• BIST 89.695
  • Altın 145,769
  • Dolar 3,6139
  • Euro 3,9332
  • Trabzon 8 °C

TEMİNAT VE FENERBANK

Ali Rıza Keskinalemdar

Hafta sonu bir anlamda, Ali Şen’in “Amerika’da seçimler yapılıyormuşçasına herkesin gözünü dikti” dediği Fenerbahçe’nin Seçimli Olağanüstü Kongre’sine “kilitlendik”.

“Kilitlenme”nin en büyük nedeni hiç kuşku yok ki, Kongre’nin 2010-2011 Süper Lig Kupası ve dolayısıyla “3 Temmuz Yargılaması” çerçevesinde döneceğinin çok açık belli olmasındandı. Kongre öncesi Trabzonspor Başkanı İbrahim Hacıosmanoğlu da söz konusu kupayı TFF’ndan “resmen istediği”ne göre, bu kongrede bir şeyler olabilirdi!

Yanılmadık. Ülker Sports Arena’nın zeminine toplu halde bırakılmış bir yığın kupanın dışında bizzat Aziz Yıldırım tarafından kucaklanıp, diğer kupalardan ayrı bir yere, yönetimle birlikte oturduğu masanın bulunduğu yerde, üstelik tam da kendi önünde tesis edilen bir kaide üzerine konulması manidardı!

İşte, 2010–2011 Süper Lig Şampiyonluk Kupası ve Aziz Yıldırım iç içeydi! Bu, herkese açık bir meydan okumaydı!  Aziz Yıldırım olduğu için vardı bu kupa!

Gündem hakkında konuşmak için söz alan 18 kişiden ikisi Aziz Yıldırım’a oy atmayanlardan olsa da, Ali Şen’den Bedri Baykam’a, sırtında FB logosunun dövmesi bulunan dizi oyuncusu Göksun Çam’dan Nazım Hikmet’in Kuvayî Milliye Destanı’na atıfta bulunarak “ateşi ve ihaneti gördük” diyen 80’lik Kongre Üyesine kadar salondaki herkesin ortak görüşü, “2010-2011 Süper Lig Şampiyonluğunun analarının ak sütü kadar temiz olduğu” yönündeydi. Böyle bir ortamda bunun tersini düşünmek ya da iddia edebilmek mümkün müydü?

Elbette mümkün değildi! Gündem için söz alan 18 Kongre Üyesinin konuşmaları bittiğinde, başkan adayı olmak isteyen ancak Aziz Yıldırım’a muhalefetten dolayı yasaklı Hulusi Belgü’nün cezasının kaldırılmasının reddedilmesi yanında “Şike Operasyonu”nda ceza alan yöneticilerin “aklanması”, genel kuruldaki havanın kimden yana estiğinin göstergesiydi. Henüz daha başkan adayları konuşmalarını yapmamışken, Aziz Yıldırım’ın çok rahat bu seçimi alacağını salon ifade ediyordu zaten.

Mehmet Ali Aydınlar’ın konfeti gibi ortalığa saçılan “vaatler” içeren seçim konuşmasının girişinde 2010-2011 Süper Lig Şampiyonluğu Kupası’nı göstererek söylediği "Bu kupa tartışmasız Fenerbahçe'nin. Bu kupa Anayasa teminatındadır. Bu kupayı hiç kimse Fenerbahçe Kulübü'nden geri alamaz"  sözleri dışında alkış almaması ve sonrasında “sahneye çıkan” Aziz Yıldırım’ın orta oyununu andıran tarzdaki “şov”u, seçimde Mehmet Ali Aydınlar’ın oyununun %10’u aşmayacağı ve Aziz Yıldırım’ın çok rahat kazanacağı yönündeki tahminimi pekiştirmişti.

Aydınlar’ın tahminimden daha çok oranda oy almasının nedeni olarak, Yıldırım’a oy atması olası 3,500 – 4,000 kadar delegenin seçimin galibinin bir gün öncesinden belli olduğunu düşünerek, güzel bir pazar gününü salonda heba etmemek adına oy kullanmaya gelmemesi şeklinde açıklasam da, sonuçta çok isabet kaydedemediğim bir gerçek.

Sonuçlar açıklandığında, rakip aday yönetim kurulunun, yeniden başkan seçilen Yıldırım’ı tebrik için yanına gitmesi sırasında yaşanan vahim olaylar, bir kulüp başkanının otoriter ve totaliter duruşuyla kulübünü nerelere getirebileceğinin de anlatımıydı esasında.

Sadri Şener ile “30 yıllık dost” olan Hamdi Akın nezdinde genel olarak rakip aday gruba yöneltilen saldırıda Aziz Yıldırım “Ben Fenerbahçe için hapis yattım; onlar ne yaptı, Fenerbahçe-Ankaragücü maçından önce Trabzonspor ile bir olup Takıma ihanet ettiler, Fenerbahçe’yi sattılar” diyerek, “Şike Yargılaması”nda adı geçen ve “suç unsuru bulunmayan” Sadri Şener-Hamdi Akın-Melih Gökçek arasındaki telefon görüşmelerini belge olarak sunmaya kalktı.

Kamuoyu oluşturmak için elbette bu ülkede bazı şeylerin illa gerçek olması gerekmiyordu. Her şeyin istediğin şekilde maniple edilebildiği ve beyinlere istenildiği şekilde bir solucan gibi yerleştirilip, asalaklaştırılabildiği toplumda yaşıyorduk. Kirlilik o kadar çok üst düzeydeydi ki, insanın pes etmesi çok kolaydı, gerçeğin peşinde koşmaktan vazgeçerek…

Fenerbahçe’nin yaptığı kongre, esasında toplumun da bir aynasıydı. Adeta önümüzdeki seçimlerde olacakları yaşıyor gibiydiniz: Demokrasinin olmadığı ya da birilerinin “bahşettiği” kadar olabildiği, “güç” adına insanlık onurunun ayaklar altına alınabildiği, bütün değerlerin askıda tutulabildiği ve “ihanet”in bıçak sırtından ince bir çizgide, sallantıda, çok sübjektif bir kavram olabileceği gerçeğini bir kez daha anlayarak…

Hayat zor ve acımasızdı. Ya avcı olacaktın ya da av! Avcı olamıyorsan da avcı ile av arasında öyle bir yerde öyle bir konum seçmek durumundaydınız ki, bu şakşakçılık mı olur yoksa yardakçılık mı bilinmez ama belki kurtarabilirdi sizi av olmaktan. “Göz yaşartan” övgü ve bağlılık sözleri, yeminleri bunun içindi.

Siz asla siz olduğunuz için siz değildiniz. Ayakta durmanızın, var olmanızın tek dayanağı, o övgüleri sıralarken kendinizden geçtiğiniz “güç”tü!

***

Fenerbahçe’nin mevcut yönetiminin “3 Temmuz’dan beri yaşadıklarının hesaplaşması” sonucu elde ettikleri “zaferi taçlandıracak” şekilde sunulan ancak “ihanet ve satış” salyaları arasında sönük kalan “Çılgın Fenerbank Projesi”ni ise alevlendiren Kızılcahamam’daki AKP Kampı’nda yaptığı açıklamalarla Başbakan Erdoğan oluyordu:“Kulüplerin şirketleşmesine sıcak bakmıyorum. Beş yüz milyon dolar borcun var, banka kuracaksın. Bunun için izin verecek kurumlar belli. Ayrıca sanki Çevre Bakanı elindeymiş, her izin elindeymiş gibi söz veriyor. ‘Şuraya şunu yapacağım, AVM yapacağım’ demek doğru değil. Ayrıca futbolcuların aldığı rakamlar da çok uçuk. Basına yansıyan paralar var ama kayıtlarda bu yok. Bu terazi bu kadar sıkleti çekmez.”

Kongrede, Fenerbahçe’nin borcu kişilere olan 100 milyon TL civarındaki borç dahil yaklaşık 500 milyon TL olarak açıklanmıştı; sanırım biri Başbakan’a bilgi verirken TL yerine USD kullanmış…

Ancak ne olursa olsun Aziz Yıldırım’ın seçim sonrası “teşekkür” konuşmasında “Çocuklarımıza, bizden sonra geleceklere bu Fenerbahçe’yi, Cumhuriyet ilkeleri doğrultusunda teslim edeceğiz. Bunun dışında kimse bir şey beklemesin”  şeklindeki söylemi, doğrusu “iki cambaz aynı ipte oynamaz” sözünün doğruluğunu teyit anlamında biraz zamana gereksinmemiz olduğunun göstergesi olarak kafamdaki soru işaretleri bölümüne yazıldığını belirtmeliyim.

***

Seçim dönemi yaklaşıyor.  (Olduğu söylene gelen 25 milyon taraftarının %70’nin seçmen olacağı varsayımı ile) 17,5 milyon seçmene sahip olduğu düşünülen ve geçen seçimlerde (her iki seçmenden biri AKP yönünde oy verme eğilimi gösterdiğine göre) en az 8,5 milyonu  AKP’ye oy atan Fenerbahçelilerin bakalım bu kez rotası değişecek mi? 3 Temmuz 2011’den sonra İstanbul’da her yere “oy-un bitti” yazanların ne kadar gerçekçi  olduğunu göreceğiz. Özellikle İstanbul’da düşecek oylara kızan bir Başbakan’ın “Trabzonspor’a kupasını verin” dediğinde, Aydınlar’ın “anayasa teminatı”nın da Yıldırım’ın “çılgın projesi Fenerbank”ın da moraran yüzlerde ne anlam taşıdığını hiç merak etmez misiniz?

Bulunduğunuz pozisyon gereği bazı etkenlere ulaşma ve onları değiştirme şansınız bireysel olarak pek yoktur. Sadece kritik edebilir ve çenenizi yorar, “deşarj olarak rahatlamayı” seçtiğinizi sanırsınız. Oysa bu tamamen sizin dünyanız dışındadır ve asla kontrolünüzdeki bir şey değildir.   

Bu anlamda kendi etki alanlarını genişletip bir şeyleri değiştirmeye çalışanların değişik yollu denemeleriyle karşı karşıyayız. Bakalım “iki cambaz aynı ipte oynayabilecek” mi ya da bir yumurta gibi tokuşturulduğunda kırılmadan kalan hangi “çılgın proje” olacak?

Etki alanınızda değilse bile keyfini çıkartmaya çalışın; nasıl olsa hayatınızda çok fazla bir şey değişmeyecek sonuçta!

Yazarın Diğer Yazıları
YERİN KULAĞI
  • Trabzon futbolu bitmiş!
  • Koray Aydın’ın ekibi!
  • Evetçi 100 MHP’li bulamazlar!
  • Birinci yalnız kaldı!
  • İnternet sitesinin anketi!!
  • K. Ersun Yanal  hayranı medya!
  • Futbol zirvesine Sümer neden gitmedi?
  • Evde yatıp para kazanacaklar!
  • Atatürk karşıtı tarihçiye ödül!
  • MHP’de iki çift bir tek!
1/20
Tüm Hakları Saklıdır © 2007 Kuzey Ekspres | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.