• BIST 92.709
  • Altın 211,668
  • Dolar 5,4835
  • Euro 6,1905
  • Trabzon 11 °C

TRABZON’DAN ERZURUM'A / 1869

TRABZON’DAN ERZURUM'A / 1869
Yazan: Fransız seyyah Théophile-Louis DeyrolleSadeleştiren: Mehmet Nuri SunguroğluGÜMÜŞHANE/ HALDİYA

   Bugün köşemizi, yine Fransız seyyah Théophile-Louis Deyrolle tahsis ettik. Fransız seyyah, 150 yıl önce Trabzon’a gelmiş buradan Gümüşhane üzerinden Erzurum’a gitmişti. Seyyah o günlerde gördüklerini ve yaşadıklarını yazmıştı. Okurlarımızın ilgi ile takip ettiği Fransız seyyahın günlüklerinde bugün Gümüşhane var. İşte 1869 tarihindeki Gümüşhane;

Gümüşhane'nin mevsimleri arasında büyük farklar olduğu için bu memleketin halkı kışın vadinin dibinde, bahar ve sonbaharda yamaçların arasında, yaylada otururlar.
Gümüşhanelilerin Vadide, ormanlık mıntıkada ve yaylada birer evleri vardır. Bu evlerden bir tanesi, zaman zaman tamtakır boş kalır.
Vadide meyve bahçeleri vardır: muhtelif cins kiraz, bir kaç çeşit erik, ceviz, fındık ağaçları, bağ kendiliğinden yetişir; fakat üzümü pek kötüdür. 
Tütün de ekilir. Tütün, kurutulduktan sonra, hiç bir muameleye tabi tutulmadan kıyılıp içilir. Daha yukarılarda hububat ekerler.
Bu köylerin civar şehirlerle münasebetleri azdır. İhtiyaçları mahduttur (sınırlıdır). Topraklarının mahsulü kendilerine kâfi gelmektedir. İçlerinde en zengininin bir kaç yüz kuruş parası vardır. Yerin vaziyetinden de istifade etmek için birbirlerinden açık olarak yapılmış olan evleri ahşaptır. Büyük direkler üzerine kurulur. Alt katı ahırdır. Hayvanları azdır.
Gümüşhane’de kadınlar çok çalışır, yük taşır, bahçe ve tarla işine yardım ederler. Koyun ve keçi sütü ile tulum peyniri yaparlar. 
Ekseriya, kadınlar böyle çalışırken erkekler karşıdan bakarlar, yün eğirirler çorap ve saire örerler. Ama bu erkekler yaman birer avcıdırlar. Umumiyetle iri-yarı ve güçlü kuvvetlidirler. Omuzları geniş; düzgün, güzel yüzlerinin çizgileri enerjik, hatta biraz haşindir.
Hepsinin belinde karakulak denilen bir yatağan vardır. (Kemik saplı bir çeşit büyük bıçak, saldırma.) Küçük karabinaları (küçük tüfek) daima yanlarındadır. Tüfeklerinin mermileri ile bıçaklarının demiri Karaçukur’a yakın bir kasabada yapılır.
Bu adamlar, kadınlar ve çocuklar, hemen hiç durmadan kurutulmuş reçine ( çam sakızı) çiğnerler, ağza güzel bir koku verir. 

(Seyyah bu arada Trabzon’a dönüyor ve tekrar Gümüşhane’ye gidiyor)
Ardasa’dan Gümüşhane’ye bir saat kalıncaya kadar Tirebolu çayının mecrasını çıktım. Yeşillik olarak bodur bir takım ağaçlar, meşe ve çamlar vardı. Çorak bir arazide, kayalar beyaz ve kireçli idi. 
Fakat yolun bir dönemecinde gözlerimi şirin bir manzara aldı: 
Köpürmüş suların kenarında, meyve ağaçlarının ortasından hanlar ve değirmenler yükseliyordu. Gümüşhane’ye geliyordum.
Bu şehrin bahçelerinin bana mübalağalı bir dil ile överek anlatılmamış olduğunu anlıyordum. Yeşillikler içinde kıvrılan bir yatakta akan Harşit çayı vadisini çıkıyordum.
Akşamüzeri Kurt Alioğlu adında küçük bir köye geldim. Ertesi gün, beni sekiz günden beri bir handa beklemekte olan hizmetçimi bularak, iki kilometre uzakta kurulmuş olan şehre çıkmak üzere çayın bereketli kıyılarından ayrıldım.
Gümüşhane geniş bir boğazın yalçın eteğinde bir amfiteatr şeklindedir. Bir kaç zenginin evi ile minareler müstesna, evleri kerpiçtendir. Şehirde yollar çamurlu, yürümeyi güçleştiriyor.
Nerede kalacağımı bilmeyerek birazda endişe ile bir hana inip yerleştikten sonra Mutasarrıf beye (Kaymakama) gittim. Kendisine Trabzon valisi Muhlis Paşanın mektubunu verdim.
Kaymakam beni büyük bir nezaket ile karşıladı, adam göndererek zengin bir Ermeni tüccarını arattırdı. Bu ermeni, iri yapılı bir ihtiyardı, tipik bir yüzü vardı. Beni türlü nezaketle karşıladı, evine götürdü. Karısını, iki yetişmiş ve güzel kızlarını ve birde delikanlıdan küçük çocuklarından oluşan ailesini bana tanıttıktan sonra güzel halılar ve zengin şilteler döşenmiş odada oturduk. 
Sonra sofra hazırlandı, oldukça zengin şark sofrası.
Ev sahibim yemeğe beraber oturdu, tercümanım vasıtasıyla hakkımdaki iltifatlarına devam etti. Ona aynı şekilde cevap vermeye kalksam tahammül edemezdim. 
Yemekten sonra şehri ve pazarı gezip dolaşmak için hemen sokağa çıktım. 
Önce etrafımı bir dükkancı kafilesi sardı, beni sağa sola çekerek bir takım eski paralar gösteriyorlar ve onları biricik «antika» kelimesiyle anlatıyorlardı.
Aralarında Bas Empire devrine, Ermeni krallığına ait paralar buldum. Hepsi çok kötü bir halde idi ve fahiş bir para istiyorlardı. 
Bu bezirganların pençelerine kesemden hiç para kaptırmadan zor kurtuldum.
Sonra büyük bir amfiteatrı basamakları gibi biri diğerinin altında uzanan sokakları dolaştım. 
Gümüşhane sekiz yüz ev kadardır. 

Eve döndükten sonra evin kadını ile kızları selamlık odasına yatağımı yaptılar. Bu muhteşem şeylerin üzerine çıkıp yatmak için biraz cesaret lazımdır. Uyumadan, Ev sahibinden ve akşam yemeğine çağırdığı misafirlerinden memlekete dair işittiğim şeyleri not ettim.
Gümüşhane’de meyve ticareti mühim idi: Vasati olarak yılda iki yüz bin kuruş tutuyordu.
Armut, sandıklarla Trabzon'a, İstanbul'a, Erzurum'a sevk ediliyordu. Sevkıyat zamanı da, bozulmamaları için, meyveler tam olmadan, Eylül ve birinci teşrin (Ekim ayı) aylarında yapılıyordu. 
Elmalarına gelince: elmacılık aleminde şöhreti olan Amasya elmaları ile rekabet ediyordu. 
Aşıcılık sanatı bu memlekette çok ileri gitmiştir. Bahçelerde, her dalında başka, başka çeşitleri bulunan meyve ağaçları gördüm. 
Gümüşhane'nin meyve ticaretinden sonra ehemmiyetli bir faaliyeti olarak çanak çömlekleri gelir. Her yıl, dağlardan getirilen topraklarla sarılı, yeşil, kırmızı sırlı otuz kırk bin desti yapılır. Keçi, oğlak, kuzu ve tavşan derisinden de çok istifade ederler.
Gümüşhane’de deri ticareti günden güne inkişaf etmektedir. Büyük kısmı Trabzon'a, oradan da Avrupa’ya sevk edilmektedir. Gümüşhane pazarında az miktarda ayı, kurt, tilki, vaşak, sansar ve samur postları da bulunmaktadır.
Memlekete adını vermiş olan gümüşlü kurşun madenlerinin işletilmesi hemen hemen bırakılmış vaziyettedir. 1810 da bu madenler hükumete ayda otuz bin kuruş getiriyordu. 1845 te bir yıllık varidatı yüz bin kuruşu bulmadı. Bu gün sıfır olmuştur. Hükumet ham maddenin yarısını alıyor ki binlerce kuruş tutmaktadır. Bu madenleri işletenler Rumlardır.

 

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
  • TRABZON’DAN ERZURUM'A / 186907 Kasım 2018 Çarşamba 08:16
  • Hükümete üç kaynak!06 Kasım 2018 Salı 09:50
  • AKP’nin başkan adayı ne zaman belli olacak?05 Kasım 2018 Pazartesi 09:44
  • TRABZON’DAN ERZURUM'A -186904 Kasım 2018 Pazar 11:30
  • Hamsiyi Ruslar tutsun, yunuslar yesin!03 Kasım 2018 Cumartesi 08:42
  • Başkan Beştepe’de!02 Kasım 2018 Cuma 09:04
  • Akçaabat’ın adayları!01 Kasım 2018 Perşembe 09:25
  • Ortahisar ‘Şen’lenecek! Büyükşehir ‘Genç’leşecek!31 Ekim 2018 Çarşamba 08:54
  • Haydar Revi’nin patronu!30 Ekim 2018 Salı 09:14
  • Trabzon’dan kısa kısa…29 Ekim 2018 Pazartesi 11:06
  • Tüm Hakları Saklıdır © 2007 Kuzey Ekspres | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.