadele Onur” ödülü ise; Keşke başbakanımız nasıl bir mücadele vermiş, onun bilgisini alsaydık. Sigarayı içmemesi, alkol almaması bir mücadele değil, kendini korumak için tercih ettiği bir yaşam biçimidir. Bir inançtır. Ödül için Sayın Başbakanımızı tebrik ediyorum. Başarılarının devamını mücadele aşkının ise hiç solmamasını diliyorum.

 

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2007 Kuzey Ekspres | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.