• BIST 106.991
  • Altın 151,481
  • Dolar 3,6762
  • Euro 4,3196
  • Trabzon 13 °C

Trabzon Liseli Simalar ve Suat Çağlayan!

Hasan Kurt

Geçenler de Mehmet Akif Bal’ın, hazırladığı ‘Osmanlı’dan Cumhuriyete TRABZON LİSELİ SİMALAR VE Trabzon Lisesi’nden hatıralar’ adlı eser ile ilgili birkaç satır yazmıştım.
Bu günde bu güzel eserde yer alan Trabzon Liseli bir ünlünün bir hatırasını köşeme aldım.  Ünlünün adı Prof. Dr. Burhan Suat Çağlayan.  Eski adı Zambur olan Dolaylı köyünden olan Suat Çağlayan, Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde, havacı asker olarak eğitimini gördü.  GATA’da çalıştı, İzmir Tepecik Eğitim Hastanesi’nde başhekimlik, Sağlık Bakanlığı Temel Sağlık Hizmetleri Genel Müdürlüğü ve ardından DSP’den İzmir milletvekili oldu. Ecevit hükümetinde Kültür Bakanlığı yaptı. Bakanlık sonrası Ege Üniversitesine döndü. Oda TV ve Kuzey Ekspres’te yazıyor. Suat Çağlayan; Zeytin Ağacı, Ne bilgesin Sen Zeytin Ağacı gibi eserler kaleme almış bir isim.

Suat Çağlayan’ın, ‘Trabzon Liseli Simalar’ adlı eserde yer alan Trabzon anısı şöyle;

‘Galiba 6-7 yaşlarındaydım. Bütün gün kiraz topladık. Ertesi gün annem bu kirazı Trabzon’a götürecek ve satacaktı. Onun parasıyla da ev için bazı temel gıdalar satın alacaktı. Para artarsa, kendisi için basma alıp elbise diktireceğini söylemişti.

Yorgun, erkenden yatınca hemen kucağına girmiş, benim de onunla ‘şehire’ yani Trabzon’a gitmemi istemiştim. Kabul etti. Sabah gün doğmadan kalktık. Kirazları kocaman bir sırt sepetine koymuş, üzerini de bir bezle örtmüştü. Çok ağır olmalıydı. Ama annem o zamanlar herhalde 45’in üzerinde olmasına rağmen bir kuş hafifliği ile sırtladı sepeti.

O zamanlar bizim Dolaylı Köyü’nden Trabzon’a gitmek için, Hacımehmet’e kadar yürümek gerekiyordu. Yaklaşık bir saat sürerdi bu yol. Hacımehmet’ten (Biz oraya Köprü derdik) bir arabaya binilir, Çömlekçi’ye kadar gidilir. Oradan da yine sepet sırtta 3-4 km. yürüyerek Pazar yerine varılırdı. Rahmetli annem köprüye ininceye kadar belki on kez ara vermiş ve sırtındaki sepeti bir duvara denk getirerek dinlenmiştir. Köprüye indiğimizde gün ağarmıştı. Annemin arkasında yürürken, sepetin altından süzen kiraz sularının gittikçe arttığını görüyordum. Söylediğimde; ‘Farkındayım uşuğum’ dedi. ‘Bacaklarıma akması önemli değil de, çok ezilirse satamayız, derdim o’ köprüden bir arabayla Çömlekçi’ye, oradan da pazara gitmiştik. Annem sepeti sırtından indirdi. Bir kenara koydu. Birilerinin gelip kirazı satın almasını beklemeye başladı. Bizim gibi bekleyen başkaları da vardı. Annemin korktuğu başına geliyor, her gelen ‘bunlar ezik’ diyerek ya almıyor ya da düşük bir fiyat söylüyordu. Sanıyorum 2-3 saat bekledikten sonra annemin neşesi iyice kaçmıştı. ‘İlk gelene vereceğim’ dedi. ‘Kaç kuruş verirlerse versinler…’ Kime, kaça verdiğini bilmiyorum. Ama boş sepeti sırtına alarak yola koyulduğumuzda, annem ağlamaklıydı.

Yine de bana, ‘sen üzülme sakın’ dedi. ‘Ben ne sıkıntılar çektim bugüne kadar. Bu onların yanında hiç kalır’. Aldığı parayla ekmek, tuz, şeker aldığını hatırlıyorum. Kendine elbise diktirmek için basma alamamıştı. Meydan’dan, Yeşilyurt Oteli’nin arka sokağından geçiyorduk ki, manavda muz gördüm. O güne kadar hiç muz yememiştim. Annem de kirazdan aldığı tüm parayı harcamış olmalıydı. Bana muz al, diyemediğim için sadece ‘anne şuna bakar mısın!’ diyerek muzları gösterdim. ‘Gel uşuğum’ dedi ve manavdan bir muz tartmasını istedi. Dünyanın en mutlu çocuğu bendim. Muzu alır almaz hemen ucundan ısırdım. Kabuğunu soymam gerektiğini bilmiyordum. Manav hemen elimden aldı ve ucundan soyduğu muzu bana verdi. Hayatımda yediğim en güzel şey işte o muzdu. O zaman aldığım tat, bugün bile dilimde, damağımdadır. Çömlekçi’ye indiğimizde annem asıl sürprizi orada yapmaya karar vermiş meğer. ‘Gel peşime’ diyerek beni fırına götürdü. Oradan tırnaklı, yanındaki bakkaldan da helva aldı. Hem Trabzon’a gitmiş ve hem de tırnaklı ve helva yemiştim. Köprüden yukarı o dik yokuşa vurduğumuzda hem annem hem de ben, ezildiği için para etmemiş olan kirazları unutmuştuk bile’.

***

Çoklarının övgüyle bahsettiği 1950’li yıllarda yaşadıklarını ve o günü anlatan Suat Çağlayan, bu ülkede profesör oldu, bakanlık yaptı. Türkiye Cumhuriyetini kuranlar ve bugün bize bırakanlar ve onlardan sonra ki birinci kuşak da büyük zorluklarla, büyük sıkıntılarla yaşadılar, eğitim gördüler ve bu ülkenin bugüne gelmesine büyük katkı koydular. Bu milletin gerçek adamı o nesil mi, yoksa bugünküler mi, kararı siz verin!

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2007 Kuzey Ekspres | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.