• BIST 108.869
  • Altın 271,535
  • Dolar 5,7701
  • Euro 6,3816
  • Trabzon 12 °C

UĞULDAYAN TEPELER VE GÖZTEPE

METİN KONDEL

Biraz metafizik yaparak başlayalım bugün. İnsanlar Hüseyin Avni Aker Stadyumu'na maç seyretmeye geldiğinde Trabzon şehrini fareler gibi kullanıyorlardı. Şehrin neresinden girip neresinden çıkacağını, otomobillerini nereye park edeceklerini iyi biliyorlardı. Bu planlı bir akılla oluşturulmuş bir şey değildi. Bir plansızlık karşısından insan aklının bulduğu bir yöntemdi. Lakin şimdiki stadyum da durum çok daha farklı.

Hüseyin Avni Aker dil üzmez bir kelimeydi. Şenol Güneş Spor Kompleksi ise güreş müsabakası alanı gibi. Lütfü Kırdar Spor ve Sergi Sarayı gibi. Sporu anladık da serginin spor salonunda ne işi var! Stadyum açıldı açılalı hiç kimseden Şenol Güneş Spor Kompleksine maça gidiyorum diye bir cümle duymadım. Herkes Akyazı, diyor, batıda mısın, doğu blokunda mısın, güneyde mi, deniz tarafındaki kale arkasında mı? Dolayısıyla stadyuma verilen isim tutmadı. Hem stadyuma o isim verilirken Şenol Güneş Beşiktaş'ın teknik direktörüydü. Şenol Güneş'in kendisi bir kabullenmemişti bu durumu. Bay en başkan dediğim dedik çaldığım düdük misali, Trabzon'a ve Trabzonsporlulara inat o adı koydu.

Gelelim Akyazı Stadyumuna. Yıllarca Avni Aker'de maç izledikten sonra insanda tanımı zor bir tür yabancılık hissetme duygusu oluyor bu stadyumda. Girişte bir stadyumdan çok Avrasya otomobil pazarında hissediyorsunuz kendinizi. Sonra sıralanmış köfteciler, çaycılar sizde hafif bir Kadırga yaylasındaki o lümpenliği çağrıştırıyor. Birazdan horon başlayacakmış gibi bir beklenti oluşuyor insanda. Maçın devre arasında Trabzon'u denize inen ışıltılı bir şehir olarak uzaktan bir yabancı gibi izliyorsunuz. Stadyum geometrik haliyle koca bir uzay gemisi gibi, hepimizi mutluluğa uçurmak için ikinci devrede kaptan yeni bir rota belirleyecek. Kuzey tarafında karanlıklara gark olmuş Karadeniz; sadece zifiri karanlıkta kendini bulmuş. Kuzeyde ise fundalıkları, sararmış çayırları deniz meltemiyle titreyen uğultulu tepeler. Issız ve karanlık haliyle Trabzon'daki en yabancı yerin dibindeyiz.

Trabzonspor - Göztepe maçına gelirsek; Ünal Karaman'ın kadro seçimine bakılırsa "Ağam ayranım budur, yarısı sudur." iması var. Trabzonspor'da sene başından beri bir ipte iki Canbaz oynuyor gibi! Trabzonspor maça baskın faktör olarak başladı ama sarfettiği eforu golle tescilleyemedi. Beto'ya beton helva gibi şutlar çektiler. Sadece soğuk poyrazlarla tepeler uğuldamadı dün gece. Deniz tarafı sürekli uğuldadı, güney tribünü Izlandalılar gibi balina çağırdı ilk yarıda. Sponsorlu seyirciler ise tiyatro izler gibi bakındı sahaya. Uğurcan sadece topu tutmayı kalecilik zannediyor. Kale çizgisini anne ocağı bellemiş; bir türlü zamanında terk edemiyor. Göztepe'nin golü güle oynaya geldi.

Karaman'a 90'lı yıllardan türkü hatırlatması: Erci-E; bir numara, en büyük, cehennemden çıkan çılgın Türk!

Bir tüyo da Ağa'ya; paran yoksa Arda'yı Gassray'a sat, tutunamazsa İstanbul'da manken olur.

Ünal Karaman ikinci yarı galibiyete dönük hamleler yaptı. Bordo mavili ekip bir ara liderlik teyakkuzu da verdi ama olmadı. Sosa'ya çok fazla yük bindi. Nwakaeme'nin büyüleri de işlemedi. Stadyum denizin üstünde  ama Sörloth dört beş kez yatıra basmış gibi düştü. Trabzonspor Göztepe karşısında kompakt oyun kuramadı. Göztepe defansını delemedi. Bulduğu gol posizyonlarında ürkek kaldı. Trabzonspor tek hecelik zekâsı olan futbolcularla şampiyon yarışında bile olamaz. Bu arada Üçkağıtçı Campell diye güzel bir film var, izlemenizi tavsiye ederim.

Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2007 Kuzey Ekspres | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.