• BIST 97.533
  • Altın 145,781
  • Dolar 3,5801
  • Euro 4,0019
  • Trabzon 16 °C

Tezatlar ülkesi BREZİLYA

Tezatlar ülkesi  BREZİLYA
Avrupa’dan 11 saatlik uçuştan sonra, sonbahar-kış sezonuna girmiş, hala bize göre ‘pastırma yazı’ yaşayan, samba - futbol ve aşk diyarı Brezilya’ya vardım.

Öteden beri, nefes aldığımız her anın mucize olduğuna, inançla, belki de her gün daha da zorlaşan ekonomik sorunlar, yapmaya mecbur olduğumuz günlük yaşam girdabında, hakikaten bir şeyler yaptığımızı sandığımız, lakin çok hızla kaybolan zamana benimkinin doğru olduğunu kontrol için ‘başkalarının yaşamı’ merakımı çekti. 
Kalkınmışlık göstergesi ‘her ay en az bir kitap okumayı’ dünyayı tanımayı, yaşam tarzı olarak ‘ilke’ haline getirirken, yazılarımla hep çevremle ‘iletişim’ sağlamak istedim. Halen dahi ‘her sene bir başka lisan’ daha öğrenmeyi hedeflerken, mezar taşıma yazılmasını istediğim ‘bilgiye aç gitti’ denecek kadar okumaya, yazmaya ilgim var.
Bu çağda, hayata ilgi duyan ‘öğrenmeye meraklı’ insan asla yalnız değildir. Parasız wi-fi ile artık her yerde dünya ile entegre olabileceğimiz, dizüstü bilgisayarımda internetten indirilmiş yüzlerce kitap ve belgesel değerde filmler var. Her öğrenilmiş şeyin, illaki günün birinde karşıma çıktığına, insanlarla iletişimimde faydalı olduğuna binlerce kez şahit oldum. İnsanın, ‘the meaning of life – hayatın anlamı’ adına, değişik sanata, bilgiye ihtiyacı gibi, değişik konularda yazdığım 7 kitap sonrası şimdi de, bazen yaşlısı, çocuklusu normal karma ‘kalıp’ turlarla, gidildiğinde pek görülemeyecek, çoğu ‘kader’ çizgisinde, değişik ezgilerle dolu tecrübelerimi, değişik lisanlarda kaleme alacağım, dünya seyahati 2. ayak, Güney Amerika serüveni başlıyor...
Belki de, ölçek olarak ‘kısıtlı’ ve çağdaş yaşamda devrimler geçirmiş batı karşısında, hep çabalayan, lakin illaki ‘dıştan güdümlü’ politikalarla yönetilen, kalkınmaya çalışan her ülke gibi ‘kalıcı hedef’ yerine, maalesef ancak ‘günü kurtarma’ adına çoğu his sömürüsü popülist politikaları ile evrensel değişikliğin bir parçası olmak isteyen, yeni akımları idrak edemeyen, dogmatik yöneticilerle başı her gün ayrı dertte olan ülkemin, diğer hayatta kalkmaya çalışanlardan hiç farkı yok.

SAMBA-FUTBOL-AŞK
Berlin Duvarının yıkılmasıyla, dünyaya açılan eski Sovyetler Birliği! Tüm sosyalist ülkelerle yirmi yıllık ilişkimden dolayı ‘kalkınma’ paralelinde değişik ülkelerde danışman, konuşmacı oldum. Onbinlerce yıllık tarihi olan toplumların,  ilişkilerinde son iki bin yıllık kabul ettikleri dinden çok çok daha güçlü, genlerine işlemiş ‘kültür’ etkinliği konulu tezin bir parçası olarak, geçen yıl ‘Balkanlarda 3700 yıllık Türk izleri’ konferanslarımın ardından Güney Amerika’ya uçtum.  Kadim dostlarım Ruhan Hayali, Ömer Faruk Demirkir, Hamit Kurt, Ercan Hanbeyli ile eski Yugoslav Birliği ülkelerinin tümünü gezip, İngiltere’de Muhittin Aydın ve tanıdıklara veda ettim. Fransa, Avusturya sonrası Almanya üzerinden ayrıldığım Avrupa’dan 11 saatlik uçuştan sonra, sonbahar-kış sezonuna girmiş, hala bize göre ‘pastırma yazı’ yaşayan, samba - football ve aşk diyarı Brezilya’ya vardım. Uçakta, bir gün önce hazreti google’dan yüklediğim ülke hakkındaki 136 sayfalık bilgileri bitirince, yanımda devamlı kulaklıkla müzik dinleyip, farkında olmadan sanki genlerine işlemiş gibi masaya tempo tutan yoldaş nihayet yemek servisi başladığında, tıkaçları çıkartınca merhabalaştık. Kimsin, nesin derken, Türkiye’den tam 13 kat büyük, nüfusunun ancak yarısının beyaz olduğu 200 milyonluk Brezilya’nın kuzeyinden olduğunu öğrendim.
Aktarma yapıp, 4 saatlik yolu olduğunu söyleyen Fransız tarım şirketinin bölge temsilcisi Alvarez, ilk kez 3 haftalığına, İspanya, İngiltere ve Almanya’yı gezmeye gitmiş.  Kendi ifadesi ile tıpkı örnek aldıkları ‘gringo, vahşi kara cahil’ dedikleri USA benzeri, rekoruyla maalesef her 100 bin kişiden yıl da 70 kişinin öldürüldüğü Brezilya’nın aksine ‘tabancasız İngiliz polisini görünce’ dünyaları yıkılmış. Bana aile değerleri, kültür, bilim yerine, artık paranın en kutsal şey sayıldığı dünyada, tüm sorunlarına rağmen Avrupa’nın ‘sosyal hak ve inanç baskısı olmadan laikçe, çağdaş homojen hür yaşam’ için çok şanslı olduğunu, benim özellikle her köşe başında kurulu, kapitalizmce ‘halk uyutulsun, korkutulsun, sesi çıkmasın’ diye sübvanse edilip baskın misyoner kilise rejimine, sadece yoksul ve cahillerin rağbet ettiği, müzik, futbol ve sevişmenin her şeyden üstün kabul edildiği dünyanın en büyük ekonomik grubu G8 üyesi olmasına rağmen, halkının % 92’si açlık sınırındaki kontrastlar ülkesi Brezilya’da, fevkalade dikkatli olmamı salık verdi.
Konuşmamıza tanık, değişiklik olsun diye İskoç eteği giyen sadece ‘solar panelli’ sırt çantası ile, Amazonun ortasında ‘hiçbir dil konuşmayan’ kabile ile yaşayan antropolog kız kardeşini görmeye gidecek sempatik Norveçli ‘fazla merak kuruntudur, hayatta her şey oluruna varır boşver, kızkardeşim olduğu halde hastalandı bak ben hiçbir aşı yapmadan vahşi ormanın içine gidiyorum’ deyince, ben de yine aşı olmadan sadece Prof. Hilal Mocan dostumun geçen sene vurduğu grip ve karma aşısıyla olduğumu hatırlayarak ‘korkunun ecele faydası yok’ misali Danimarkalı Johan’a haklısın dedim. 
Vardığımız devasa hava limanında pasaport geçişimiz kolaydı, lakin ‘illaki bir şey almalısın’ dercesine duty free mağazalarında kaybolmadan geçip gümrük işlemleri bittiğinde, saat sabahın beşi idi.
Normalde bazen maceracı yalnız kalacağınız taxi yerine ‘risk almadan kalabalık ile seyahat et’ ilkesi işe yaramadı. Çünkü litresi sadece 2.20 tl olan petrol zengini Brezilya’da, Sao Paulo belediyesi çoğunluğu özel firmaların otobüslere zamma itiraz eden biri öldürülünce, halk ayaklandı. Milyonlarca sendikalı greve gitti, otoyolları işgal ettiler. Şansım yaver gidiyor dedim ve mecburen taxi tuttum. Kredi kartı ile 70 tl karşılığı ödeme yaptım, otelimin adresi yol haritalı biletin bir kopyasını alan kravatlı, şık giyimli sürücü, İspanyolcaya çek benzer Portekizcede ‘bon dia’ (iyi günler’) diyerek, fevkalade lüks büyük kasa Honda ile beni ‘katastırof’ (felaket, felaket) diye işaret ettiği insanların sözüm ona modern lakin, tek tip betonarme ‘kişiliksiz’ yapılarıyla ve gerçekten hayvan gibi tıkıldığı yol boyu kafes gökdelenleri göstererek, şehir merkezindeki otele vardık.

KIZILDERİLİ BENZERLİĞİ!
Bir hafta aslında bir ülkeyi tanımak için çok kısa bir süre!  Lakin batının sömürgecilik düzenin devamı adına kendileri ‘Birleşik devletler, Avrupa Birliği’ gibi birleşme içindeyken, başkalarının düzenini ‘basın medyayı ele geçir, bölgecilik, haklar ve halklar diye böl parçala, yeni bir özür bulana dek daha rahat kontrol edebilirsin’ politikaları yüzünden, insanın her gün gittikçe artan ülke sayısı ile baş edemeyecek gibi. Dolayısıyla, dünya seyahatim için, ortalama bir ülkeye ancak 1–3 hafta süre ayırabiliyorum.
Yakın geçmişte kavimlerimizin adlarına ‘Sümer, Eti’ diye bankalar bile kurulan, binlerce yıldır ‘Türk medeniyetler beşiği’ kabul edilen Anadolu’nun her bir beldesi, İstanbul’un en ufak eski semtlerinde, bazen mahalle ve hatta sokaktaki geçmişin zenginliğine tarih yazılabilir zenginliğimiz yüzünden olsa gerek, değişik mozaikler, örneği ‘yeni’ keşfedilmiş dünyalar içinde geçerli. Kim bilir, diğer toplumlardan habersiz kendi evrimini geçiren yerli Amerikalılar arasında neler yaşanmış, nice heyecanlar yaşanmış.
Seyyahlıkta yavaştan oluşan lakin ‘evrensel’ kalıp haline gelen ‘pratik olma, dikkat ve uyum sağlama’ benzeri alışkanlıklarla, alanda, uçakta, otelde, katıldığınız turda ve hatta yandaki masada oturanlarla ilişki kurabilmeniz için, hiç değilse yabancı bir lisan şart gibi. Antropologlar toplumların birbirine yakınlığını ‘dil ve sanatsal’ kalıntılar ile tanımlar. Özellikle coğrafyamızda Ural- Altay dağlarından türeyen (fin-ugur) gurubunda, Finliler ve Macarların (İngilizcesi ‘hungryi’, fransızcası ‘onuğur’ anlamlı onugri), Kore’ye dek uzanan ‘kelimeler ve cümle kurgusu’ ortak dilimiz haricinde, içine Fransızca, İtalyanca, İspanyolca, Rumence gibi ‘Latin’ ve balkan variosyanları dahil ‘Slav’ dilleri ‘indo-germanik’ Hint-Alman gurubundan olduklarından ve zamanla, Roma benzeri imparatorluk ve sonrasında Hıristiyan dini etkisinde, çoğu kelimeler özde aynı kaynak sayılır ve bir paça Almanca bilenin diğer batı Avrupa dillerini çözebileceği gibi, Rusça konuşan birinin Sırpçada bulabileceği sayısız kelimeler mevcut.
Birazda okuduğumuz ‘evrensel değer’ bilim, sanat, müzik, dans, spor, yemek, moda (Unesco sıralaması) vs. gibi günlük kullanılan terimlerin, hangi ülkede olursanız olun illaki, medya benzeri ‘teknolojik’ imkanlarla hayatımızın bir parçası halinde kullanılan dillerde mevcut. Örneğin; corner-korner, pop-populer müzik, drama-dram, comedy-komedi, entre-giriş, portmanteaux- portmanto, autobus-ötobüs benzeri çoğu diğer dillerinde 1800’lü yıllardan beri batı tarafından örnek alınan ‘Fransızca’ köklü yakın çağın terimlerine, aslen Arap, Fars ve Türkçe olan chemistry-kimya, algebra-cebir ve yanı başımızdaki georgia-gürcistandan kaynaklanan tüm ‘geo-toprak’ bilimsel isimler, gregorian takvim vs gibi, hafızamızı biraz zorladığımızda ‘tüm dünyanın’ günlük hayatta kullandığı çok sayıda kelimeleri bizim de kullandığımız fark edilir.
Keza ‘etnik’ Amerikalarda sıklıkla gördüğüm, binlerce yıl orta Asya’dan beri sırtımızda taşıdığımız ‘kilim’ desenleri, renk benzerlikleri, mevlüt dahil ayinlerde müzik, ilahiler, türbelere bez bağlama, mum yakma yanında, keza Şamanist ve Budist meditasyonları benzeri halvet, zikir ve tasavvuf inançlar gibi, gezdiğim yerlerde çok sayıda ‘biz’ insanların ortak benzerliklerine şahit oldum. Öyle ki İç Anadolu’dan bir Türkmen’in Orta Asya da, Kuzey ve hatta Güney Amerika’daki Kızılderililerle günlük yaşamdaki adetleri ile fiziksel benzerliği çok belirgin. Kim bilir, James michener ‘at’ adlı eserinde, araştırmaları gibi binlerce yıl önce kuzey kutbundan Asya’ya geçişi gibi belki de bizim orta Asya’dan ters istikamete göçümüz, Kızılderililerle yakınlığımız, Sorbonne da tarih hocası Haluk Tarcan hocamın dediği gerçekten, belki de her şeyden çok öğünebileceğimiz Türk tarihi, 395 yılında Almanya ‘uber – unter turkheim’ bugünkü yerleşim merkezleri üzerinden Paris port d’orleans kapısına kadar gitmiş soyumuzun, çoğunluk Avrupa’da Avarlar ve Gotlar vs. soylarından dolayı ‘yakın’ akraba olduğumuz bir gerçek!

Gazete sayfası için tıklayınız..

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
  • Mayalar diyarı PERU!25 Ekim 2015 Pazar 09:00
  • Tezatlar ülkesi Bolivya24 Ekim 2015 Cumartesi 10:20
  • Güney Amerika’nın en uzun ülkesi: Şili18 Ekim 2015 Pazar 14:49
  • Güney Amerika’nın en uzun ülkesi: Şili18 Ekim 2015 Pazar 08:04
  • Sürprizlerle dolu Uruguay03 Ekim 2015 Cumartesi 09:31
  • Rüyalar şehri Buenos Aires13 Eylül 2015 Pazar 07:35
  • Tangocuların diyarı ARJANTİN12 Eylül 2015 Cumartesi 07:35
  • Latin Amerika’nın EN BÜYÜĞÜ08 Eylül 2015 Salı 14:16
  • Tezatlar ülkesi BREZİLYA08 Eylül 2015 Salı 14:15
  • Çanakkale'den ölümsüz kareler18 Mart 2014 Salı 13:50
  • Tüm Hakları Saklıdır © 2007 Kuzey Ekspres | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.