• BIST 106.239
  • Altın 161,321
  • Dolar 3,8713
  • Euro 4,5671
  • Trabzon 13 °C

Sürprizlerle dolu Uruguay

Sürprizlerle dolu Uruguay
Hayatta hemen her gün karşılaşabileceğimiz değişik sürprizlerle dolu bir ülke olan Uruguay, korumasız başkanlık sarayı ile ünlü ve kavgalı devletlere devamlı uzlaşma mekanı olmuş.

Çağdaş sosyal bilimcilerin kalkınmışlık için ortak kanısı, yeni büyük binalar yapan toplumlar asla olmadı. Nobel gibi kurumlara sahip batının güneş altında fazla kalmış, karacahil anlamında ‘kızıl ense - red neck’ dedikleri, bazısında on tane olmalı ki – çoluk çocuk, yaşlı dahil her yüz kişiden 94’ünde silah olan ve Latin ırkı tarafından ‘yontulmamış kaba - gaddar’ anlamlı ‘Gringo’ diye tanımlanan USA bölgede mutlak güç.

5-002.jpg 

Oysa toplumlar kurdukları ortak düzenler üzerinden değerlendirilirler. Devlet, halkı için kurduğu düzende eğitim, sağlık hizmetleri gibi, halkta komşuluk – toplu sosyal alanları, sanatsal yapıtlar vs., gibi hayati önemde şeyleri yaparak meşruluğunu kazanır.

Maalesef bizdeki gibi, sonradan zenginler ve ne yapacağını bilmez aileleri - çocuklarının, toplumdan uzak, korumalı sitelerde, aklı başında bir dostun geçenlerde ‘kampusta esir hayatı’ diye tarif ettiği gibi, gerçek hayata ‘kopuk’ kalmalarının tipik örneği: dünyada en fazla lüks otomobilin satıldığı, en pahalı modern dairelerin olduğu, lakin 17 bin kişinin sokakta yaşadığı, devasa çarpıklıklar beldesi Sao Paulo – Brezilya’dan sonra, Avrupa’yı utandıracak denli yapıları ile bambaşka güzel, sosyal yaşamda ‘çoğulcu’ düşünceli, tamamen ‘sentetik’ aromalı ve dünyanın parasını verdiğimiz halde eşşek gibi ‘self servib’ sistemi ile bizle dalga geçen ruhsuz ‘Star bucks’ benzeri mekanlara karşın, herbiri Paris’teki kafelerden, Viyana’daki pastacılarından defalarca üstün, çeşit bakımından zengin ve estetiği şık, AVM’lerin ‘yasak’ olduğu, bizden defalarca ucuz, insanca ‘yaşanabilir’ diyebileceğim güzel Arjantin - Buenos Aires’ten çok iyi anılarla ayrıldım.

 

URUGUAY’A YOLCULUK

Özellikle din etkisi ile olsa gerek, Progresive - Kalkınan hiristiyan batı ve Budist toplumlara karşın yerinde sayar Arapların miskinliği için kullanılan ‘bukra inşallah yarın’ misali, Latin ırkının genlerine işlemiş ‘manana – yarın’ acelesi yok mentalitesi ile hiçbir şeye güvenmemek gerek. Frequent traveller – Fazla gezginlikte artık kural kabul ettiğim ‘herşeye hazır ol’ ilkesi, bu sabah kendini gösterdi. Sabah 6’da yaklaşık 3 dolara taxi ile terminaline gittim. İnternetten son dakikada çok ucuza aldığım ’10 kuponlu’ Güney Amerika pass e-biletimi gösterdim, bilet kesildi, gayet düzgün otobüs ile alana vardım.

7-001.jpg

Lakin varışta, pasaport ve biletime bakan acenta görevlisi imkanı yok yetişemezsin deyince irkildim, uçak 9.15’te saat henüz 7.00… Neden, diye sorunca, ‘alan adını yazmayı unutmuşlar, uçuşunuz burdan değil, diğer havalimanına en az 2 saatte zor gidersiniz, lakin merak etmeyin Mr Turco – Sayın Türk’ Mmontevideo – Uruguay’a diğer alandan 12.45’teki uçağa yerinizi yaptım’ dedi…

Elime çıktısını verdi ve ben tekrar aynı otobüs ile sabahki terminale ordan da diğer küçük havalimanına geçtim. Denizin hemen kenarından – şehrin göbeği sayılan alçak tavanlı kaotik – karmaşa havalimanından ayrılırken sürekli değişken tv ekranlarında, ailelerince aranan ‘kayıp’ listesi dikkatimi çekti.

Seneler önce eski dost İhsan Kalkavan’a ‘Alba Fort’ ilk büyük gemisini Rio de la Plata – River Plate adlı Arjantin şirketinin, Londra şubesinden satın almıştım. Firma sahibi aslen ‘oniya – konya’ asıllı olduğunu vurgulama adına ‘Oniyasis – Konyalıoğlu’ George Onasis, büyük babasının göç ettiği Arjantin ve özellikle River Plate bölgesini mutlaka görmelisin dediğinde, şimdi ne kadar haklı olduğunu hatırlıyorum. Uçak penceresinden körfezde karşı karşıya yerleşmiş Buenos Aires ve Monte Video ve aralarında % 60 Güney Amerika’nın dünya ile ilişkisini sağlayan binlerce gemi trafiği görünümü fevkalade.

 

MÜKEMMEL ESTETİK

Yabancı ülkede ‘ilk intiba’ varış noktası ile başlar. Bazen ilk yarım saat içinde, şekil, hacim, düzen ve sizi karşılıyanların güleryüzlülüğü ile hemen notu verebilirsiniz.  estetik açısından Avrupa’nın hala en iyisi kabul edilen - Paris Charles de gaulle yanında gerçekten uzay çağı sayılır bu ‘futuristik – gelecek’ temalı Yerli mimar Rafael Vinoly tarafından Dünya Kupası için yapılan, mono blok elips, fevkalade geniş – yüksek tavanlı Monte Video havalimanı binası bugün hala ‘dünyanın en güzeli’ kabul ediliyor (bizdeki ruhsuz hilkat garibelerine ve onları yaptıranlara lanet okumamak elde değil).  Kısıtlı fakat güleryüzlü hizmeti ile bir polisin size anlayabileceğiniz bir lisanda ‘ülkeme hoş geldiniz’ demesi, bir yabancı için fevkalade bir duygu.

 

REFERANDUM İLE AVM YASAĞI!  

Seyahat ederken deneyimler önemli. Bizdekileri gerçekten insan yapar soyguncu ‘exchange – para değişim büroları’ maalesef büyük komisyon alan soyguncular yerine, banka ‘hesap’ kartından sadece lazım olacak kadar yerel para çekmek en uygunu. 13 dolar karşılığı, alandan lüks bir minübüsle, internetten rezervasyon yaptığım şehrin göbeğinde – gayet temiz ve büyük odalı, ana meydan yerine eski limana bakar fevkalade geniş pencereli, geceliği 23 Dolar olan otele vardım.

10-001.jpg

Akşam biraz yürüyüp hafif birşeyler atıştırayım dedim, yine aynı manzara... Bizde bir şey ‘anlarım’ diyen çoğu KARACAHİL mezarlığa bile AVM yapma meraklı ‘yandaşlarla talan’ zihniyetli belediyecileri yerin dibine sokarcasına, her yer çok geniş caddeler, alanlar, parklar ve heykellerle dolu ve küçük esnaf ölmesin diye referandum ile alışveriş merkezleri kurmayı yasaklanmış. Arjantin’den de daha ucuz olduğu için, Uruguay’da Brezilyalı turistlerin sayısı fazla.

Camdan koyu renkli hamura, peynir kattıklarını gördüğüm ağzına kadar dolu kocaman lokantaya girdim. Ana gelir sığırcılıktan dolayı fevkalade güzel ve bizden 4 defa daha ucuz, kalite dana etleri Uruguay’ın olmazsa olmazı (keza önemli İtalyan asıllı göçmeni ile pizzaları meşhur). Devasa lokantada giriş sol taraf, fırın ve yanında koca ızgaralar karşısındaki uzun barda yemek moda. Ben de öyle yaptım, ne yiyeyim derken koyu renkli hamurun ‘mısır unundan’ olduğunu öğrenince ‘tam benlik’ dedim ve 1 porsiyon isteyince ocak başı tamam da ‘neli’ diye sordu. Etrafıma baktım, herkes sade peynirlisini yiyor, ben de öyle istedim ve tıpkı Gürcistan’daki ‘haçapuri’ benzeri yapılan ‘Mısır Pizzam’ fevkalade güzeldi.

Daha ilk günümde ‘Güney Amerika’nın bir zamanlar en görkemli eski limanına’ yürürken, toplam ülke nüfusu 4 milyon Uruguay’ın başkenti, defalarca kıta – dünya kupaları kazanmış Montevideo’da  her biri yüzlerce yıl eski bulvarları, metropollerinkinden çok daha geniş, devasa devlet binalarının önünde, tıpkı üniversitelerin kapısında olduğu gibi ‘halktan korkulur mu’ ilkesi ile bizdeki otoriter, KORKU DEVLETİ TERÖRÜ aksine polis olmadığını gördüm.

 

AT ARABAMA DOKUNMA!

Özenle süslenmiş vitrinler, pastaneler, lokantalar ve hemen bitişiğinde normal bir işyeri gibi görünen ‘bakanlık’ binalarının önünde bile koruma yok. Öğlene doğruydu, Başkanlık sarayı önünde resim çekerken daha yeni tanıştığım Perulu bir çiftle çok eski model bir renault oto, üzerine yerleştirilmiş arabadan daha da büyük hoparlörle ‘yürüyüş var’ diye anons edildiğini öğrendim. Caddeler boş, lakin yine polis yok. Sadece Fransız sivil polisinin olay mahallinde kullandığı kırmızı kolluk bantları giymiş sivil ‘grev görevlileri’ halkı uyarıyor, trafiği durdurup yönlendiriyor.

Biraz sonra Montevideo temizliğini yapan yüzlerce ‘atlı çöp arabası’ yaklaştı, başkanlık sarayı önünde durdurdukları at arabalarının üzerinden konuşmalarını yapmaya başladılar. Bizdeki nerdeyse herkese bir tane düşer polis, asker yok – konuşmalarını yaptılar ve ‘siz vergilerimizle bize hizmet için ödenen maaşlarınızla kıçınızın üstünde rahatken, biz alnımızın teri ile ekmek paramızı çöpten kazanıyoruz, at arabama dokunma’ diye bağırdıklarını tercüme eden yeni dostlarım da ‘Bravo !!’ diye bağırırken, korumasız başkanlık sarayının bahçesine kazık çakıp, bez afişlerini gerdiler ve çekip gittiler.

Akşam yemeğinde beraber olduğum Perulu yeni dostlar ile öğleden sonra, tarih müzesi plazza independentia ve sömürgen imparaorluklardan kurtulma – İNSANCA EŞİT YAŞAM için halka özgürlük adına 1811’de başlattığı hareketi, önce Portekiz daha sonra İspanyol krallıklarının sömürgeciliğine son veren, 24 saat askerlerce başucunda nöbet tutulan ‘Jose Gervasio Artigas’ ölümsüz diye anılan liderin mezarı - katafalkını ziyaret ettik, tıpkı Kabe yerine herkese tavsiye ettiğim illaki Peygamberimizin mezarı misali, aynen geçenlerde Bodrum’dan İhsan Atalay dostumla, Dans Sporları Fedrasyonu seçimi sonrası, Varlığımızın sebebi – 466 sene milletine Türkçeyi yasaklamış – safahat ile mahvolmuş Osmanlının küllerinden Yeni bir Ulus devlet yaratan, ulu önder aziz Ata’nın mezarı Anıtkabir ziyaretimiz gibi ‘çağdaş özgür insanlık için’ bu halk kahramanı karşısında saygınca boynumu eğdim.

17-001.jpg

LATİN AMERİKA’NIN ATATÜRK’Ü

Yemekte, dar bütçe ile çok ülke gezmiş yeni dostlarla konuşurken, karanlık ortaçağ ‘kilise’ hurafeleri ile fakiri ezen, kiliseyi arkasına almış dikta - zalim ağalara baş kaldıran, boş, kullanılmayan büyük toprakları eşit olarak yerli halk ve çalıştıracaklara paylaştıran, devlet ‘doğrudan yürütme hakkına sahip’ halkın hizmetçisidir fikrini savunan ‘eşitlik, adalet, özgür düşünce hürriyeti’ fikrini aşılıyan bu saygın insan, aslında sizi ulus devlet yapan Mustafa Kemal Atatürk’ünüz gibi tüm Latin Amerika için kutsaldır.  Hayatında güney amerikadan başka bir yere gitmemiş tuhafca ‘ural - altay kavimleri’ tezi veren Perulu Ricardo ve Fransızca öğretmeni eşi Aileen, ile konuşurken bazı bizi yöneten kendi tarihini bile bilmez – dünya görmemiş dinDAR sonradan görme densizlerin, maalesef bugün kötü sıfat yakıştırma yarışında olan karacahillerin Ulu önder aziz Atatürk hakkında ne düşündüklerini, bu yeni dostlar iyi ki bilmiyorlar diye içimden sevindim.

 

SIĞIR ÇİFTLİKLERİ-ÜZÜM BAĞLARI

Kış olması nedeniyle, havanın erken kararması ve soğuk yüzünden, danışman Hazreti Google tavsiyesi Uruguay’daki diğer en önemli ‘Colonia del Sacremento’ Rocha sahilleri ve adını Pire limanı – Yunanistan’dan alan Piriapolis i maalesef göremedim.  Lakin müzeleriyle ve tüm Latin Amerika’ya örnek olmuş, adil HERKESE ÜCRETSİZ eğitim, eşitlik ve özgür halk düşünceleri ile ünlü Ulusal kahraman Jose Gervasio Artigas diyarı Montevideo ‘Gaucho’ sığır çiftlikleri ve fevkalade zengin üzüm bağları ile ünlü çevresine geziler yanında Güney Amerika’nın - doğu noktası dediği ‘Punta del este’ harika yerler.

Üçüncü gündü, geç vakte doğru biri bisikletli diğeri ellerinde pankart yaya 2 gurup, başkanlık sarayına giden ana bulvarı bloke etti. Yine kollarında kırmızı bant sivil kıyafetliler birkaç bin kişilik gurup için her sokak başında ellerini kaldırıp vasıtaları durdururken, lokanta sahibinin tercümesi ile pankartların ‘özel okula hayır, daha iyi eşit eğitim’ ve ‘nesiller birikimi devlet birikimlerini talancı hırsızlara peşkeş çektirtme, özelleştirmeye hayır !!’ diyerek bağırıp geçerken, haklılığı kanıtlanmış şekilde herkes saygınca ayağa kalkıp onları alkışladı.  Gördüklerim aslında kişiyi tarif ederken hepimizin ‘insan olduğumuzu, hatırlaması adına: hangi sınıftan, ırktan, dinden veya düşünceden olduğuna bakılmaksızın, maaşları bize hizmet için vergilerimizden ödenen devlet denen sistem yöneticilerinin, bireye verebileceği kişisel saygınlıktır’ diye düşünürken, içimden ‘yeter ki yandaş – şeref yoksunu MAŞA karacahil palalı denyo mahlükatı milletin üstüne salmasınlar, herşeye razıyım’ dedim. Yakın geçmişte yaşananlar ile hakikaten yurt dışında konuştuğum her yabancının tabiri ile ‘bilim, sanat yerine topraklarında onbinlerce yıl değişik inançtan insanları bağrına basmış, Türkiye’deki son gelişmelerle AKIL TUTULMASI YAŞAYAN zavallı ülkem diye üzülüyorum.

 

DANS BİR YAŞAM TARZI

Herbiri yakın dostum yönetim üyelerinin bireysel katkılarıyla zor ayakta durmaya çalışan – TDSF Türkiye Dans Sporları Federasyonun, hayatını dansa adamış başkanı, Tolgahan dostumun neden toplumların ‘medeni’ olabilmesi için önce kültür kazanı dediği sanata değer vermesinin şart olduğu, Latin Amerika’da çok daha iyi anlaşılıyor. Geçici pop dahil ‘dans bir yaşam tarzıdır’ ilkesiyle, gençleri sokaktan, kötü alışkanlıklardan çekme – sosyalleştirme, toplum için formasyon adına, kaldığım otelin girişindeki lüks kurs yeri dahil, herbirinin kirası ‘devlet tarafından’ verili dans okulu sayısı 4 milyonluk – dünya şampiyonu Uruguay’da, toplam futbol külüplerinin sayısından '116 defa’ daha fazla. Bu arada dansın ‘yaşam tarzı’ olduğuna inançla, fahri ambassador – büyükelçi gibi bastırttığım Tshirt ile mümkün oldukça, aralarında, salsa, çaça, samba, rumba, paso doble, jive, tango cinsi toplam 42 bilinen dans türünün merkezi Latin Amerika’da TDSF reklamı yapmaya çalışıyorum.

Ertesi gün otobüsle yaygın Montevideo şehir: müze, liman, pazar, heykel ve resim sergileri vs., turunu tamamlayıp, otelde kalan biri profesör iki Brezilyalı - Paris talebelik yıllarından beri eski arkadaş – dans sever iki bayana, refakat ediyorum. Kişi başı 38 dolar, fevkalade güzel lezzetli yemekli ‘milongo dans’ gecesine gidiyoruz. Show fevkalade, yemek arasında adı ‘Sümera’ olan profesörün, isminin kelime manasını bilim bilmediğini sorduğumda, biraz eksantirik olan babam bana ‘yukarı mezopotamya Türk dil guruplarından Sümer perisi’ anlamlı diye bu ismi vermiş, bende kısaca sorana ‘Turca’ diyorum derken, illaki bilirsin ‘Sümerolog Prof. Muazzez Çığ’ın yabancı dillere çevrili tüm kitapları’ kütüphanemde, Parçalanmaya çalışılan Suriye - Kürt sorununuz bitsin, bakarsın bir gün ‘ülkene geliyoruz’ derken, bir taraftanda yanındaki arkadaşı Julia’yı gülerek dürttü. Memnuniyetle derken aslında içimden, adına keza Türk soyu ‘Eti’ gibi banka bile kurulmuş ‘Sümer’ tarihi hakkında, peygamberimizin yakın tarihe dek camilerde asılı soy ağacından (eksik olmasın, İzzet Han dostum, bana bir kopyasını vermişti), aslen Sümer Hz.İbrahim ceddinden olduğunu Türkiye’de kaç kişi bilebilir, diye düşünürken – keza bilmeleri için ‘kaç fırın ekmek yemeleri gerek’ hesapları karıştı.

Uruguay’da hemen herkesin elinde bir kupa ve pipo benzeri uzun metal bir ağızlıkla sokakta görünce merak ettim, sonunda ‘Mate’ denen, ince kıyım kaçak tütün ile yeşil çay arası renk, kıvamda bu yerli halktan devraldıkları ıhlamur vari bitkisel ürün, çay yerine kullanılıyor. Hindistan cevizi kabuğu cezve – kupa haline getiriliyor, içine ‘mate’ tozu koyuluyor sonra sıcak su ilave edilip, ucu süzgeçli pipo ağzı ile içiliyor. Resmi satış mağazalarında ‘her tür’ ağrı için 38 başka karışımı olan bu jinseng benzeri şeyden illaki bende bir tane aldım, dönüşte çay konusunda expert Mustafa Mandan dostuma test ettireceğim.

14-001.jpg

3 MİLYON $’LIK KOLLEKSİYON

Gittiğim her ülkede illaki görülmesi gerek, uzak mesafelerdeki yerleri: ucuzluğu, emniyeti ve yeni arkadaşlar edinme açısından, toplu guruplara dahil olarak görmeye çalışıyorum. Meşhur Uruguay ‘Tannat’ şarabı üzüm bağları ve meyve bahçeleri turunda uğradığımız yer, tam benlik çıktı. Aralarında ‘klasik oto hastası’ Alaattin Abanoz, Erkan Ulusoy, değirmenci İbrahim, dostlarımı çıldırtacak ilk ‘T prototip modeli’ dahil, fordun 1919–1933 tüm serisi, çoğu ‘ilk’ Masserschimit uçak firmasının yaptığı önden açılan kapısıyla, daha sonra BMW olan 3. seri nolu böcek otomobil, fiatlar, eski Mercedesler, International Harvester - çelik teker traktörler ve motosikletleri görünce gerçekten mest oldum. Hemen her birinin resmini çektiğimi gören bağ sahibi yaklaşıp bana ‘bunların herbirinde emeğim var, kolleksiyonun değerini bilebilir misin, diye sorunca, ilk kazasını ‘5 yaşında’ yapmış, doğuştan – ailece bağımlı biri olarak ve eski arabalara özel merakımla bir hesap yapıp tahminen 3 Milyon dolar deyince, meğer 2.850.000 dolara sigortalı olduklarını bildim diye, şaşırdı ve bana bir kasa en iyi şaraplarından vermeye kalktı. İmkanı yok ben sırt çantamla seyahat ediyorum taşıyamam dedim, lakin isterseniz misafirlere dağıtalım derken, tur benim yüzümden şehre 1 saat geç döndü.

 

İSKENDER KEBAP VE DÖNERCİ

Son günümde, Şehir Tiyatrosuna giderken tam karşısında ‘Ömer Bursa İskender’ kebapçısı ve biraz ilerisinde aslen Karadenizli lakin sonra, ailevi nedenlerden ötürü yerli bir bayana devredip Türkiye’ye dönen ‘Barbaros’ dönercisini görünce duygulanmadım desem yalan. Özünde biraz macera bile olsa, dünyanın bir ucuna, ekmek parası için belki de hiç lisan bilmez insanların tüm geçmişlerini sırtlarında taşımaları beni hüzünlendirdi. Bu arada, ‘dünyada ilk’ diye flaş haberler geçmeye başladı. Yeni yasa ile toplumu tehdit edebilecek kadar güçlü hatta bazı devlet bütçelerinden daha büyük kartellere pazarı bıktıracağına, ekonomileri bozuk toplumların dertlerine ilaç gibi gelen ‘esrar’ artık Uruguay’da resmen yasak değil.

Yarın, çok fakir olmalarına rağmen dünya nüfusunun yarısı – varlığımız üretken kadına taparcasına saygın polis ve korumasız başkanlık sarayı ile ünlü, devamlı kavgalı devletlere uluslararası ‘UZLAŞMA’ mekanı olmuş Montevideo – Uruguay’dan yolculuk: sosyalist halk kahramanı Aliyende - Amerikan cuntacısı Pinoşe ve şimdi ‘tam zamanı’ denen bölgenin en büyük kayak merkezi Şili’ye, ucuz bilet aldım diye, her defasında ‘defalarca’ aktarma yaptırdıkları Santiago’ya gitmek için tekrar Buones Aires’e uçacağım...

SAYFANIN TAMAMINI GÖRMEK İÇİN TIKLAYINIZ

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
  • Mayalar diyarı PERU!25 Ekim 2015 Pazar 09:57
  • Mayalar diyarı PERU!25 Ekim 2015 Pazar 09:00
  • Tezatlar ülkesi Bolivya24 Ekim 2015 Cumartesi 10:20
  • Güney Amerika’nın en uzun ülkesi: Şili18 Ekim 2015 Pazar 14:49
  • Güney Amerika’nın en uzun ülkesi: Şili18 Ekim 2015 Pazar 08:04
  • Sürprizlerle dolu Uruguay03 Ekim 2015 Cumartesi 09:31
  • Rüyalar şehri Buenos Aires13 Eylül 2015 Pazar 07:35
  • Tangocuların diyarı ARJANTİN12 Eylül 2015 Cumartesi 07:35
  • Latin Amerika’nın EN BÜYÜĞÜ08 Eylül 2015 Salı 14:16
  • Tezatlar ülkesi BREZİLYA08 Eylül 2015 Salı 14:15
  • Tüm Hakları Saklıdır © 2007 Kuzey Ekspres | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.