• BIST 91.801
  • Altın 214,727
  • Dolar 5,3705
  • Euro 6,0812
  • Trabzon 17 °C

Tatlıcı Raif!

Hasan Kurt

Merhum Mustafa Kemal Sayıl, Trabzon’un tanınmış ailelerinden Hacıkadızadelerden Arif Sayıl’ın oğlu. Annesi ise Eyüboğlu ailesinden Aslı Sayıl… Eğitimci-yazar Mehmet Akif Bal, 2010 yılının Mayıs ayında İstanbul’da Merhum Mustafa Kemal Sayıl ile bu eseri hazırlamak için röportaja başladı. Bal, eseri 2011 yılında matbaadan aldı. Merhum Sayıl, bir süre sonra Adnan Müftüoğlu ile bana imzaladığı iki kitabı gönderdi.

Merhum Sayıl ile vefatından birkaç yıl önce uzun uzadıya sohbetim olmuştu. Hatta anılarını hazırlamak için bana teklif de getirmişti.

Mehmet Akif Bal, Mustafa Kemal Sayıl’ın anılarını kitaplaştırdı. Güzel bir eser hazırladı. Bal’ı, bir kez daha kutluyorum.

Mehmet Akif’in hazırladığı, Mustafa Kemal Sayıl’ın Trabzon Anıları (Trabzon’a Işık Tutan Anılar) adlı eserde, merhum Sayıl Trabzon’da bir gezinti yaptı, 1900-1950 yılları arasında gördüklerini, hatırladıklarını yazdı.

Sayıl, Şekerci Remzi’den sonra Tatlıcı Raif hakkında da bilgi verdi. (Tatlıcı Raif (Samancı), anne tarafından akrabamız olur. Eczacı Mustafa Samancı’nın dedesi)

unnamed-003.jpgSayıl’ın anlatımıyla işte Tatlıcı Raif;

Raif Efendi bu mülkün sahibiydi. Altta geniş bir salon, bir de hanımların gittiği bir başka salon vardı. Trabzon’un en meşhur tatlıcısıydı. Her tatlısı ayrı bir tat, ayrı bir güzellik taşırdı, fevkalade güzel el işi dondurma, ayran ve limonatası vardı. Küçük bir şey ilave edeyim. 1940-45 arası delikanlılık dönemlerimizde Raif beyin ürünlerinden, özellikle unlu ürünlerinden fazla yiyemedik. Harp dolayısıyla unlu ürünlere sınırlama gelmişti. Şeker de verilmezdi. Harp yıllarında şeker, un kısıtlamasından sonra, yapılacak tatlılar arasında süt tatlıları, muhallebi, aşure, sütlaç, kazandibi, bir de revani vardı. Revani, herhalde unla yapılan bir tatlı değildi ki, ondan bol bol yerdik. Raif Efendi, diyebilirim ki, Uzun Sokak’taki en ilginç ailelerden biriydi. Üç oğlu vardı. Murat, Mahmut ve Alaittin. Büyük oğlu Murat, Raif Efendiden sonra dükkana bakardı. Raif Efendinin ortanca oğlu Mahmut benim zamanımda bekardı. Dükkanın genel havasına nispetle, batıya mütemayiz bir tipti. O zamanlar İstanbul’a gidip gelmek bir anlatım konusu olurdu.  Harp yıllarında gemiler Trabzon’a sık sık gelmezdi, sayıları azalmıştı. Mahmut, Trabzon’a her vapur gelişinde bir boş bavul alır, vapurdan iskeleye çıkan yolcular arasına girer, kendisini yolculuktan dönüyor havasına sokar, etrafına da ‘hoş bulduk’ derdi…

Raif Efendi’nin büyük oğlu Murat, sabah şafak sökerken ya Tabakhane ya Zağnos köprülerinin başında durur, köylerden kaymak satmaya gelen kadınları durdurur, seçer ve en güzel kaymakları alırdı. En güzel kaymağı, tatlıcı Raif satardı. Bu, Murat’ın sabah saatlerindeki fedakarlığı sayesindeydi. Ailenin en ilginç tarafı, hasistiler. Bir gün Murat’a sordum; “Herkes radyo alırken siz niye almıyorsunuz?” Bana, “Hacıkadıoğlu, bizim bu dükkan fazla oturan müşteriyi kaldırmaz. Adam bir tavus göğsü yer, iki saat oturursa bu bizim işimize gelmez” dedi. Küçük oğlu Alaattin biraz anlama güçlüğü çekerdi. Bizim Topçuoğlu Mehmet ile bir gün Sümer Sineması’ndan (Yıldız) çıktık. Bana, “Mustafa gidelim, Raif’te bir şeyler yiyelim” dedi. Gittik. Küçük bölümde oturduk. Tavuk göğsü istedik. Yedi, bir tane daha istedi. Tam yiyip bitireceği sırada, “Böyle şey olur mu!” diye bağırmaya başladı. Meğer, Mehmet cebine bir sinek koymuş. Tavuk göğsünden sonra muhallebi istedi. Muhallebinin sonunda sineği cebinden çıkardı, muhallebinin içine koydu. Sonra bağırtıya başladı. Meğer bu işi daha önce de iki defa yapmış. Alaattin işi kapatmak, diğer müşterilerin duymaması için Mehmet’i susturdu. Mehmet ücret ödemedi. Fakat Alaattin dışında, Raif’in diğer bir oğlu bunu anlayınca Mehmet’i uyardı ve “bu dükkana bir daha gelme” dedi..

 

En güzel tatlısı

Raif Efendi’nin en güzel tatlısı baklavaydı. Müstesna bir baklava yapardı. Hakikaten müstesna baklava yapardı. Kendi ürünlerinin yanında, yetiştirdiği isimler tarafından taklidinin yapıldığını biliyorum. O dönemler Trabzon’da üç tatlıcı vardı ama hiçbiri Raif Efendi’ye erişememişlerdi. Ayrıca bir de dondurması vardı. Dondurması el becerisiyle yapılırdı. Kaymaklı dondurmasını yerdik, bambaşkaydı. Yıllar sonra İş Bankası Yenicami (İstanbul) Şubesi’ne başladığımda gider Hacıbekir’de baklava yerdim. Hacıbekir’in baklavaları bile bana göre Raif Usta’nın nefasetine erişememişti.

 

Elektriğe kapılarak öldü

Raif Usta’nın ölümü, benim çocukluğumdaki facialardan biridir. Cudibey ilkokulunda, trafoda yanan Hüseyin Avni Bey’in abisinin durumunu bize anlatmışlardı. Bir gün öğlene doğru dediler ki, Raif Efendi elektriğe kapılarak kül oldu. Nereden geldi bu haber? Heyecanla bekliyoruz. Öğlen olur olmaz oraya koştum. Dükkana girmek mümkün değil. Ama hiç unutmam. Yüzünün bir tarafını gördüm, kapkara. Meğer, elleri ıslakken kaptırıyor cereyana kendisini. Bu olay uzun yıllar etkiledi beni. Raif Usta, çok iyi tatlıcılar yetiştirdi. Tatlıcı Salim, Tatlıcı Kamil, Tatlıcı Kambur Mehmet aynı derecede olmasalar da, onun seviyesini yakalamak için ilginç çalışmalar yapmışlardı. Kambur Mehmet daha çok eliyle, Salim Ağa elektrikli makineyle dondurma yaparlardı.

***

Trabzon’da bir de şekerci Remzi vardı… Merhum Mustafa Kemal’in anlatımıyla Şekerci Remzi de gelecek hafta…

Mustafa Kemal Sayıl’ın Trabzon anıları okunması gereken bir eser… Kitapçılarda bu eseri bulabilirsiniz…

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2007 Kuzey Ekspres | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.