• BIST 89.930
  • Altın 214,135
  • Dolar 5,3949
  • Euro 6,0832
  • Trabzon 11 °C

TEVBE ET

Osman Necip SEVİNÇ

Kur’an ve hadislerden görüyoruz ki, tanrılığın esas niteliklerinden biri bağışlamak, affetmek olup, kulluğun temel niteliği ise boyun bükmek, bağışlanmayı dilemektir.
İnsan kaynaklı davranışların yüce Allah’ı en çok sevindireni, kulun Allah’dan af ve rahmet dilemesidir. Doksan dokuz isimden oluşan Esma’ül Hüsna’nın 15 den fazlası Allah’ın af ve merhamet, bağış ve rahmetini ifade etmektedir.
Tevbe, bu sınırsız ve sonsuz rahmet denizinden yararlanmanın en rahat ve güvenli yoludur. Bedenimizi su ile temizleriz, gönlümüzü gözyaşımızla. Ruhumuzu yıkamak için de tevbe dediğimiz su lazımdır bize.
Ölüm, daha yüce bir doğum için atılmış adımdır. Allah her an yeni bir iş ve oluştadır (Rahman 29). Tevbe kainattaki yükselme ve gelişmeye iştirak etmektir. Tevbe ilahi oluşa bir katılmadır. Bu yüzden herkesin tevbe etmesi istenmiştir. Hiç günahı olmayanlarında günahsızlıktan tevbe etmeleri istenmiştir. Kur’an “ İstisnasız hepiniz Allah’a tevbe edin, ey müminler” diyor (Nur, 31). Hz. Peygamber şöyle diyor. “ Ben her gün yetmiş defadan çok istiğfar ederim” Ebu Ali Dekkak bu hadisi izah ederken “ Allah’ın elçisi her an yükseliyordu, bir önceki anı, bir sonrakine noksan gördüğünden devamlı istiğfar halindeydi. “ Bir günü ötekine eş geçen mümin değildir.” hadisini bu aydınlıkta değerlendirmeliyiz.
Tevbe bir uyanış ve kendine geliştir. Kısacası her boyut değiştirme bir uyanış ve doğuştur ve her uyanış ve doğuş bir tevbedir.
Günahlı günahından kurtulmak için, günahsız bir derece daha ileri gitmek için tevbe etmelidir. Tevbeyi sadece günahkarların yapacağını savunmak büyük hatadır. Herkes her zaman tevbe etmek zorundadır. Bu kulluğun bir gereğidir. Tevbe ibadettir.
Cennete giden en emin yol, tevbe olmaktadır. Tevbe noksanları, yanılmaları basamak yaparak ileri atılmamızı sağlar. Noksanların, hataların tekrar edilmeyeceğine karar vermek tevbedendir, fakat geçmişimizde kalmak tevbe değildir. Hadis de “ Tevbe eden hiç günah işlememiş gibidir.” demiştir Peygamberimiz.
Affetmek yetkisi, hak sahibinindir. Tevbe Allah haklarından doğan günahların affına yarar. Günah ve tevbe tekamülün, gelişmenin en esaslı belirtileridir. Günahsız ve tevbesiz insan kemale eremez. Muhyiddin İbn Arabi hazretleri şöyle diyor. “ Günah “ ile irtibatını kesen insan kemale eremez.” Bir Hadis-i Şerif ise şöyledir. “ Eğer günah işlemeseydiniz, Allah sizi yok eder ve yerinize günah işleyip Ondan af dileyen bir kavim getirirdi. Allah dostlarının günahlar yüzünden boyun büküp ağlamayı, ibadet çokluğuna güvenme yerine tercih edilmesi, bundandır.
Tevbe, başlı başına bir ibadettir. Tevbe, günahı terk etmenin en güzel yoludur. Çünkü tevbe özür beyan etmenin en etkili şeklidir. Allah hem çok tevbe edenleri sever, hem de çok temizlenenleri sever. (Bakara 222, Sad 30,44) Tevbe öncelikle psikolojik bir olaydır. Kelimelerin tevbe de çok önemi yoktur. En günahkar kul bile tevbe yolunu seçerek bir daha günahını işlememek suretiyle Allah’ın sevgisini kazanacak hale gelebilir. Mesele bataklıkta kalmakta ısrar etmemektir.
Hiçbir günahın tevbe kapısını kapatacak yoğunluğa ulaşamayacağını Yaşar Nuri hoca belirtmektedir. Allah (c.c) Ayet-i Kerim’e de “Azabımı dilediğime isabet ettiririm. Rahmetime gelince o, her şeyi çepeçevre kuşatmıştır. “A’raf,156)
Öteki aleme giderken, Dünya ile ilgisinin kesilmekte olan insanın bu durumu anladıktan sonra tevbenin anlamı kalmadığından, ölüm döşeğinde ki tevbenin kabul edilmeyeceğini Kur’an’ı Kerim beyan etmiştir. Buna İslam geleneğinde Firavun tevbesi denmiştir. Bunun kabul edilmesi tevbenin hikmetine aykırıdır.
Kur’an’a göre şirk de dahil tevbenin silmeyeceği bir günah yoktur. Zaten örnek nesli sahabilerin çoğunluğu şirkten tevbe etmiş insanlardır.
Nisa suresi 48. Ve 116. ayetlerinde “Allah kendisine şirk koşulmasını affetmez. Bunun dışındakileri dilediği kişiden affeder” der. Burada Allah şirki affetmez denmektedir. Ancak bu affın tevbe ile ilgisi yoktur. Ayet, tevbe söz konusu olmadan durum değerlendirmesini yazıyor. Aksini düşünürsek, tevbenin şirki affettirmeyeceğini söylersek, putperest bir insanın tevbe edip İslam’a girmesini kabul etmememiz gerekir ki bu İslamın ve aklın ruhuna aykırıdır. Yaşar Nuri Öztürk hoca buna daha güzel yorum katarak alıntım dışında da açıklamaktadır.
Tevbe hakkında buraya kadar söylenenler KUL HAKKI dışındaki günahlar içindir. Yani Allah’a karşı borçlarımız için bir mana ifade eder. Kulların üzerimize geçmiş hakları varsa onların tevbelerinin tek şartı, o hakkı sahiplerine ödemek ve onlardan helallik almaktır. Deyim yerindeyse, Allah bu günahlara karışmıyor ve hakları bize bağışlamayacaktır. Manevi rütbemiz ne kadar yüksek olursa olsun kulların bizde ki haklarını hak sahibi bize bağışlamadıktan sonra, ondan helallik alamadıktan sonra Allah’ın bizi bağışlamasını hiç beklemeyelim. Dolayısı ile ömür boyu tevbe-i istiğfar etsek dahi, hiç kimsenin bir kuruş hakkını bağışlatamayız.
Kul hakları içerisinde en korkunç olanları KAMU HAKLARIDIR. Kamu hakkı bizi bütün millete, milyonlara borçlu hale getirir. Kamu hakkı altına girmenin en çok başvurulan yolu vergi kaçakçılığıdır. Zekat vermemekte bu cümledendir. Ayrıca kişiye emanet edilen kamu malının çalınmasına göz yummak, görevini yapmamak, görevde kişisel ayrımlar yapmak, devlet malını nüfus sahiplerine peşkeş çekmek… hep kamu haklarının ihlalidir ve tevbesinin kabulü mümkün değildir. Bu arada sövme, kötü söz, alay, kalp kırma da kul hakkı konusudur, özür dileyerek helallik almak gerektirir. Ayrıca bunlar Allah hakkı da olup hem tevbe, hem de helallik almak lazımdır.
Hiçbir kimseye “imansız, dinsiz” demek yetkisi bize ait değildir. Olur ki isnat ettiğimiz kimse önceden tevbe etmiş ve doğru yola Allah’ın inayeti ile girmiş olabilir. O zaman o insandan helallik almak gerektirecektir.
Allah (c.c); tevbe etmemiş olanlara da merhamet eder, affedebilir. Zira Allah “Rahmetim, gazabımı örtecektir” demiş, mahlukları yarattığı anda bizzat kendisi için bunu söylemiştir. Ancak, Allah (c.c) sadece en büyük günah şirk’i yalnız tevbe ile affeder.
Son söz olarak İranlı Müslüman bir şairin şu beytini nakledeyim. “Eğer her günah, şarap gibi sarhoş etseydi, Dünya’da kaç tane ayık kalacağını görürdük. “Ölümün ne zaman geleceği meçhul, af kapısı tevbe ile açık, o zaman günahsız Peygamberimizin günde 70 defa tevbe ettiğini hiç unutmadan bizde tevbe etmeyi ve günahı bir daha işlememeyi hiç unutmayalım. Cuma’nız mübarek olsun asil ve şerefli müslümanlar.  
EMANETİ EHLİNE VER
Allah Teala “emanet” kavramını Kur’an’ı Kerim’de çok geniş anlamda zikretmiştir. Emanetin ehline verilmesi, ehil olanların (uzman usta olanların) göreve getirilmesi Allah’ın emridir. Kur’an’ı Kerim de şöyle buyuruluyor. “Allah size emanetleri mutlaka ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emrediyor…”(Nisa suresi 58.ayet)
Devlet işlerinin ve millete ait hizmetlerin ehil olan kimselere verilmesi ve toplumda adaletin sağlanması, milletin huzuru ve devletin bekası için şarttır. İşlerin ehil olmayan kimselere bırakılmasının kötü sonucu hakkında Peygamberimiz şöyle buyuruyor. “İş ehil olmayan kişiye verildiği zaman kıyameti gözle.”
Hazreti Peygamber (s.a.v) vergi memurluğu görevi isteyen Zer el – Gıfari’ye “Sen güçsüzsün, bu iş bir emanettir; emanet üstesinden gelemeyen kimse için kıyamet gününde zillet ve perişanlık doğurur.” buyurarak, hem yöneticilere işleri, ehil olanlara vermelerini, hem de ehil olamayacakları işlere insanların talip olmamaları gerektiğini anlatmıştır.
Bir işe diplomalı veya ünvanlı kimse değil o işi hakkı ile yapabilen kimseler getirilmelidir. Adam kayırmak, adama göre iş vermek uygun olmamaktadır. Her zaman işe göre adam seçmeli, o eleman o işe layıksa o iş ona verilmeli, layık değilse layık olanını aramalıdır.
Osmanlı da sıradan bir kişi üstün hizmetleri görülürse bu kişi paşa hatta sadrazam bile oluyordu. ABD de bu sistem hala devam ettirilmektedir. Kore savaşında bir Türk astsubayın üstün hizmetleri görülüyor. Amerikan generali ona öyle bir rapor veriyor ki, bu raporla seni Albay yaparlar diyor. Bizim astsubay cevap veriyor. “Bizde öyle sistem yok. En büyük başarılarda bulunsak da Teğmen bile olamayız” diyor. Muhatabı da hayret ediyor.
Bu yazıdan, bilgilerden, herkes kendine düşen payı alsın. En büyük payı da, ehil olmayan birçok yandaşını, akrabasını, sırdaşını, adamını, madamını, sekreterlerini göreve getirerek Trabzonumu betona gömen, Allah’ın emrinin gösterişli kısımlarını yerine getirip, diğer emirlere aykırı davranan insanlar alsın. Alsın ki akıllansın, bundan sonra yine idarecilik nasip olursa kendilerine, neden başarısız olduklarını sorgulayıp bir daha yüce kitabımızdaki emirlere aykırı adam kayırıcı işler yapmasınlar.
Bu arada Yenimahalle de ki Diş hastanesinde neden yeterli otopark yok ve neden projede olmasına rağmen bodrumda bir kat eksik yaptırıldı diye soran olursa; beddua etmesin, ama bunun sorumlularının yarın nasıl ve nerede sorgulanacakları hususunda onlara acısın… Aynen İmperial hastanesinin ruhsatını verenlerin öngöremediği otopark çilesi, diş hastanesinde gelişecektir.    
     

 

Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2007 Kuzey Ekspres | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.