• BIST 100.021
  • Altın 280,357
  • Dolar 5,7250
  • Euro 6,2958
  • Trabzon 17 °C

TÜRKİYE’NİN SIĞINMACI SORUNU

Dr. Hasan AKYÜZ

   2011 yılında Suriye’de başlayan iç karışıklık sonucu Türkiye’ye kitlesel denilebilecek ölçüde insan göçü olmuş ve çeşitli sıkıntıları da beraberinde getirmiştir. Yaklaşık üç milyon Suriyeli insan çeşitli nedenlerle ülkesini terk ederek Türkiye’ye sığınmıştır. Zulüm ve baskı nedeniyle ülkelerini terk etmek zorunda kalan, geldikleri ya da vardıkları yerde insan hakları ihlalleriyle karşılaşan kişilerin, ulusal ve uluslararası seviyede korunması, ahlaki olduğu kadar hukuki bir zorunluluktur. Teorik olarak tarif edilen bu çerçevenin pratikte hassas ve akılcı bir şekilde yönetilmesi sosyolojik olarak ve toplumsal düzen açısından hayati önem taşır.  Toplumsal etki oluşturabilecek büyüklükte insan hareketleri sosyal bir plan ve program kapsamında yönetilmeli ve olumsuz etkiler önceden tahmin edilerek alınan önlemlerle bertaraf edilmelidir. 
       Türk Milleti tarihi boyunca hukuki bir zorunluluk olmadan insani ve ahlaki nedenlerle mağdur olanı her zaman korumuş, zayıfı ezmemiş sömürmemiş aksine kendi imkanlarını ezilen insanlarla paylaşmıştır. İkinci Dünya savaşında Alman işgalinden kaçan Yunanlıların Ege bölgesinde Milletimiz tarafından misafir edilip korunması en yakın örneklerdendir, yirmi yıl öncesinde Yunan ordularının aynı coğrafyada Türklere yaptıkları zulüme rağmen. İslam Dininden kaynaklanan Ümmet ve Din kardeşliği düşüncesi nedeniyle aynı dine mensup toplulukların mağduriyetlerine daha hassas yaklaşılmıştır. Fakat Türkiye’nin son yıllarda yaşadığı sığınmacı akınının iyi yönetilememesi Türk Milletinin manevi dünyasındaki Ümmet ve Din kardeşliği düşüncelerinin sorgulanmasına yol açmıştır.

       Bütün Arap toplumu içinde Suriyeliler Osmanlıya kültürel olarak en çok benzeyen topluluktur. Bu nedenle Suriye’ye Osmanlı’nın Arapçası derler. Yaşanan iç savaş öncesine kadar Suriye bütün Ortadoğu coğrafyasında Türklerin en çok tercih ettiği gezilerin yapıldığı yerdi. Özellikle Halep gidip görülmesi gereken yerler listesinde ilk sıralarda sayılıyordu. Arapçada Halep “süt veren” demektir, batılı tarihçilere göre ise “doğunun kraliçesi”, şimdi ise savaş yorgunu viran bir coğrafyanın parçası maalesef. Bu coğrafyada savaştan,  aç kalmaktan, tecavüzden ve öldürülmekten kaçan insanlara kucak açmak, asgari ihtiyaçlarını karşılamak her şeyden önce insanlık borcudur. Fakat her uygulamanın bir planı programı ve kriteri olmalı. Hastanede babasının Bağkur borcu nedeniyle 18 yaşındaki bir genç kızdan poliklinikte muayene olması için para istenirken, taşı sıksa suyunu çıkaracak bir Suriyelinin dört çocuğu varken nasılsa devlet bakıyor diye beşinci çocuğunun olması için eşini ısrarla tedavi ettirmek istemesi, cebinde çay parası olmadığı için sokağa çıkamayan bir gencimiz varken elinde sigarası boş boş gezenlere maaş bağlanması, vergi borcu gibi nedenlerle şirketlerini kapatanların yanında Suriyeli girişimcilere çeşitli muafiyetler tanınması, kontrolsüz bir dilenci yoğunluğu, Ülkenin bazı illerinde iyice kalabalıklaşan Suriyelilerin yerli halka  baskı kurma çabaları ülkemizde sığınmacılar konusunda yapılan uygulamalarda bazı yanlışlıklar olduğunu gösteriyor.  Bu sürecin iyi yönetilememesi nedeniyle yaşanan tezatlar, başıboşluk, düzensizlik toplumumuzda var olan Din kardeşliği düşüncesinin “nereye kadar” olması gerektiğinin sorgulanmasına ve bu düşüncenin aşınmasına yol açmıştır. 
  
    Merhametli olmak insan olmanın gereğidir. Gazali’nin dediği gibi “ Ey oğul; Cenab-ı Hak şefkati ve merhameti sebebiyle Musa Aleyhisselama peygamberlik verdi. Ey oğul; sen de şefkat ve merhameti elden bırakma ki merteben yüce olsun. Yeryüzünde olan mahlûkata merhamet eyle.” Fakat abartılmış ve amacından sapmış merhamet duygusu adaletsiz uygulamaların zeminini oluşturabilir. Devlet düzeninde ve insanlar nezdinde Adalet mülkün temeli ve olmazsa olmazıdır, Victor Hugo’nun dediği gibi   “İyi olmak kolaydır, zor olan adil olmak”. Mağdura merhamet gösterilmeli ve hatta pozitif ayrımcılık yapılmalı, fakat hak etmeyene iltimas edilmemeli, adil olunmalı.
     Başka bir yazımda mülteci, sığınmacı ve göçmen kavramlarını ulusal ve uluslararası kanunlara dayanarak yazacağım. Bu kavramlar sıklıkla birbirinin yerine kullanılıyor ve uygulamadaki dengesizlik ve karışıklık çoğunlukla bu nedenle oluyor.

 

Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2007 Kuzey Ekspres | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.