• BIST 96.996
  • Altın 243,847
  • Dolar 6,2631
  • Euro 7,3823
  • Trabzon 23 °C

Trabzon: Bir sokak ve bir türbe!

Hasan Kurt

Tarihçi, yazar ve milletvekili merhum Mahmut Goloğlu’nun evi, Trabzon Lisesi karşısındaki Hatuncuk Hatun Camisinin güneyindeki geniş bahçenin içindeydi. Mahmut amcanın ABD’de yaşayan doktor kızı, bu arazinin anne tarafından babasına geçtiğini söylemişti. Mahmut amca, 1935’lerde tahsil için gittiği İstanbul’dan 1949 yılında Trabzon’a gelir. Avukatlık, yazarlık derken Demokrat Parti’den milletvekili seçilir ve 1960’lardan sonra tekrar memleketine döner.

Medya, bugün nasıl yerel yönetimleri mercek altına alıyorsa (!), dünde farklı bir durum yoktu. Mahmut amca, 28 Haziran 1949 yılında Yeniyol Gazetesi’nde Trabzon: bir sokak ve bir türbe adlı yazılarında eski mezarlık ile bahçesinin ve evinin arasında kalan yolu ve Osman baba türbesinin döküntü halini ve cahilliğin ne boyutta olduğunu gözler önüne seriyor.

İşte Mahmut amcanın ‘Trabzon: bir sokak ve bir türbe’ başlıklı yazısı;

On beş senelik ayrılıktan sonra altı ay evvel geldiğim bu şehirde adeta bir yabancılık hissettim. Şehirde değişen şeyler belki pek azdı, fakat neden bilmem, Trabzon bana başkalaşmış geldi. Önceleri bu hissimi, onbeş senelik unutkanlığın ve yeniden kavuşmanın heyecanının yarattığını zannettim. Ve altı aylık bir zamanı alışkanlık devresi olarak kabul ettim ve bekledim.

….. Asırlar boyunca, Karadeniz’in şark kıyısında, dört iklimin yedi buçuk düveline hayat ve saadet kaynağı olan bu şehrin ocaklarında şimdi sadece yoksulluğun dumanı tütüyor. Kiminle konuşsanız halinden şikayetçi, kime sorsanız geçiminden âciz… Akşam ezanı evine dönüp de kalbi huzur içinde sofrasının başına geçip oturabilecek çok az kimse bulabilirsiniz…

İşsizlik bahsi açılmaya bile değmez. Geceleri ana caddelerde, işsizlik, serserilik ve külhanbeylik yolunu tutmuş gençler sopalar, değneklerle meydan muharebesine girişiyorlar. Neylesinler, gençliğin harcanacak enerjisi var, istenilse bu enerji hayırlı işlerde harcanırdı,. Ama kötü yollara dökülüyor. Bir nesil kaybediyoruz, farkında değiliz… Farkında olduğumuz ve farkında olmak istediğimiz tek şey sıcacık koltuklarımız, çil çil liralarımız…

İşte Trabzon’un bugünkü halinden birkaç satır.., Bütün bunların sebebi ne? Evet, Trabzon’un bugünkü müflis ve yoksul hale gelmesinin sebebi ne? Muhakkak ki bir zihniyet meselesi, fakat biz talihsizlik diyelim…. Maksadımız sadece muhalefet yapmak değildir..

***

Aziz okuyucularım, yukarıda da söylediğim gibi şehrin bugünkü halini anlatmaya, evimden çıkarken gördüklerimle başlayacağım.

Oturduğum ev, Trabzon’un Kavakmeydan semtinde, yeni ve kibar ismiyle Erdoğdu Mahallesi’nin Türbe sokağıdır. Allah’ın ismiyle her sabah evimden çıktığım zaman ayağımı bu sokağa basarım ve bu sokaktan geçerek duvardaki levhasına göre hala Meydan-ı Garbi caddesi ismini taşıyan, soyadını bilmediğim ana caddeye inerim. (meydan-ı garbi caddesinin adı İsmet İnönü caddesi olarak değiştirildi. Mahmut amca soyadını bilmediğim derken İsmet Paşa’ya gönderme yapıyordu) Bu sebeple müsaade ederseniz önce Türbe Sokağı’ndan bahsedeceğim.

Türbe sokağı, Kavakmeydanı’nda Osman Baba Türbesi’nin yanından yukarı doğru uzayarak Tekfur Çayır Mahallesi’ne gider. Doğu yanı halen içinde hayvanların otladığı bir mezarlıktır. Mezarlıktan sonra sağlı sollu evler başlar. Yol üzerindeki evlerde oturan vatandaşların büyük ekseriyeti kıt gelirlidirler. Herhalde bu yüzden olacak ki. Türbe sokağı da sokakların en fakiridir! O kadar fakirdir ki hatta buraya sokak ve yol demek bile müşküldür (ilkokul da okurken bu dik sokakta top oynardık).

Hele kışın yağmurlu mevsimlerde, bu yoldan geçerek evlerimize gitmemiz yürekler acısı bir hal alırdı. Dizlere kadar sular, çamurlar içinde kalırız. Ayağımızı basacak bir salim nokta bulmak büyük bir muvaffakiyettir. Kaymalar, sulara batmalar, çamura bulanmalar, hatta yuvarlanmalar bu yolun günlük manzaralarını teşkil ederdi. Allah muhafaza etsin, hele bu yoldan bir de gece geçmek zorunda kalırsanız ne yapacaksınız. Düşünün o zaman ki perişan halimizi… Yolun yolsuzluğu yetmemiş gibi ışığı da yoktur. Mamafih, bu yola ışık konmasında herhalde bir ince düşünce hakim olmuştur. Çünkü bu yol kenarındaki evlerde oturanların çoğunun evinde ışık yoktur.

Peki diyeceksiniz ki, bu yol neden böyledir. Onu ben ne bileyim. Ben yolun niçin böyle olduğunu aramıyorum ki… Ben gördüklerimi yazıyorum…

***

Biz yolumuza devam edelim ve Türbe Sokağı’ndan Meydan-ı Garbi Caddesine inelim. Tekfur Çayır’dan gelerek Kavakmeydanı’na varan Türbe Sokağı’nın ana cadde ile birleştiği noktada, bu sokağı ikiye ayıran bir Türbe var. Buna Osman Baba’nın türbesi derler ama türbede iki sanduka vardır. Mezar ve sandukalardan birisi Osman Baba’nın ise diğeri kimindir. Bu türbe Osman Baba’nın mı yoksa ötekinin midir? Osman Baba’nın ve öteki ölünün şahsiyetlerinin derecesi nedir? Bu türbenin dini ve mimarı bir kıymeti var mıdır?

Ben bunları münakaşa mevzu yapacak değilim. Fakat kafamın içinde çöreklenmiş bir sual var ki, bunun cevabını veremiyorum ve bu cevabı öğrenmek istiyorum. Bu türbe ile meşgul olması lazım gelen bir makam yok mudur? Bu türbe sokak malı mıdır? Ana caddenin kıyısında perişan halde duran bu türbe niçin bu haldedir. Camları, pencereleri, kapısı kırılmış… İçerisi toz duman olmuş. Duvarlarında taşlar dökülüyor. Zaman olur etrafında koyunlar, inekler otlar, zaman olur yolcular namaz kılar. Bazen kapısına çöp atılır, bazen penceresine mum yakılır.

İşte bu sabah da yine aynı üzüntü ve asabiyet buhranı içinde yanından geçiyorum… Bir baba, elinde röntgen filmini tutan genç ve sapsarı yüzlü oğlu ile pencerenin önünde eski bir bezden yama koparıyorlar. Gıdasızlıktan vereme yakalanmış genç adama faydası olur diye pencerenin demirine bağlayacaklar ve sonra heybetli ve muazzam hastaneye şifa bulmaya gidecekler.

Bir köylü vatandaş türbenin daracık çimenliğinde namaz kılıyor ve ellerini açmış Tanrıya dua ediyor. Ben de içimden aynı duaya iştirak ederek. ‘Ey ulu Tanrım. Sen bizim aklımızı. Fikrimizi muhafaza et. Sen bize sabır ihsan eyle ve Sen bize yardımcı ol. Çünkü biz tedbiri unutarak sadece kadere bağlandık ve tevekkülü miskinlik zannederek iğneden ipliğe her işimizi sana bıraktık’ diyorum…

(Mahmut Goloğlu’nun yazıları, adlı eserden)

  • Yorumlar 1
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    Tüm Hakları Saklıdır © 2007 Kuzey Ekspres | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.