• BIST 106.926
  • Altın 151,366
  • Dolar 3,6718
  • Euro 4,3291
  • Trabzon 17 °C

TARİHİN TEKRARI

Ali Rıza Keskinalemdar

2010-2011 sezonunun ilk yarısını Trabzonspor en önemli rakibi Fenerbahçe’den 9 puan önde lider kapatmış, ikinci yarı maçları oynanıyordu. Trabzonspor ikinci yarının ilk maçında Avni Aker’de ligde kalma mücadelesi veren Ankaragücü’ne üstelik ara dönemde bu takıma kiraladığı Gabriç’in golüne engel olamayarak takılıyor ve Fenerbahçe ile aradaki puan farkını 7’ye indirmiş olarak deplasmanda rakibinin karşısına çıkmaya hazırlanıyordu.

Bu maçtan önce de hafta arası Türkiye Kupası maçı var ve gruptan çıkabilmek için bu maçtan mutlaka puan almak gerekiyordu.

Trabzonspor 25 Ocak 2011 tarihinde “tüm futbolcularıyla” birlikte Beşiktaş ve Fenerbahçe maçları için İstanbul’a “uğurlanıyor”… 

O an için “tüm futbolcular”ın tam sayısını belirlemek mümkün olamıyor ama hem Beşiktaş hem Fenerbahçe maçlarının 18’er kişilik kadrolarına bakıldığında ortada gözüken futbolcu sayısı 25.

 

GİZLEME Mİ, DİNLENDİRME Mİ?

30 Ocak 2011 tarihinde Şükrü Saraçoğlu Stadyumu’nun çimlerine çıkan 11’den sadece ikisinin (Onur ve Giray) 26 Ocak 2011 tarihinde Beşiktaş ile oynanan kupa maçının 11’inde yer aldığı görülüyor.

11’ler olarak dikkate aldığımızda Beşiktaş maçına Şenol Güneş’in 9 yedek ve antrenman oyuncusuyla çıktığı anlaşılıyor. Bu durum, Güneş’in “as oyuncularını Fenerbahçe maçı için dinlendirdiği ve gizlediği” şeklinde yorumlanıyor.

Kupa maçında, Fenerbahçe maçının ilk 11’inde yer alacak olan Colman ve Umut da sonradan oyuna girecekti.

Beşiktaş’ın tamamen aslarla oynadığı maç 2-1 kaybedilecek ve bunun sonucunda ilk ikiye kalınamadığı için Türkiye Kupası’na gruplarda veda edilecekti.

 

ÇULDAN TORBADAN OLMAK

Kupa maçının 18’inde olup 11’de çıkan ve  sonradan oyuna giren oyuncu sayısı ile Fenerbahçe maçındaki aynı karakterdeki oyuncu sayısı 7. Yani bir anlamda her iki maçın 11 ya da yedekten girerek süre alan ortak oyuncu sayısı 7 idi: Onur, Tayfun, Giray, Glowacki, Colman, Yattara ve Umut.

“As futbolcular” sözde “dinlendirilmiş”lerdi. Ancak bu, Türkiye Kupası’ndan vaz geçmek demekti. Öyle de oldu. 

Sanıldı ki, “aslar” Fenerbahçe maçında “destan yazacak” ve “kupa kurban edilerek lig kurtulacaktı”.

Evdeki hesap çarşıya uymayacak ve çuldan torbadan da olunacak; Fenerbahçe maçının başlarında dört dakika içinde kendi yarı sahasında yaptığı iki pas hatası ile iki gol yiyen Trabzonspor kötü başladığı maçta bir daha kendine gelemeyecek ve bu sonuçla Fenerbahçe şampiyonluğa ortak edilecekti!

 

TARİH BU; “İBRET ALMAYINCA TEKERRÜR EDİYOR”

Yaklaşık 4 yıl sonra bu kez aynı yola Ersun Yanal başvuruyor; yani “asları dinlendiriyor” ve “gizliyor”…

Bu kez Beşiktaş maçı öncesi Türkiye Kupası maçı 4 Aralık 2014 tarihinde Ankara’da Keçiörengücü ile… Keçiörengücü 2. lig takımı yani 2 lig daha aşağı düzeyde… Beşiktaş maçı önemli viraj elbette… Ne yapmalı? Takımın “asları” hemen ortadan kaybedilmeli! Böylece hem kafaca hem de bedenen “dinlenmeli”! “Hem yedek ve antrenman oyuncuları da kendini böyle maçlarda gösterir”, değil mi?

 İşin teorisi öyle de pratiği hiç öyle olmuyor doğrusu… Yanal, Beşiktaş maçının 11’ini sahaya sürdüğünde Keçiörengücü maçının ilk 11’inden hiç kimsenin olmadığını anlıyoruz. Kupa maçında yedek bekletilen 6 “as” oyuncudan (Medjani, Belkalem, Musa Nizam, Mehmet, Özer ve Sefa)  ikinci yarının ortalarından sonra oyuna alınan Özer, Mehmet ve Sefa’nın  7 Aralık 2014 tarihindeki Beşiktaş maçının ilk 11’deki kadrosunda yer bulduğunu görüyoruz. Kupa maçında 11’de çıkan Fatih Atik de Beşiktaş maçında sonradan oyuna giriyor. 

Keçiörengücü maçının 18 kişilik kadrosundan Uğurcan, Salih (c), Mustafa Akbaş, İshak, Soner ve Ferhat Konya’da 18 kişilik kadroya giremiyor. 

Kupa maçından geriye kötü futbol ve ancak son saniyelerde atılan golle sağlanan 1 puan kalıyor.

 

GİT GEL KONYA ALTI SAAT

Elbette bu sözün cinsel içerikli söyleminden tutun rutine bağlama anlamında kullanımına kadar hakkında çeşitli hikayeler anlatılır. Ankara - Konya arasında mekik dokuyanların sıkıntılı durumları için söylendiği sanılsa da Antalya’nın Konyaaltı ilçesindeki saat ile de ilişkilendirilerek, çok sık tekrarlanan bir olay anlamında “git gel Konyaaltı saat” dendiği de rivayet edilir.

Neyse biz bu söylemi hem Trabzonspor’un 30 yıllık “makus talihini” yenemediği tarihi virajlarda “devirdiği kamyonlara” hem de takımı çok çok 2 saat sürecek Ankara-Konya yolculuğu yerine cuma sabaha karşı Ankara’dan Trabzon’a, cumartesi öğlede de tekrar Trabzon’dan Konya’ya  taşıma garabetini açıklamak için kullanmış olalım. Gerçi bir bildikleri vardır; Ankara’da ya da Konya’da çalışma ortamı bulunamamış anlaşıldığı kadarıyla. Ancak Beşiktaş maçındaki futbol rezaletinin dikkate alınması gereken başka bir boyutunun da bu olduğunu düşünmekteyim.

Beşiktaş yenilgisi takımın “aslarını saklamanın, gizlemenin dinlendirmenin” çok da işe yaramadığını gösterdi. Ayrıca “rakipleri çok iyi analiz ettiği” söylenen Yanal bu kez de rakibi için aynı şeyi yaptıysa, hata neredeydi ki tutmadı?

Galatasaray maçında şans yanındaydı Trabzonspor’un; ilk 15 dakikadaki rakip baskısı sonuç vermedi. Eğer ilk dakikalarda gol yemiş olsaydı Trabzonspor; kırılgan, oyuna küsen, aklı hırsının gerisinde kalan, mücadele gücü düşük, naif ve birbirlerini tamamlamayanlardan kurulu oyuncu yapısıyla o maçı da çevirmesi zor olabilirdi. Diğer yandan yine şansı yanında olmasaydı Beşiktaş maçı 6-7 gibi tarihi bir farka da dönüşebilirdi.

Yanal’ın kendi oluşturmadığı elindeki bu oyuncu grubuyla düşündüğü oyun planlarını ve saha içi değişikliklerini sahaya yansıtıp istikrarlı belli bir kalite çizgisini yakalaması zor görünmekte. Bu bir kapasite ve uyum sorunu. 

 

“YARIN OKULDA ARKADAŞLARIMIN YÜZÜNE NASIL BAKACAĞIM”

Beşiktaş maçını yeğenim Erkin ve yengemin yeğeni 6. sınıf öğrencisi Aker ile birlikte totem olsun diye de formalarımızı giyerek izledik. Maç 2-0 olduktan sonra yer değiştirme dışında Aker’in formayı ters giyme totemi de tutmadı; maç 3-0 olunca oflayarak “yarın okulda arkadaşlarımın yüzüne nasıl bakacağım” dedi. Söylediğine göre sınıfta sadece iki Trabzonsporlu vardı. 

Doğrusu sonuçtan sıkıntı duyduğumuz için hepimiz karaları bağlamıştık; “Sen taraftar olarak elinden geleni yaptın Aker, yenilen sen değilsin ki” diye teselli etmeye çalıştım.

Aker’i böyle bir düşünceye yönelten en büyük neden elbette farklı sonuç değil; sahada Trabzonspor forması giyen oyuncuların çoğunluğunun kırılgan, akıl dışı, naif, mücadele gücünden uzak, yüreksiz, silik, teslimiyetçi bir oyunun parçaları haline gelmeleriydi. 

 

 

Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2007 Kuzey Ekspres | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.