• BIST 108.489
  • Altın 151,185
  • Dolar 3,6704
  • Euro 4,3242
  • Trabzon 14 °C

Tayyip Erdoğan ve siyasal gündem

Ö. Faruk Altuntaş

Başbakan Erdoğan ve AKP’ye bağlı olarak ortaya çıkan gelişmeler siyasal gündemin özel bir hal almasına neden oldu. Bu tablo Türkiye’de daha önce yaşanmadı.

Bu belirlemeyi yaparken AKP’yi işin içine katmak ne kadar gerekir; doğrusu çok tartışmalı.  Çünkü, Başbakan Erdoğan’ın iradesinden başka bir irade yok; görüntü dışında AKP diye bir gerçeklik görülmüyor ortalıkta.

AKP yok, sadece Tayyip Erdoğan var; bir de Tayyip Erdoğan ne diyecek diye bakınanlar, bekleşenler. Son yolsuzluk ve rüşvet ilişkileri ile mesafe daha da açıldı. Şimdilerde AKP’nin görüntüsü de kalmadı ortalıkta.

                                                ×××

Tayyip Erdoğan’ın varlığı, AKP’nin etkisizliği ile malul sürecin oluşumu içinde, noksanları ile birlikte varlığından söz ettiğimiz “cici demokrasi”mizin biçimsel unsurları da giderek kalktı ortalıktan.

Demokratik rejimlerin en temel özelliği, “yasama”, “yürütme” ve “yargı” olarak bilinen devlet fonksiyon ve güçlerinin birbirinden ayrılığı ve birbirine denkliğidir. Bu güçler tek elde toplandıkça, sistem otoriterleşir; hak ve özgürlükler azalır; çeşitli görünümleri ile baskı ve şiddet artar; hukuk devleti ortadan kalkar. Bu güçler birbirinden ayrılır ve birbirini dengeleyip kontrol ettikçe, sistem demokratikleşir; hukuk devleti oluşmaya başlar; hak ve özgürlüklerin kullanılabilirliği artar…

Bütün dünyada esas budur. Bu esasın, baş yöneticinin Tayyip ya da Kemal olması ile bir ilgisi yoktur.

Türkiye’de, batısına göre eksik, doğusuna göre daha gelişkin bir demokratik sürecin işlerliği vardı. Eksikleri ile birlikte Yasama, Yürütme ve Yargı organlarının birbirinden bağımsızlığı söz konusu idi.

17 Aralıkta ortaya saçılan yolsuzluk ve rüşvet ilişkilerinin giderek Başbakan Erdoğan’la bağlantılarının ortaya çıkması üzerine, yolsuzluk ve rüşvet olaylarının üzerini kapatabilmek için devlet çarkı parçalandı. Son HSYK yasası ile yargının kurumsal işleyişine son verilerek “Yargı” erki “Hükümete” bağlandı. Kritik yerlerdeki hakim ve savcıların görevlerine son verildi ve bütün kademelere sil baştan yeni atamalar yapıldı. Yolsuzluk ve rüşvet olaylarının dosyaları böylece “emin” ellere teslim edildi.

                                              ×××

Değil Türkiye’nin tarihinde, dünya tarihinde görülmedik devasa boyutlarıyla ortaya çıkan yolsuzluk ve rüşvet olaylarının, kendi tabanında yaratacağı tepkileri kontrol etmek için Başbakan Erdoğan, psikolojik savaş yöntemlerini devreye soktu.

Psikolojik savaş stratejisi gereği artık para kutularındaki milyon dolarlar konuşulmayacaktı; yatak odalarındaki çelik kasalar ya da para sayma makineleri konuşulmayacaktı; Başbakan Erdoğan ile oğlu Bilal  arasındaki telefon görüşmelerinde geçen “para sıfırlama”lar ve geriye kalan 30 milyon Eurolar konuşulmayacaktı.

Bütün bunların komplo olduğu, montaj olduğu, dublaj olduğu konuşulacaktı; bütün bunların Transilvanya’dan yönetildiği ve “paralel devletin” komplosu olduğu konuşulacaktı; bütün bunların Hükümetin başarısını çekemeyenlerin ve Türkiye’nin büyümesini istemeyenlerin “darbesi” … olduğu konuşulacaktı.  Yolsuzluklar, rüşvet ilişkileri… kısaca olguların kendisi değil, komplolar, darbe girişimleri, “paralel”ciler… konuşulacaktı.

Ve psikolojik savaş stratejisi içinde, kendine oy veren yüzde ellinin desteğini bloke edebilmek için toplumsal kesimleri ayrıştırarak, ötekileştirerek düşmanlaştıran bir dil ve kelam geliştirildi. AKP’ye oy verenlerle vermeyenler kutuplaştırıldı. İş, çocuğu öldürülen anaların mitinglerde yuhalatılmasına kadar vardırıldı. Böylece, yolsuzluk ve rüşvet olaylarının tartışılmasından, bir dönem oyunu aldığı yüzde ellinin etkilenmemesi için, oyunu aldığı yüzde elli ile geriye kalan yüzde ellinin iletişim ve etkileşimi kesilmek istendi.

Psikolojik savaş yöntemlerine baskı ve yasaklamalar eklendi. İnternet yasakları, twitterin kapatılması, facebook ve diğer yasakların sırada olduğunun ifade edilmesi çok düşündürücü ve “manidar”.

Bu kutuplaştırmanın ve yasaklamaların geleceğe intikal edecek toplumsal zararlarını bir yana bırakacak olursak, hala istifa etmek zorunda kalmadığına göre Başbakan Erdoğan’ın, psikolojik savaş konsepti içinde kendisinin ve yandaşlarının “istikbal ve istiklal” mücadelesini şimdilik iyi yürüttüğü söylenebilir.

Ancak su almaya başlayan gemi fazla yürümez. Başbakan Erdoğan, ortaya çıkan devasa yolsuzluk ve rüşvet olaylarının hesabını vermek zorunda. Aynı şekilde bu “Paralel”ci Cemaat mensupları bu kadar zararlı iseler, bu Cemaati ya da  “paralel”cileri devlet yönetimine taşımanın hesabını vermek zorunda.

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2007 Kuzey Ekspres | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.