• BIST 93.420
  • Altın 282,358
  • Dolar 5,8853
  • Euro 6,5462
  • Trabzon 21 °C

TEPİK

Havva GÜNAYDIN LAKUTOĞLU

Erkek kadına dedi ki;
Seni seviyorum, ama nasıl?
Avuçlarımda camdan bir şey gibi kalbimi sıkıp, parmaklarımı kanatarak 
Kırasıya, çıldırasıya…
Kadın erkeğe dedi ki;
Baktım, dudağımla, yüreğimle, kafamla; Severek, korkarak, eğilerek
Dudağına yüreğine, kafana
Şimdi ne söylüyorsam, karanlıkta bir fısıltı gibi
Sen öğrettin bana…
Ve ben artık biliyorum.  NAZIM HİKMET
                                                      ***
Öznur, Emine Zeynep ve daha niceleri kocaları tarafından bıçaklanarak öldürülen kadınlar. İlginç gerekçe ise “çok sevdiğim için öldürdüm.”
Kadınlar aşık olunduklarında öldüresiye sevilen ve mülk gibi görülmekten öteye geçemiyorlar.
Evleninceye kadar baba ya da ağabeysinin himayesi altında, evlendikten sonra ise kocasının himayesine geçen kadının gerçek kimliğine kavuşmasını istemeyenler kadını hep muhtaç olarak sınıflandırmıştır.
Simone de Beauvoir  kadınların gördüğü baskılara karşı“ evlilik geleneksel olarak kadınlara sunulmuş tek gelecektir. Birçok kadın ya evlidir, ya bir zamanlar evlilik geçirmiştir, ya da evli olmadığı için acı çekiyordur” kadının evlilik dışında, çocuk doğurmak dışında bir idealinin olması adeta toplum tarafından yasaklanmış gözüküyor. Ve tabii kadının tek başına ayakları üzerinde duramayacağını işaret ediyor.
Kadının istek ve amaçları genellikle hep hiç edilmiştir.
Sigmund Freud Psikanalizin Hocası “ otuz yıldır insan ruhunu araştırıyorum. Yine de kadınların ne istediğini anlayamadım” sözleri kadının anlaşılması zor bir varlık olduğunun altını çiziyor.
Kadına yazarı, çizeri, siyasetçisi, şarkıcısı, doktoru, psikiyatrisi yapması gerekenler noktasında sürekli bir şeyler fısıldayınca kadının hak ve sorunları çözümsüz kalıyor.
Her cinsin kendi dinamikleri vardır. 
Nietzsche “Bazı kadınlar dövülerek cezalandırılmalarına ve kendilerinin dünyaya karşı katı şekilde kapalı tutulmalarına kocalarının sevgilerinin bir göstergesi olarak bakarlar ve bu göstergeler olmazsa şikayetçi olurlar” sözü Emine, Öznur, Zeynep’e yapılanların değişik bir tezahürüdür.
İnsan kendini niye aşağı çeksin. Kadın neden dayak yemek istesin.  Neden kendine işkence yapsın. Kadına neden hep ölüm korkusu ve ahlak yaftası yapıştırıyorsunuz ki?
Kadının ebediyeti zekasında değil, rahmindedir, zihniyeti  kadınları erkeklerine bağımlı, ev işleri ve çocuk doğurmakla sınırlandıran ve erkeğin kadını istediği gibi sevmesi, erkeğin kadını istediği gibi görmesi, kadına  kötü davranması, dövmesi, evde hizmetçi gibi davranması,kadınları kendi egemenlikleri altında tutmak istemeleri  ile eş değerdir. Şarkıcı Kıraç’ta kadınlara görevlerini hatırlatan saçma sapan bir yorum yaptı. Popülaritesi yok olmaya yüz tutan bu şahıs oturmuş kadınlara bir ayar vereyim demiş. Yemek yapan, ütü yapan kadın artık yok diyor. Ve devam ediyor çocuk bile bakmıyor hatta kahvaltı bile hazırlamıyor şehirli kadınlar. Sanırım İki gün konuşulur biraz da belki tıklanırım umudu ile konuşmuş arkadaş. Kadınların duygularının rolden ibaret olduğunu ve sanıldığı kadar da duygusal olmadıklarını da sözlerine ekleyen endamı  yeter diye bağıran bu arkadaş acayip bir ruh halinde. Kıraç’ta  sözlük anlamı itibari ile iyi niteliği olmayan, verimi az olan toprak olunca düşünmeden edemiyor insan. Acaba  Kıraç ismi de kendisine bilerek ve isteyerek mi verilmiş oluyor bu durumda? Oda yaptığı bu talihsiz açıklama ile isminin anlamının hakkını vermek istemiş herhalde. 
Kadının ekonomik ve üretken anlamda özgür olmaması pasif boyun eğen ve sessiz olmasına sebep olmuştur. 
Kendi kişiliğini kazanmaya yönelik attığı adımlarda ise erkeler hep duvar olmuştur.
Kızını okula göndermeyenler analar değil babalardır. Unutmayın! 
İbnü’l Arabi “Dövme şahısların hallerine göre değişir. Bazılarına az bir gönül koymuşluk kafi gelir, bazıları da ancak tepikle(yola getirme, uslandırma) düzelir.”  Yani dayakta, sevmekte, dövmekte tüm yetki kocaya aittir.
Bizler yani kadınlar geçmişten günümüze KADIN işareti ile sadece itaatkar, ev işleri ve doğurganlık ile uğraşan olarak kodlanmışız.
   Sevgili İdil Çağatay’da ben hiç ölmek istemedim sloganı ile Araf şarkısında aile içi şiddete son diyor. O güzel sesi ve hassasiyeti ile. Cinayete kurban gitmiş bir kadının ağzından bestelediği bu şarkı  farkındalık yaratır umudu ile bestelendi.  Sevgili İdil kadının sesi olmak istedi. Ben kendisini tebrik ediyor ve destekliyorum.  Bangır bangır bağıran ve her gün tehlike sinyali veren bu önemli toplumsal konuda herkesin elini taşın altına koyması gerekir. Köstek olan çok. Her gün izliyor ve okuyoruz. Sessiz kalmak onaylamaktır. Sessiz kalmak kabul etmektir. Haksızlığa karşı susma!  
  Yaradılış felsefesinden beri kadınlara neler neler dendi. Ta yasak elmadan bugüne…
Neler yazıldı. O yine dimdik ayakta ve her şeye rağmen mücadelesini veriyor. Hiçbir felsefe onu anlatamadı. İffet, namus, ahlakta onun. Sahi siz erkekler niye böyle bir misyon üstlendiniz. Kadınsız bir hayat ter kokulu bir dünyadan başka nedir ki?  Kadın kaçınılmaz bir hakikattir. Yaşamı açıklayan ve yaşamın ta kendisidir. 
Evden dışarı çıkan kadının tek tehlikesi siz erkeklersiniz. Siz kendinizi çok iyi tanıdığınız için bu işkence, dayak hatta öldürme içgüdüsü ile “koca”  şemsiyenizi korumaya çalışıyorsunuz. 

 

 

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2007 Kuzey Ekspres | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.