• BIST 101.892
  • Altın 190,254
  • Dolar 4,6043
  • Euro 5,3842
  • Trabzon 20 °C

TÜKENİŞ

Ö. Faruk Altuntaş

           AKP, 2002 yılında iktidara gelirken demokrasiyi defolarından kurtarmayı, özgürlükleri genişletmeyi iddia etti, taahhüt etti. İlk 6-7 yıl bu doğrultuda adımlar atıldı, mesafe de alındı.

Ancak daha sonra süreç tersine döndü. Demokratikleşme ve özgürlükleri genişletme yönünde atılan adımların tümü geri alındığı gibi, daha da geriye gidildi. Artık Türkiye, uygar dünyanın bir parçası olarak değil, Ortadoğu krallıklarına dönüşmekte olan otoriter/totaliter bir devlet olarak algılanır ve düşünülür oldu.

AKP ile yaşananlar artık tükenişe dönüştü. Demokrasinin tükenişidir, hukukun tükenişidir, hak ve özgürlüklerin tükenişidir, birlikte yaşamanın tükenişidir, barışın tükenişidir, adaletin tükenişidir… Ve kuşku yok ki AKP’nin tükenişidir.

                                                   ***

Cumhurbaşkanı Erdoğan, 7 Haziran seçim sonuçlarını kabul etmemiş; milli irade ile ortaya çıkan, koalisyon yaparak uzlaşın ve sorunları mutabakatla çözün yönündeki halk tercihini elinin tersiyle itmişti. Anayasayı ve o zamana kadarki bütün demokratik teamülleri çiğneyerek; birinci parti olan AKP’nin hükümeti kuramamasından sonra, ikinci parti olan CHP’ye hükümet kurma görevini vermeyerek, işine gelmeyen milli iradeyi kabul etmeyeceğini göstermişti.

 Tükeniş bu tercihle başlamıştı. Gelişmelerle tezahür etti. Anlaşılması zaman aldı.

15 Temmuz darbe girişimine AKP’nin yanı sıra CHP, HDP ve MHP’nin açıkça karşı çıkıp, Meclis’e gelmelerinin ve Meclis’e sahip çıkmalarının değeri de bilinemedi. İlk günden HDP dışlandı. İzleyen günlerde darbe girişimi “Allahın lütfü” sayılıp, memleket Olağanüstü Hal Kanun Hükmünde Kararnameleri(KHK) ile yönetilmeye başlandı. Üniversitelerde rektör seçimini yasaklamaktan, kış lastiğinin takılmasına kadar akla gelen ve gelmeyen her şey OHAL KHK’ları ile belirlenir oldu. Olağanüstü hal, AKP zihniyetinin gereği ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın tercihi ile normal hal oldu. Tükeniş derinleşti.

                                                  ***

16 Nisan Halk Oylamasına damgasını vuran seçim hilesi tükenişin ilanı oldu. Yasanın açık düzenlemesine aykırı olarak mühürsüz oyların Yüksek Seçim Kurulu tarafından geçerli sayılması ile 2.5 milyon civarındaki şaibeli oyla, çoğunlukta olduğu belirtilen Hayır oyları azınlığa düşürüldü.

Evet ile Hayır oyları arasındaki fark 1 milyon 110 bin civarında. 600 bin civarında oyun farklı kullanımı ile seçim sonucunun değişeceğinin anlaşıldığı koşullarda, 2.5 milyon civarında olduğu belirtilen şaibeli oyun kaynağının ve akıbetinin açıklanmaması seçimlerin meşruiyetini ortadan kaldırmıştır. Bu nedenle seçimlerin iptali gerekir.

Yasaları ve mevzuatı uygulamak zorunda olan Yüksek Seçim Kurulu (YSK), 298 sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri Hakkında Kanunu ve bu kanuna göre çıkartılan 135/1 sayılı Genelgeyi açıkça çiğneyerek hem suç işlemiştir, hem de seçimlerin iptaline neden olmuştur.

298 sayılı Kanunun 77. Madde 4 ve 5. fıkraları oy pusulalarının ve zarfların ayrı ayrı sandık kurulu mührü ile mühürlenip sayılmasını ve tutanak defterine geçirilmesini emreder. Kanunun 101. madde 3. fıkrası ise arkasında sandık kurulu mührü bulunmayan oy pusulalarının geçersiz sayılacağını belirtir. 

Seçimlerin nasıl yapılacağını gösteren 135/1 sayılı Genelgenin 41/c maddesinde “Üzerinde seçim kurulu ve sandık kurulu mührü bulunmayan zarfların geçersiz sayılacağı; 43/c maddesinde ise arkasında sandık kurulu mührü bulunmayan oy pusulalarının geçersiz sayılacağı” açıkça yazıyor.

Yüksek Seçim Kurulu, mevzuatla açıkça düzenlenen bu kurallara aykırı karar nasıl verebilir?

Mevzuat bu kadar açık ve net iken, sayısının 2,5 milyona ulaştığı belirtilen mühürsüz zarf ve oy pusulaları ile bu hileli seçim nasıl geçerli sayılabilir? Türkiye Cumhuriyeti Devleti, hileli olduğu anlaşılan ve bunca şaibenin ortada gezdiği bir seçim sonucunda kabul edilen bir anayasaya göre nasıl yönetilebilir? AKP, böyle bir lekeyi, bu Devletin ve Milletin alnına nasıl sürebilir?

İddia odur ki, yapılan hilelerle bir yandan seçim kazanılmak istenmiş, ancak seçimin kaybedilmesi durumunda ise itiraz yapılarak seçimlerin iptali hesaplanmış.

Rivayet muhtelif olabilir; ancak vakıa bir. Seçimlerde, seçim sonuçlarını etkileyebilecek derecede hile yapıldı. Ortaya çıkan durum, CHP’nin seçimlere itirazını ve seçimlerin yenilenmesi gerektiği düşüncesini doğrulamaktadır. Ortaya çıkan gelişmelerle ilgili olarak ifade edilen “Atı alan Üsküdarı geçmiştir” sözü Cumhurbaşkanı Erdoğan’a yakışmamıştır. Başta Cumhurbaşkanı Erdoğan ve AKP olmak üzere herkes, bu hileli seçimler ile Türkiye’de hukukun ve demokrasinin tüketilmesine katkıda bulunmamalıdır.                                                                                 

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2007 Kuzey Ekspres | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.