• BIST 97.533
  • Altın 145,969
  • Dolar 3,5805
  • Euro 3,9998
  • Trabzon 17 °C

Taram, taram, taram, tam!

Ali Rıza Keskinalemdar

30 Mart yerel seçimi “bitti”; bu kez Cumhurbaşkanlığı seçimini konuşmaya başladık. Daha doğrusu birileri sürekli konuşuyor, bundan haber üretiliyor, dedikodusu yapılıyor, bunun üzerine de yorumlar gırla gidiyor. Ama ne gırla!

Biz de saf vatandaşlar olarak ağzımızı açmış, sürekli yumruk yemekten abandone vaziyetindeki boksör gibi anlamsız anlamsız olana bitene bakıp, oy verilmesi istenilecek “tek kişi” fermanını bekliyoruz.

Peki, yahu, bu Cumhurbaşkanlığı seçiminde bir garabet görmüyor musunuz, ta başından beri? Sorumsuzluğun olduğu yerde siyasi vaatlerin yeri olabilir mi? Komik, değil mi?

Cumhurbaşkanı “vatana ihanet dışında” başka hiçbir suç ile yargılanamıyor. Dolayısıyla, “inatlaşmadan” yola çıkarak, saf seçmenin göremediği bazı hedeflerle Cumhurbaşkanını halka seçtirmek suretiyle, sorumsuz bir makam için sınırsız siyasi vaatler verebilmenin de önünün açılması, “Burası Türkiye a’bicim” dedirtecek kadar anlamlı.

TAŞ ÇATLASA EN ÇOK DÖRT ADAY ÇIKABİLİR ZATEN

Cumhurbaşkanını halk seçecek ama adayları ağırlıkla partiler belirleyebilecek. Yani en azından 20 milletvekilin yoksa arkana alabileceğin, adaylığın yaş… Bu da mecliste grup kurabilen bir parti demek aynı zamanda… Başka kim aday gösterebiliyor dersiniz? Sıkı durun: Meclis'te temsil edilmeyen partiler, eğer son genel seçimde toplamda yüzde 10'dan daha fazla oy buluyorlarsa, ortak bir aday gösterebiliyor...

Böyle bir olasılık var mı? Son genel seçim sonucuna göre, yok! O zaman zaten Abdullah Gül’ü kim aday gösterir ki? CHP mi?

HA, HA, HA! BİZ BOYKOTTAYIZ, OY KULLANMIYORUZ!

2007 yılında “367 toplantı yeter sayısı” itirazına karşı bir hamleymiş gibi gösterilen ama aslında ucunda “Başkanlık Sistemi” alevi yakılan “anayasa değişiklik referandumu”nda hayır oyu kullanıp çıktığımızda yolda rastladığımız tanıdıklarca “ti”ye alınmıştık: “Ha, ha, ha! Siz oy mu kullandınız? Biz referandumu boykot ediyoruz, oy kullanmıyoruz”!

Neredeyse yerin dibine geçmiştik: “Sonuç belliymiş zaten, niye oy kullansınlarmış ki?” 21 Ekim 2007 tarihinde yapılan anayasa değişikliği referandumu öncesi Abdullah Gül TBMM tarafından çoktan Cumhurbaşkanı seçilmişti bile! Peki dert neydi? Allem edip kallem edip Başkanlık sistemine geçmek! Hem de öyle böyle değil; gariban, boynu bükük küheylan Obama’nın yaşadığı sıkıntıları yaşatmayacak, “astığı astık, kestiği kestik” bir başkanlık!

TEKERRÜR ETMEMESİ İÇİN TARİHE BİR NOT

Asıl amacı, istimin arkadan gelmesi koşuluyla, Cumhurbaşkanlığı seçiminin halka yaptırılması olan ama daha sonra 12 Eylül 2010’da da yaptıkları gibi  referandumun özelliği haline getirilmesinde bir beis görülmeyecek “torba” nitelikli  21 Ekim 2007 tarihli referandumda 42,7 milyon seçmen bulunmaktaydı. Oysa geçerli oy 28.1 milyon idi ve katılım oranı % 67.5 olmuştu. Geçerli oyların % 68.9’u “evet” % 31’i ise “hayır” olarak dağılmıştı.

İlginç olan, 19.4 milyon oy ile AKP seçmeninin tam tekmil yine sandık başında bulunmasıydı. Bu bir militan tavırdı! “Solcular, Komünistler, Sosyalistler, demokratlar, Atatürkçüler, Ulusalcılar, vs.nin önemli kısmı” ise boykottaydı… Onlar da sözde “militanca” sandığa gitmiyor ve protesto ediyorlardı: “Dağ dağa küsüyordu ama dağın haberi olmuyordu”!

Dağa küsmenin havasıyla, ülkede “astığı astık, kestiği kestik” bir başkanlık sisteminin yoluna taş döşediklerini fark etmiyorlardı!

ASMA KABAKÇI’NIN DURUMUNA DÜŞMEDEN

Elbette 2007 yılında yaptırılan referandumun altında çok safiyane bir şekilde “madem TBMM çatısı altında çok kolay Cumhurbaşkanı seçemiyoruz, bari halka seçtirelim” kaygısı yatmıyordu.

Çünkü 1982 Anayasa referandumu ile Cumhurbaşkanlığı makamı sırf Kenan Evren için “Devlet Başkanlığı”na dönüştürülürken, özellikle yasama ve yürütmeye hatta yargıya müdahale edebilecek yetkileri hala orada “kapı gibi durmaktaydı” ve bu durum, hep otoriterleşme tarafına doğru sinyal veren birilerinin “çok fena” hoşuna gidiyordu!

Toplumdaki “yetmez ama evet”çilerden tutun “bana dokunmayan yılan bin yaşasın” diyenlere kadar herkes, Timurlenk’i yattığı öğle uykusundan uyandıran hıyar satıcısının sattığı hıyarların “münasip yerine sokulması” cezası aldığı fıkrada olduğu gibi, kendinden sonra asma kabak satıcısının geçeceğini düşünüp başına gelenlere kıkır kıkır gülmesi, “asma kabakçı” pozisyonunda yakalanıp yaşayacaklarını öğrendiğinde; iş işten çoktan geçmiş oluyordu. Her zamanki gibi yine hazırlıksız yakalanıp, “gafil avlanıyordular”!  

SEÇİMİN MATEMATİĞİ

Türkiye önce uygulamayı gerçekleştirip yasasını sonradan ona uyduran bir ülke oldu epeydir. Darbelerle ortaya çıkan oldu bittilere şimdilerde çok övünülen sivillerin yönetimlerinde tanık olmak, hiç kuşku yok ki sadece gülümseyerek geçilecek bir durum değil.  

“Cumhurbaşkanı olmasına kesin gözüyle bakılan” Başbakan “köşke çıktığında koşup terleyeceğini, bu arada da yetkilerini tam olarak kullanacağını” söyleyip duruyor. Hani o “yargılıyoruz” diye şişinilen Kenan Evren’e 1982 Anayasası Referandumu ile verilen “Devlet Başkanlığı” payesinden kalan, o kadar “özgürlükçü” iktidar tarafından da değiştirilmeyen ve şimdiye kadar hiçbir Cumhurbaşkanı’nın kullanmadığı “tam yetkileri”…

İkinci bir aday olmadığı için onun köşke çıktığında ne yapacağını doğrusu bilemiyoruz. Zaten bu gidişle de ikinci bir adayın çıkması da enerjinin boşa harcanması gibi duruyor.

AKP’nin kraldan çok kralcıları ilk turda Başbakan’ın seçileceğinden son derece emin görünüyor… Nasıl emin olmasınlar ki? AKP’nin kayıtlı üye sayısı 9 milyona ulaşmış… Bu üyelerin bir yakınına oy attırsa eder 18 milyon oy… Bu da yanıyla yancığıyla 19-20 milyon oy eder. Cumhurbaşkanlığı seçiminde yine 52 milyon seçmen olur bu seçmenlerin kemikleşen 8-9 milyon sandığın yolunu bilmeyen dışında en az 3-4 milyonu da yaz ayı nedeniyle seçim bölgelerinde bulunamayacağından ve boykottu moykottu derken kullanılan oy sayısı en fazla 39 milyona falan olur…

Eeee… AKP’nin kemik oy oranı olan 20 milyonu 39 milyona bölün bakalım ne çıkıyor: % 51!

YERİM DAR

Daha çok gelinlere atfedilse de oynamasını bilmeyen, “yerim dar” dermiş… Sanırım herkesle oynamasını çok iyi bilenler, toplum mühendisliğinde “ordinaryüs” olanlar,  bu kez “yerim geniş, biraz daraltalım” diyecekler; dar alanda kısa paslaşacaklar…

Dar bölge, mar bölge… Elli bir, yerle bir… Terleme, merleme… Koşturma, moşturma… Emanetçi, memanetçi… Falan filan, fişmekan… Dabılyu dabılyu dabılyu out, ti ti ti in…

Neleri konuşuyoruz, bize hiçbir yararı olmayan dedikoduları getirip hayatımızın başköşesine nasıl da kendi ellerimizle koyuyoruz, değil mi? Sanki bunlar olmazsa hayatımızda, siz de olmazsınızı, beyinlere çakıyorlar.

Orhan Veli’nin Pireli Şiiri ile bitirelim, en iyisi: “Bu düzen böyle mi gidecek /  Pireler filleri yutacak /  Yedi nüfuslu haneye / Üç buçuk tayın yetecek // Karışık bir iş vesselam /  Deli dolu yazar kalem / Yazdığı da ne / İpe sapa gelmez kelam”

Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2007 Kuzey Ekspres | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.