• BIST 106.843
  • Altın 142,689
  • Dolar 3,5367
  • Euro 4,1209
  • Trabzon 25 °C

Tarihi doğru okumak ve Trabzon’un Hatunları!

Hasan Kurt

Öğretmen, araştırmacı ve yazar Mehmet Akif Bal, birkaç gün önce sosyal medyada ‘Trabzon'dan milletvekili seçilen isimlere ve Trabzonlu olup da Trabzon dışından vekil seçilen isimlere, Trabzon eski milletvekili Şehid Ali Şükrü Bey'in ve Trabzon eski milletvekili merhum Faik Ahmet Barutçu'nun hayatlarını detaylıca okuma ödevi verilmeli.. Trabzon'un ve Türkiye’nin milletvekilliği nasıl yapılır soruları doğrultusunda yapılacak biyografik okumalar, mevcut milletvekillerine çok faydalar sağlayacaktır’ diye yazdı…

Ali Şükrü ve Faik Ahmet Barutçu hakkında onlarca kitap yazıldı… Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları arasında yer alan ve 23 Nisan 1985 yılında Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı münasebetiyle arşivlerden çıkartılarak düzenlenen ve 4 ciltlik olarak yayınlanan, 1920-24 yılları arasında TBMM Gizli celse zabıtlarını, sık sık okurum...

Herkese de okumalarını tavsiye ederim…

Ve bugün geçmişin değerlendirmesini yaparken objektif olmak zorundayız. Birilerini korumak birilerini görmezden gelmek, birilerini hedef tahtası haline getirmek; bu ülkeyi aç, sefil, sıkıntı içinde işgalcilerden kurtaran ve de bu ülkede bir devlet kuran ve bize emanet edenlere, bırakanlara, dedelerimize ihanet olarak nitelendiririm.

Tarihimizi ideolojik bakış açısıyla değerlendirdiğimizde ve yorumladığımızda ortaya çok farkı sonuçlar çıkar.

Ben burada Ali Şükrü veya Faik Ahmet Barutçu’yu tartışmaya açma niyetinde değilim ve haddime de değil. Bunlar ve diğerleri ile ilgili herkes okuduklarıyla bir yorum yapıyor.

Benim Mehmet Akif’e itirazım, Hasan Saka gibi bir değeri görmezden gelmesine ve de Ali Şükrü’yü şehitlik mertebesine yükseltmesinedir. Bu işi yalnız o yapmıyor, tarihi Padişah ve İslam dini eksenli yorumlayan hemen herkes yapıyor.

Ali Şükrü nedeni ne olursa olsun sonuçta siyasi bir cinayete kurban gitmiştir. Siyasi cinayetlere kurban gidenler demek ki şehitlik mertebesine de yükseltilebiliyormuş. Ali Şükrü’nün cenazesine katılanlar veya destekleyenler için de hilafetçi ve Padişahçı demek, tarihi bilmemek demeyeyim ama olayı saptırmaktır… Faik Ahmet Barutçu’da mı hilafetçi ve Padişahçı idi! Faik Ahmet, vekil yapılmadığı için Atatürk’e karşı idi sonra yelkenleri indirdi. Atatürk öldükten sonra Akif ve onun gibi düşünenlerin her daim eleştirdikleri CHP’den vekil oldu. Partide önemli görevlere getirildi.

Bu Atatürk gerçekten büyük bir deha, büyük bir insanmış… Ona direk ve dolaylı olarak dil uzatanların Allah dilini, kalem oynatanların da kalemini kırsın…

Altına ne kadar çamur atarsanız atan, Altın, Altındır… Nur içinde yat Atam.

***

Neyse gelelim, Trabzon ve Trabzon tarihine…

Trabzon tarihini sayfalara değil kitaplara sığdırmak mümkün değil!

Yazılarımı daha önce de söylediğim gibi değişik kaynaklardan harmanlama yaparak kale alıyorum.

Hafta arası Osman Yaşar Kulaç’tan birkaç mail aldım… Osman da tarihe meraklı bir kardeşimiz… Araştırıyor, okuyor, soruyor!

Osman, benim yazdığım yer adlarının ne anlama geldiğini Yunanistan’da hatta Cambridge Üniversitesi’nde akademisyenlere, dil uzmanlarına sormuş. Osman Yunanistan’da Kyrikos Belediyesine bağlı Argalya isimli bir kasaba olduğunu söyledi.

Osman eski İstanbullu tarihçi Leonidas Mikroplusos’un da yer adlarının anlamını pek bilmediğini belirterek, Leonidas’ın, MÖ 756’da bölgeye yerleşenlerin o yöreye kendi veya önemli kişilerin adlarını verdiklerini söylediğini ifade etti…

Bu konuda bize ulaşan bilgileri sizlerle paylaşacağız…

***

Trabzon’da o kadar kavim ve millet yaşamış ki… Cenevizlilerden, Venediklilere, Acemlerden Gürcülere, Güneyden ve Kuzeyden gelenlere kadar onca kavim…

Trabzon İmparatorluğu döneminde, Trabzon metropolitliğinin elindeki arazilerin bir bölümü hala Romalılarınmış… Muhtemelen Ceneviz veya Venediklilerin…

Romalılar deyip geçmeyin… Romalılar, Trabzon’da bin küsur yıl hükümranlık sürmüş… Kaleler, Hanlar, hamamlar, köprüler, kiliseler, limanlar yapmışlar…

Trabzon’u Romalılar kurmuş desek, yeridir.

Trabzon İmparatorluğu öncesinde ve imparatorluk döneminde, inşaat sektörü bugünkü gibi olmasa bile hayli gelişmiş…

Trabzonlu ustalar, yalnız Trabzon’da değil Anadolu’nun dört bir yanında Kiliseler inşa etmeye başlamışlar… Trabzonlu ustaların İspir ve Bayburt’ta inşa ettikleri kiliseler sanat harikası imiş… Sanat harikası diye nitelendirilen o kiliselerden bugün ne yazık ki, bir taş bile kalmamış…

Bayburt’taki kiliselerin sanat harikası olması herhalde Bayburt taşından kaynaklanıyordur… Bayburt taşı işlenir bir taştır!

Trabzon’un Romalılar ve Kommenler döneminde, Hristiyanlığı kabul etmiş ülkeler ve rahipliklerle de sıkı bir ilişkisi varmış... Trabzon valisi ve İmparator sadece Pontus’ta değil, Pontus’tan uzak eyaletlerde de yeni manastırlar yaptırır, eski manastırları ise restore ettirirmiş.  Kudüs manastırlarına her zaman yardım edilirmiş. Hatta İmparatoriçe Anna’nın (1341-1342) kısa hâkimiyeti zamanında Trabzon’da karışıklık olmasına rağmen imparatorluğun hesabına Kudüs’te kutsal Yefimiya Manastırı’nı restore ettirmişti. Trabzon ve Kudüs arasında aktif şekilde kitap değişimi yapılırmış. Trabzon’un tarih ve medeniyeti ile ilgili metinlerin çoğunun Kudüs Patriarhat Kütüphanesi’nde bulunmuş..

Bu bilgiler benim için yeni bilgiler… Trabzon demek Hristiyanlık açısından da önemli bir kent.

Bir ara Trabzon kent merkezinin Yenimahalle semtinin bir bölümünün Mekke Vakfına ait olduğunu yazmıştım… Ayasofya Kilisesi ile İncirlik Mahallesi arasında bir yer olsa gerek. O bölgenin deniz kıyısında da Trabzon-Akçaabat arasında kayık seferleri yapılırmış…

Bu yazımdan sonra Vakıflar Bölge Müdürü Mazhar Yıldırımhan aramış ve bizim kayıtlarımızda böyle bir vakıf yok falan demişti…

Vakıfların eski kayıtlarında Ayasofya Kilisesi’nin de Fatih’in vakfına ait olduğuna dair bir belge de yok. Ama birileri 1200’lü yıllarda yapılan bu kiliseyi Fatih’in malı yaptı ve bugünde yarısını cami!

***

Osmanlı’da ve öncesinde, Padişah, vali, emir vs.nin hanımlarına genelde ‘hatun’ denir… Hatun’un sözlük anlamı da kadın, kız vs.dir. Günümüzde hemen her kadın için kullanılan bir ad, bir kelime!

Ama eskiden mesela 1300- 1400’lü yıllarda kral, vali vs. gibi üst düzeyde yöneticilerin hanımlarına Hatun denirmiş!

Rus tarihçi Karpov’un Trabzon İmparatorluğu adlı eserinde böyle yazıyor ve hem de ad vererek.

Rus tarihçi Karpov; Yunan kaynaklarından edindiği bilgilerde ‘Hatun’ rütbesinin Müslüman emirlerle evlenmiş Trabzonlu kral kızlarına verildiği yazar… Bizim tarihçilerin eserlerinde de bu vardır…

Osmanlı’da Padişahların ve rütbelilerin hanımları hep HATUN olmuş!

İmparator’a, emire, Valiye, Padişahın oğluna vs. gelin olan Hristiyan kızlarının birçoğu dinini değiştirmemişti…

Atapark’ta Büyük İmaret Camisinin yanındaki türbede yatan Gülbahar Hatun da Liveralı bir Rum kızıydı… Acaba diyorum Liveralı Hatun, dinini değiştirip Müslüman olmuş muydu?

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2007 Kuzey Ekspres | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.