• BIST 110.248
  • Altın 155,412
  • Dolar 3,8262
  • Euro 4,5259
  • Trabzon 13 °C

TÜKENMİŞLİK SENDROMU

Gürsel ÖZGÜR

Son birkaç yılın sorunu olarak en çok konuşulan ve etrafımızda bunu yaşadığını söyleyenlerin çoğaldığı ‘’Tükenmişlik Sendromu’’, kişinin iç dünyasında çıkmaza girerek tükenme ve çaresiz kalma olarak tanımlanıyor.

Bu sendromun belirleyici özelliği, aniden değil de yavaş yavaş ve sorunların çözümlenememesiyle derinleşen fiziksel bitkinlik, yorgunluk, isteksizlik ve hayata dair olumsuz tutum sergilenmesidir.

Bu tanımı son yıllarda çok sık duymamızın teknolojik gelişmeyle bir ilgisi olabilir mi?

Bence evet, etrafınıza bakın, insanlar aynı masada otururken bile sohbet etmekten ziyade telefonunda sanal âlemin yalan dünyasına dalıyor.

ABD’li kadın girişimci Huffington bu ciddi sorunu gazetecilere görsel olarak tanımlarken; minyatür bir yatak, üstüne cep telefonlarını koyar ve üstlerini örterek ‘’özellikle akşamları telefonla ilişkinizi kesin’’ der.

Teknolojinin esiri olunmadığı zamanlarda insanlar bir araya gelir, sohbet eder, güler ve eğlenirdi. Stresliyim diyeni de aralarına alarak ortama uydurur ve rahatlatırlardı.

Çünkü mutlu insanlar zor şartlara rağmen çoğunluktaydı. Şimdi baktığınızda antidepresan kullanımının son üç yılda yüzde 22 arttığı gerçeğinden de hareketle ilaç kullanımının ulaştığı korkunç boyutu ve mutsuzluğu görmemek mümkün değil.

Sorunu çözmenin yolunun; teknolojiyle araya mesafe koymak, iyi alışkanlık edinmek, arkadaşlarla birlikte zaman geçirmek, göründüğü gibi olmak, spor yapmak, kendini iyi tanıyarak nelere muktedir olduğu konusunda sınırlarını bilmekten geçtiğine inanıyorum.

Bu durumda olanları sendromdan çıkaracak yine kendisi ve gerçek arkadaşlarıdır. Her sabah birilerine içten Günaydın demek, teşekkür etmek, konuşurken karşındakinin gözlerinin içine bakmak, birilerine herhangi bir konuda yardımcı olmak, yalandan uzak durmak ve doğal olmak, antidepresan ilaçlarından daha iyi hissettirecektir sizi…

Sanal âlemde ‘’bak ne kadar mutluyum’’ diyerek kahkaha atarken pozlarını yayınlayanların gözlerine ve yüzlerine iyice bakın, bazılarının kahkahalarının sanal ve zorlama olduğunu ve aslında ne kadar mutsuz olduklarını çok rahat görürsünüz.

ELEŞTİRİ;

Bir insanı, bir konuyu, bir yapıtı, doğru ve yanlış yönlerini bulup göstermek amacıyla inceleme işi olarak tarif edilir. Yani; eleştiri aslında kişinin gelişimine faydalı olan bir uygulamadır.

Eleştiriyi hoş karşılayanlardan mısınız? Ben yazılarımdan geri dönüşüm alabilmem için eleştirilmeyi çok severim, bana çok da faydası olmuştur, eleştirenlere de teşekkür ederim. Çünkü benim gelişmeme yardımcı olduklarından beni sevdiklerini düşünürüm ve onlara müteşekkir olurum.

Bazıları ise kendisine ayna tutulmasını hiç sevmezler. Siz üzüm yemek yani ona yardımcı olmak istersiniz, O ise bağcıyı dövdüğünüzü sanır. Eleştirinin yanında arkadaşınız hakkında olumlu veya olumsuz bir şey de duyarsanız arkadaşlığın doğası gereği ona duyduklarınızı söylersiniz. Bunu yapanlar maalesef son zamanlarda ‘’bana ne, nemelazımcılık’’ zihniyetinden dolayı azaldığından pek de sevilmezler. O zaman da dedikodudan geçilmez bir yer olur orası…

Esasında dedikodunun arttığı, kimsenin birbiriyle konuşmadığı, birbirini hemen yok saydığı, yılların getirdiği hukuku bir anda eli titremeden yüzü kızarmadan sildiği, çıkar ilişkilerin ön plana çıktığı, eleştiriye tahammülün olmadığı, sevgi ve güvenin kalmadığı ortamda ‘’Tükenmişlik Sendromu’’nun olması ve artması da kaçınılmaz değil mi?

Peki, bu sendromu ne bitirir? İnsan, doğa, hayvan sevgisi ve birbirine güven…

 

SEFER ÖZGÜR

18 Temmuz 2001 tarihinde babam Çatak’taki evimizde son nefesini verdi. Unutmak mümkün olmadığı gibi özlem yıllarla birlikte arttı desem abartı olmaz.

Geçen sene yazımın tamamını kendisine ayırmıştım şimdi paragrafta sunacağım, seneye belki mezarı başında anarız.

İki değerli gazetecinin ağzından şükranlarımı sunarak alıntı yapacağım. Osman Çavuşoğlu, paylaştığım bir fotoğrafın altına şunları yazmıştı:

‘’Bir özelliği vardı, sevecen yani baba gibiydi, sadece size değil, herkese…’’

Osman Diyadin de şöyle anlatır:

Sefer Özgür demek Trabzon demek, adam demek, beyefendi demek, disiplin, ahlak, vicdan, çalışma azmi, halkçı, Atatürkçü, cumhuriyetçi, yurtsever ve barış demek’’

Maddi servet bırakmak mı, isim bırakmak mı? Tabii ki isim.

Sefer Özgür; babam olduğun için çok şanslıyım, seni baba olarak sahiplenenlerle paylaştığım için çok mutluyum, rahat uyu, arkandan hep güzel sözlerle Fatiha okuyorlar. Seni çok seviyoruz. Vuslat mutlaka bir gün olacak…

Sizleri en kalbi duygularımla selamlıyorum diyerek O’nun üslubuyla bitireyim…

sefer-ozgur-kismina-(1).jpg

SEFER ÖZGÜR

  • Yorumlar 1
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    Tüm Hakları Saklıdır © 2007 Kuzey Ekspres | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.