• BIST 106.736
  • Altın 141,095
  • Dolar 3,5210
  • Euro 4,0955
  • Trabzon 21 °C

UFAK ŞEYLER

Gürsel ÖZGÜR

‘’Huzurlu olmak istiyorsanız, ufak şeyleri dert etmeyin, zaten her şey ufaktır’’ demiş, Doktor Carlson.

Bizim de çok kullandığımız ‘’mutlu olmak istiyorsan başkasından bir şey bekleme’’ sözüne benzemiyor mu?

Aslında, zaman içinde sosyalleşen insanoğlu birbirinden çok şey beklemesi gerekirken adeta bencillikleri ve ihtirasları yüzünden birbirini yok etme yarışı içerisine girdiler.

Yok etme diyince savaşları kastetmiyorum, sosyal hayattaki sürekli didişme, kavga, çekememezlik, sevgisizlik, tahammülsüzlük, ben merkeziyetçilik, paylaşımcı olamamak, çıkarcılık gibi ufak şeyler aslında…

İlişkiler, çıkar üzerine kurulunca sabun köpüğü gibi de yok oluyorlar. Gerçekte, insanlık yavaş yavaş kayboluyor. Kısa bir süre sonra insanlık tarifi bile belki anımsanmayacak veya başka tarifi olacak.

Karşısındakini anlamaya çalışanlar da adeta kelaynak kuşları gibi nesli tükenmeye yüz tutmuşlar. Sevgi ve barış dilini kullanan nazik,  ılımlı ve sevecen insanların başarılı olamayacağı algısından hareketle başarıyı kavga, kabalık ve saldırmada arayanların sürekli çoğaldığı dönemin içindeyiz.

İletişim kurulma ve sürdürülmesinde ağır sorunlar var. Çünkü;

Herkes en iyi ve doğruyu biliyor, kimse bilmediğini bilmiyor,

Herkes hep konuşmak istiyor ve konuşuyor, kimse dinlemek istemiyor ve dinlemiyor,

Herkes en iyi şeylere kendini layık görüyor, kimse gözündeki çapağı görmüyor,

Herkesin aynası ‘’ayna ayna söyle bana benden güzeli var mı?’’ ayarında, kimsenin aynası birebir göstermiyor…

Sonuç; ben layığım, en çok ben çalıştım, O benden kötü, en iyisini ben yaparım, benim yaptığımı kimse yapamaz, benim sayemde, ben, ben, ben…(hadi oradan)

Herkes işine odaklansa ve kimse ile uğraşmasa aslında mutlu da olacak. Mutluluk paylaştıkça artar düsturu edinilse zaten sorun da azalacak. Peki, mutluluk başarıda mı gizli acaba? Aslında, toplumun dikte ettiği öğretilmiş başarılardan ziyade insanın kendi başarı tarifi olmalıdır.

Kimine göre başarı; çok para kazanmak, övgü almak, işte zirveye çıkmakken,

Kimine göre de; her şekilde yardım etmek, iletişim kurmak, huzurlu olmak olabilir.

Gelin siz de kendinizin başarı tarifini yapın…

 

SANAL BAĞIMLILIK

7’den 70’e bağımlısı olduk, sosyal medyanın, sanal âlemin…

Öyle guruplar var ki;(siz değilsiniz, varsayımdan hareketle yazdım) sabah gözünü açıp sigara yakanlar gibi, günaydınla başlıyor, geçmiş olsun, nasılsınla devam edip iyi gecelerle bitiriyor.

Bir keresinde bir grupta bir arkadaşlarını öldürmüşler, adamcağız yaşar yaşamaza döndü, ölmedim dese de anlatamadı. Gruptakiler çoktan onu gömmüşler.

Bir başka hikâye; ‘’bir arkadaşın annesi öldü, ama kendisi gurupta yok telefonu da bu’’ diye paylaşmasına rağmen,’’ başın sağ olsun’’ mesajlarının mantığı ne olabilir ki…

Dakika dakika paylaşım yapandan ilan verenine kadar çok çeşitler var. Annemi ve babamı kaybetmiş birisi olarak en tuhafıma gelen ve üzüldüğüm, ‘’annemi, babamı, eşimi, amcamı kaybettim, çok üzgünüm’’ paylaşımları ki, anlamaya çalışıyorum bir türlü olmuyor.

Sosyal medya iki ucu keskin kılıç gibi aslında, iyi kullanabilirsen bilgi edinebilirsin ya da bir dizi de canlandırıldığı gibi telefonu elinden alınınca krize giren gencin durumunda olabilirsin.

7’den yetmişe dedim ama o yedi, yaş değil ay, zira yemek yedirilmek için daha bebekken sanal âleme alıştırılanları görünce.

Sanal âlemin iki zıt kutbu var. Her şeyi beğenen ve yorum yazanlar ile sıfırcı hocalar gibi hiçbir şey beğenmeyip hiç yorum yapmayıp hep hafiye gibi izlemede kalanlar. Siz silince de sitem ederler, niye beni sildin diye, sanki varlığından haberdarsın. Bir de gerçekten beğenen ve içinden geldiği için yorum yapanlar var.

Yazdıklarıma uyan varsa alınmasın, aslında bunlara takılmamak lazım, bunlar ufak şeyler…

ARKADAŞ

Arkadaş, eski Türklerde askerler savaşırken arkadan gelecek herhangi bir saldırıyı kontrol edebilmek için sırtlarını bir ağaca, kaya veya taşa vererek ok atarlarmış. Genelde bozkır hayatı yaşadıkları için bu sırt dayanan nesne genelde bir taş veya kaya olurmuş. Yıllar sonra bu sırt dayanan taşın ismi "arka-taş" iken arkadaş şeklinde yerleşmiş, bugün de iletişim içinde olunan ve samimiyetine güvenilen kişilere verilen isimdir. Tarifi böyle yapılmış.

Ancak; önüne sıfat eklenince anlamındaki değer azalıyor gibi geliyor bana. Yoldaş, siyaseten aynı yolda yürüyen yol arkadaşı; sosyal medya arkadaşı, sanal arkadaş; takım arkadaşı, kurs arkadaşı, mahalle arkadaşı, asker arkadaşı vb. gibi sanki öndeki sıfatla tarife uymayan bir anlam kaybı oluyor.

Ben Melike Demirağ’ın seslendirdiği ve yüreklere dokunan arkadaş kavramını seviyorum.

‘’Bir kıvılcım düşer önce, büyür yavaş yavaş,

Bir bakarsın volkan olmuş, yanmışsın arkadaş,

Bu en güzel, bu en sıcak duygudur arkadaş’’

Sağlıcakla kalın…

 

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2007 Kuzey Ekspres | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.