• BIST 109.277
  • Altın 273,247
  • Dolar 5,8089
  • Euro 6,4294
  • Trabzon 10 °C

TİYATRO

Gürsel ÖZGÜR
   Endişe, korku, panik ve telaş halinde olan canlılar, artık düşünerek hareket etme yetisini kaybeder ve sürekli hata yapmaya başlar ki, bu davranış onun sonunu aslında hızlandırır ve kaçınılmaz son da  gelmekte gecikmez.
  Güzel ülkemiz son yıllarda neredeyse artık büyük bir tiyatro sahnesine döndü, ancak oynayanlar tiyatrocu değiller. Oyunların türleri de komedi veya trajikomedi…
Doğrusu ülkemizin sanatın bir dalı haline dönüşmesi sevindirici bir gelişme olsa da eserlerin amatörce yazılmış ve oynanmış olması izleyenleri pek tatmin etmemektedir.
   Tiyatro eserlerinin konularını 31 Mart Yerel Seçimleri sonrasında yaşananlar içerdiğinden gerçekten uzak, komik veya trajikomik metinler, hep boş koltuklara oynanmaktadır. İzleyenler de şaşkınlığa uğrayarak inandırıcılıktan uzak oyunlara inanmamaktadır. Bu oyunlar sanki insanların akılları ile oynanıyormuş hissiyatını da oluşturmaktadır.
   Bu tiyatroda oynanan son oyunda, İstanbul seçimlerinin iptal gerekçesi olarak daha önceki yapılan seçimlerin de meşruiyetini sorgulatacak şekilde sandık başkanlarının kamu görevlisi olmamasının gösterilmesi, aslında komedinin de düşünemeyeceği bir türü yaratmıştır.
  Bu mübarek Ramazan ayında oruç tutarak ibadetini yapanlar (!) toplumu adeta saf veya aptal yerine koyarak ve Allah’ın dininin hükümlerine uymayarak tezat oluşturmuyorlar mı?
‘’Ey iman edenler! Öz benliğiniz, anne-babanız, yakınlarınız aleyhine de olsa, zengin veya fakirde olsalar, adaleti dimdik ayakta tutacak Allah için tanıklık edenlerden olun. Allah ikisine de sizden daha yakındır. O halde nefsinizin arzusuna uyarak adaletten sapmayın. Eğer dilinizi eğip, büker yahut çekimser kalırsanız, Allah yapmakta olduklarınızdan haberdardır’’.(Nisa Suresi 135)
   Anlaşılmayan bir şey var mı? Her ne pahasına olursa olsun Adaletin, hak ve hukukun tarafında olunmalı, çekimser bile kalınmamalıdır.
  Bu mübarek ayda yaşadıklarımız onca hukuksuzlukları yapanların, bu Sureden haberi yok mu?
  Adeta insanlarla alay edermişçesine alınan hukuksuz seçim yenilenmesi kararı vicdanları zedelediği gibi mağdur da yaratmış ve kul hakkı yenilmiştir.
  İmamoğlu’nun; ‘İstanbullunun hakkını cemaatlere, derneklere, tarikatlara ve kişilere yedirmem’ diyerek karşı çıkışı ve duruşu, usulsüz ve emeksiz kazanç sağlayanların havasını iyice bozarak telaşa düşürmüş ve akıl almaz yöntemlere başvurulmuştur.
Ancak bu ahlak dışı uygulamalar, hukuksuzluğu yapanların yanına kar kalmayacak ve İstanbul ile birlikte Türkiye’yi de kaybettirecektir.
Dedik ya, kaybetme ve yok olma korkusu sürekli yanlışa sürükler diye…
  Geçenlerde; ötekileştirme, her fırsatta bizden olanlar ve olmayanlar diye ayrıştırma konusunda usta olan ve aynı zamanda da yanıldık, kandırıldık, halkımız bizi affetsin cümlelerini sık kullanmakta uzmanlaşan zihniyetin bir yetkilisi, Trabzonluları Yunan benzetmesi imasıyla, aklınca karalamaya çalışmıştır. 
  Aldığı yoğun tepki ve baskı üzerine hemen ‘öyle demedim’ moduna geçerek kurtuluş olarak hep başvurdukları yalan konuşmakta sakınca görmeyen ve çareyi izlendiğinde gerçeğin çok açık görüleceği ilgili konuşmaya erişim yasağı getirtmekte bulanların artık inanılacak, güvenilecek ve söyleyecek ciddi sözleri kalmamıştır.
Yunanistan’daki bir internet sitesinin haberinden yola çıkarak algı oluşturmak isterken, hem bir şehrin çocuklarını incitmiş hem de ülkemizde yaşayan azınlık vatandaşlarımızı da üzmüştür.
***
  Klasikleşen, ‘’Bize Her Yer Trabzon’’ sözü ile yaşadıkları her yeri Trabzon kadar sevdiklerini ima ederek bütünleştiren, maçlardaki 61. dakika şovu ile maçları renklendirme zekâsını gösteren ve yine maçlarda İstiklal Marşımızı Bayrağımıza dönerek ki doğrusu budur, söyleme farklılığını yaratan Trabzonlular, İmamoğlu’na öz evlatları olduğu için değil, mağdur, dürüst ve hakkı gasp edilen olduğu için, yani bir anlamda Nisa Suresinin 135’ inde gereğini yaparak sahip çıkacaklardır.
‘’Din lüzumlu bir müessesedir. Dinsiz milletlerin devamına imkân yoktur. Yalnız şurası var ki din, Allah ile kul arasındaki bağlılıktır. Softa sınıfının din simsarlığına müsaade edilmemelidir. Dinden maddî menfaat temin edenler, iğrenç kimselerdir. İşte biz, bu vaziyete muhalifiz ve buna müsaade etmiyoruz’’ diyen Mustafa Kemal Atatürk, 1930 yılında bu günleri nasıl tasavvur etmiş ki?
   Artık din istismarcıları gözüne ışık tutulmuş tavşan gibi kaldılar, vicdanı olan herkes bu hukuksuzluğun farkındadır. Yani sorun dindarlarla değil dincilerledir.
   Belki sessizler ama bu fırtına öncesi sessizliğidir ve 23 Haziranda Fırtına kopacaktır, kimilerinin yelkenlerini şişirirken kimilerinin gemilerini alabora edip denizin dibini boylattıracaktır. 
Sağlıcakla kalın, saygılarımla…
  • Yorumlar 1
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    Tüm Hakları Saklıdır © 2007 Kuzey Ekspres | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.