• BIST 97.859
  • Altın 145,775
  • Dolar 3,5783
  • Euro 3,9984
  • Trabzon 18 °C

Üçüncü kez vatan hizmeti!

Üçüncü kez vatan hizmeti!

Rize’den Artvin’e…

İkinci Dünya Savaşı yılları! Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti Savaşa katılmamış.. Ancak, sınırlarda yığınak yapmış.. Seferberlik ilan edilmiş.. Varlık Vergisinin, köylüyü, tüccarı inim inim inlettiği yıllar!

Trabzonlu gazeteci- yazar Cevdet Alap, o yıllarda yeniden askere alınır.

Cevdet Alap, 1946 yılında Yeniyol Gazetesi’nde yayınladığı anılarında 1940’lı yıllarda yaşadıklarını şöyle anlatıyordu;

 

‘…..Ummadığım,  beklemediğim bir zamanda  silah  altına çağrılışım düzene girmeye koyulan hayatımı yine alt üst etti. O yıl çok bereketli fındık mahsulü olmuştu. 140 çuval fındığı iyi fiyatla satıp züğürtlüğe veda edeceğim diye seviniyordum. Aksi şeytan işe karıştı, bütün emellerimi bozuverdi; iyi açılan fiyatlar birden düşmeye başladı, ürünü saklamaya da imkân kalmadı. Derhal kıtaya katılmam lazımdı. Öyle ki, ucuz pahalı demeden fındığı 11 kuruştan satıp borca harca verip kıtama katıldım.

Birinci Dünya Savaşını, Milli Mücadeleyi görmüş, deneyimli yedi arkadaşla birlikte 211. Sahil Muhafız Alayı'na verildik. Her birimizi birer bölüğe takım ve bölük komutanı olarak tayin ettiler. Alay, Sahil Muhafız Alayı olarak Trabzon'da Güzelhisar'da kurulacaktı. Bu cihetten memnunduk. Çünkü, memlekette kalacaktık, işlerimiz pek aksamayacaktı. Hiçbirimizin resmi elbisesi yoktu, sivil elbiselerle kıta görevine devam ediyorduk.

………….. Fakat nedense Alay'ın teşkilinden sonradan vazgeçilerek yalnız çekirdek olarak bir taburun kurulmasına gidildi. Yedi arkadaş taburu kurduk; kıdem sırası ile bölüklerde görev aldık.

……. Trabzon'da Sahil Muhafız Taburu noksansız teşekkül edince beklenmedik bir anda Rize'ye hareket emri aldık. Artık her birimizi bir telaştır aldı. ....Evlerimize, hatta kimseye bu hareketi duyurmamak için gece¬den yürüyüşe geçmek emri verildi.

 

Ve Rize’ye hareket……

O gün (15 Eylül 1940) hava güzel... Trabzon uykuda. Biz Güzelhisar'da askeri yürüyüş kolunu tertipliyor, eşyaları, erzakı, ağırlığı kamyonlara, yük hayvanlarına, arabalara yüklüyor, sessizlik içinde harekete hazırlanıyorduk. Karadan Rize'ye kadar yürüyüş yapmak binek hakkı olmayan subaylar için hayli güç bir sorundu. Hamlık vardı, uzun yürüyüşe alışkın değildik. Binek atı verilemiyordu. ………. Sabaha dört saat kala tabur ve iaşe kamyonu ile harekete geçtik. Artık Trabzon'da kalma sevincimiz bu hareketle sona erdi. Rize'den öteye gitmezsek ona da memnun kalacağımızı düşünüp yola koyulduk. Taburun böyle acele ile kuruluşu, acele ile Rus hududuna doğru kayışı, Almanya'nın Avrupa'yı zorladığı bir anda bizde de savaşa gidiş duygusu yarattı.

Tabur şöyle düzenlenmişti: Birinci bölük önde, komutan Yüzbaşı Abdurrahman Arbak. Kendisi tabur komutanı vekâletini yaptığı için yerine dokuz arkadaştan biri olan teğmen ibrahim Sevük- ilkokul öğretmeni -bakıyordu. Takım subayı teğmen Orhan Orbey'di. (Bu arkadaş da Dumlupınar İlkokulu Başöğretmeni idi). İkinci bölük komutanı Üsteğmen Cemal Yurdesin'di. Takım subaylarından biri ben, biri de Teğmen Haydar Şatır'dı. Bu arkadaş kira ile bir at tutmuş, onunla kıtanın başında yola girmişti. Üçüncü bölük komutanı muvazzaf Üsteğmen Mehmet Turan İlkay'dı. Takım subayları: Belediye eski muhasibi Teğmen Osman Türkmen ve eski işi mübaşir olan Teğmen Osman Anlı idi. Dördüncü bölük komutanı Yedek Üsteğmen tüccardan Mesut Keleş idi. Emir subayı da tüccardan Teğmen Murat İşman'dı. Tabur kâtibi de Yedek Asteğmen Giresunlu maliye memurlarından Saffet’ti. Tabur kâtibi ise Trabzon Verem Dispanseri Başhekimi Teğmen Nazif'ti, iaşe ve levazım subayı da Gümüşhane’de  ilkokul öğretmenlerinden Teğmen Şerafettin’di. Batarya komutanı da ilkokul öğretmenlerinden Teğmen Nedim Subaşı idi.(Trabzon Ülkü İlkokulu öğretmenlerinden) Tabur, bu subaylarla donanarak Rize'ye yollanmıştı.

Rize' de tam bir buçuk yıl kıta hayatı geçirdik. Rizeliler bizle, biz Rizelilerle kaynaştık, canciğer geçinip gittik………. Herkes "Hitler Harbi"nin bu vatana da bulaşma olasılığını göz önünde tutarak ona göre çalışmaktaydı. …….. Tabur komutanımız Binbaşı Halil Erbil, tabura sık sık savaş işlemleri düzenliyor ve şehrin içinde dışın¬da kilometrelerce yürüyüşler, tatbikatlar yaptırıyordu.

 ….

Bir gün talimhanedeydik, bir Rus motorunun birden Gündoğdu tarafından kıyı boyunca Rize'ye doğru ilerlemeye başladığını ve limanın ta içine kadar girdiğini gördük. ….

Rize'den ayrılışımız hayli üzüntülü olmuştu.

Bu cennet mi¬sali yerden bir buçuk yıllık sürede anılarımızın tadı dimağlarımızda kalarak ayrılırken Rizeliler bize öyle coşkun bir sevgi ve içten tezahürat gösterdiler, öyle bir uğurlamada bulundular ki karşılıklı gözyaşları arasında şehirden çıkarken taburun çok muntazam yürüyüşü ve 'Dağ başını duman almış...' marşıyla sabahın alaca karanlığında çınlayan dağlar, dereler, tepeler ve evler hıçkırığa boğulmuştu.

Müftü Mahallesinden, Mataracı  Mehmet'in çiftliğinden, o güzel portakal, mandalina, meyve bahçelerinin çevrelendiği şiirin evlerin önünden geçip Gülbahar Mahallesindeki hayatımın en mutlu ve hoş anısını saklayan evimin önünden geçerken öyle içlendim ki…………

 

Mapavri kazası

Hastalar için ayrılan ve yedekte taburu izleyen üç hayvandan birine, birer saat nöbetleşe ile benimle birlikte Erzurumlu Teğmen Ali Sayın, diğerine Teğmen İbrahim Sevük'le Orhan Orbay, öbürüne de Teğmen Kâzım Tarakçı ile Haydar Şatır biniyorlardı. Murat İşman, Doktor Cemal ve bölük komutanlarının da bağımsız birer hayvanları vardı. Bir saat yürüyüp, bir saat binekte gitmek insanı daha çok yoruyordu. Ben çoğunlukla yürümeyi tercih ederdim. Yolda ayakları şişip dökülen erleri; ata, arabaya bindirmek ve döküntü vermeden sağ salim hedefe varmak için çok dikkatli bulunuyorduk.

 İlk konak yerimiz olan Çayeli'nde bir geceyi hamlık çıkarmakla, derin bir dinlenmeyle geçirdik. Çadır kurmak, çadır sökmek ile hazırlık hareketleri o kadar düzenli ve öyle zevk verici bir işti

 Viçe’ye varış

Çayeli'nden Pazar'a, oradan Viçe'ye sahil yolunu hep şakalaşarak, eğlenerek yürüdük. 

Viçe'de iki gün konakladıktan sonra artık sahil yolunu bırakıp dağlara, derelere, meçhul vadilere doğru yol almaya başladık.

Viçe'nin güneyinden geçen 'Abo' deresi vadisine saparak sahilden ayrıldık; sağı solu yemyeşil dekorla çevrili Abo deresi 'gümüş dere' misali öyle akıyor ve bu dekora o kadar nefis şiiriyet katıyordu ki... Yamaçları süsleyen güzel, temiz evler, fındık, meyve bahçeleri, yeşil tarlalar içinde Viçe'nin çok güzel, zeki, çağdaş insanlarının pek bahtiyar bir yaşayışta oldukları her hallerinden seziliyordu.

Viçe bucak müdürü, taburumuz subayları onuruna üç saat uzaklıkta bir köyde öyle mükellef sabah kahvaltısı düzenledi ki... Reçel, baklava, bal, yağ, çay ve saireyi coşkun bir iştahla yiyip içtikten sonra Zigana Hamsi-köy manzaralarından, ormanlarından daha güzel ve muhteşem manzaralara doğru yolumuza koyulduk. Gittikçe tenhalaşan, gittikçe vahşileşen, gittikçe daralan ve sarplaşan, dikleşen yolumuzda tabur artık yürüyüş şeklini araziye, arazinin şekline uyduruyordu. Bazen öyle yerlere rastlıyorduk ki hayvanlardan yük indirip bindirmek zorunda kalıyorduk.

 

Hamzadüzü

….. İlk gün 8 saat yol aldıktan sonra ilk konak yeri olarak Hamzadüzü'nde mola verildi.

 Hamzadüzü'nden sonra şimşir, çam, çınar, gürgen ağaçlarının çevrelediği balta girmemiş ormanlar içinde yol kenarlarında bulut¬lara yükselen ağaçların üzerinde arı petekleri o kadar çoktu ki. Şimşiri, balı, kerestesi ile bu alanda hayli servet mevcuttu.

Yolumuzda yaylalara giden tek tük insanoğlundan gayri canlı bir yaratığa rastlamıyorduk. Tabur hem vahşi, hem de şairane dekorlu bu ıssız yolda ilerliyordu, konaktan konağa mola vere vere yol alıyorduk. Öyle köyler gördük, öyle insanlarla karşılaştık ki... Taburu düşman sanarak saklanan, 70-80'lik ihtiyarları bırakıp savuşan halkı da gördük.

Öyle sarp, karlı, çiçekli, harap, perişan köyler, evler, bağlar, bahçelerden geçtik ki, buralarda geçen hayata hem gıpta ettik, hem de acıdık.  Uçurumlardan dumanlı dağlardan, karlı yaylalardan geçerek dik yamaçlardan süzülerek, dik yokuşları tırmanırken, hele 3500 metrelik Kaçkar Dağı'nı tırmanırken yorgunluktan tıkanan askerlere cesaret verirken bitkin halime ben de ağlamış, binek vermedik¬leri için komutanlarımıza hayli öfkelenmiştim. Zevki de, acılığı da birbirinden üstün bu yürüyüşümüzle Gürcüdüzü, Kobak, Annesin, Sarıgül, Öktem (Yusufeli) Cileim, Melo gibi köy, kasaba, yayla ve dereleri aşarak tam 14 günde Artvin'e vardık.Artvin bir başka yer

Moskof işgali'nden anavatana kavuşan yerlerde Ruslardan kalmış iz arıyorum; bir santimlik izlerine, eserlerine rastlayamıyorum. "İşte burası huduttu. Buradan ötesi moskofların elinde idi." diyerek Melo Tepe ve geçitlerini gösteriyorlardı. İçli dışlı, senli benli temas olmasına rağmen iki tarafın idaresinde şöyle böyle benzerlik varmış. Bir tarafta Abdülhamit, diğer tarafta Çar Nikola idaresi buralarda bayındırlık, kalkınma, medeni düzeye hiç önem vermemiş, iki taraf da aynı hal ve hareket içinde yıllarca yaşayıp gitmişti. Ne vakit ki bolşevik idaresinin berbatlığını. Cumhuriyet idaresinin ferahlığını gören iki taraf halkına hudut komisyonları, 'beğen beğendiğin tarafı' deyince öte yakadakiler toptan Türk tarafı¬na geçmeyi cana minnet bilmişler ve bu suretle hudut tespit edilmişmiş.

Melo Yaylası'ndan geçerken bir hâkim eşi ile at üzerinde Yusufeli (Öten) ilçesine gidiyordu. Onlara acımadan kendimizi alamadık. Bir mahrumiyet diyarında nasıl ömür törpüleyecekler diye... Yol, yol, yol, yol...

Yolun ne kıymette olduğunu buralarda insan daha iyi kavrıyor ve anlıyor. Yolu olmayan bu güzel, verimli, cennet gibi yerlerin su ve havası ne derecede iyi, serveti de ne derece bol olursa olsun sıkıntı idi. İşte bu gibi yerlerden geçip Artvin'e yağışlı bir günde girdiğimiz zaman, başlarında Albay Zeki İlter, Yarbay Celal Çakın olduğu halde Alay'ca öyle parlak karşılandık ki... ‘

Gazeteci- yazar merhum Cevdet Alap hatıralarında; 70 yıl önce, ikinci dünya savaşı yıllarında üçüncü kez askere alınışını ve cepheye gönderilişini böyle anlatıyor.

Bu memleket bugünlere gelene kadar çok sıkıntılı günler geçirdi. Hala daha geçiriyor!

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
  • Kaşüstü’nde yapılacak Kavşak sorunu çözmez!21 Ocak 2016 Perşembe 06:47
  • Türkiye’de muhalefet iktidara çalışıyor!20 Ocak 2016 Çarşamba 06:47
  • Asım Aykan’ın reçetesi!19 Ocak 2016 Salı 06:47
  • Yeni Cumhuriyet yeni rejim!18 Ocak 2016 Pazartesi 06:46
  • Devlet Bahçeli nereye koşuyor?02 Aralık 2015 Çarşamba 06:47
  • İşgal yılları Trabzon S.P.Mintslov’un günlüğü! (1916-17)26 Eylül 2015 Cumartesi 14:58
  • Trabzon-Maçka'da Bir Prometeus: İlyas Karagöz19 Eylül 2015 Cumartesi 09:54
  • Kral Sarayından Kızlar Manastırına!16 Eylül 2015 Çarşamba 13:35
  • Efsaneler kenti Trabzon!08 Eylül 2015 Salı 14:17
  • Tarihi doğru okumak ve Trabzon’un Hatunları!03 Eylül 2015 Perşembe 09:00
  • Tüm Hakları Saklıdır © 2007 Kuzey Ekspres | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.