• BIST 97.726
  • Altın 145,622
  • Dolar 3,5781
  • Euro 4,0001
  • Trabzon 17 °C

UYU YAVRUM NİNNİ

Gürsel ÖZGÜR

Tarihimizin en zor ve kritik dönemlerinden birini yaşıyoruz. Anlaşılamayan çözüm sürecinden sonra artan terörün ne yönde devam edeceğinin belirsizliği ve umutsuzluğu toplumun çoğunluğunu tedirgin ve mutsuz ediyor.

Geçmişimize kara leke gibi sürülecek Amerikan Başkan Yardımcısı Biden’in Türkiye’ye ayar verir edası ile yaptığı ziyaret yeni bir karanlık dönemin başlayacağının işareti olarak algılanmalıdır. Kokusu başkanlık referandumundan sonra çıkacaktır. Nitekim Cumhurbaşkanının ‘Başkanlık sistemine vekiller değil asiller karar verecek’ sözü ile referandum sürecinin başladığı anlaşılmaktadır. Hendekler, tüneller kazılırken, askerler tutuklanırken sözün kısası her çam devirmede ‘yanılmışız, kandırmışlar’ gibi sihirli sözcüklerle(!) işi geçiştiren hükümet bugünün vahim olaylarının çıkmasının sebebidir ve akan kana ortaktır. Türk Silahlı Kuvvetleri’nin vahim hazırlıkları önceden görerek önlemek maksadı ile zamanında yaptığı operasyon taleplerini geri çevirenler bugünlerin hendek siyasetini hazırlamışlardır. Şimdi de kaymakamlara ‘Mevzuat şöyledir, böyledir, yeri geldiği zaman koyun mevzuatı bir kenara, kendi zihinsel inkılâbınızı devreye sokun’ talimatı ile geldiğimiz dramatik durumu görmemek artık akıl tutulması olur.

Elini her zaman ovuşturarak pusuda bekleyen Sevr sevicisi emperyalist dış mihraklar her ayaklanma, terör, çatışmadan fazlası ile memnun olmuş ve istismar etmeye çalışmıştır. Bunu çok önceden gören yüzyılın dâhisi Atatürk 1922 yılında düşmanları üzen konuşmasında gazetecilere şöyle seslenmişti: ‘İngilizler, Musul civarında bir Kürt hükümeti kurmak istiyorlar. Bunu yaparlarsa, bu düşünce sınırlarımız içindeki Kürtlere de yayılır. Onun için sınırı güneyden geçirmek gerekir.’

Yapılabilse bu kadar kan akar mıydı?

Konuşmasına devamla;

‘Kürt sorunu Türklerin çıkarları için kesinlikle söz konusu olamaz. Kürt öğeleri Türklerin içine gire gire öyle bir sınır oluşturmuştur ki, Kürtlük adına bir sınır çizmek istesek Türkiye’yi mahvetmek gerekir. TBMM hem Türklerin hem Kürtlerin yetkili temsilcilerinden oluşmuştur.’

1921 Anayasasının 21.maddesi de aslında sorunun çözümünü zaten ifade ediyordu. Atatürk’ün de ifade ettiği üzere yetki paylaşılmıştır. Madde şöyledir:

‘İl yönetimi yerel işlerde manevi kişilik sahibidir. Dış ve iç siyaset, dinsel, adli ve askeri işler, uluslararası ekonomik ilişkiler ve birçok ili ilgilendiren işler dışında medreseler, eğitim, tarım, bayındırlık, sosyal yardım işlerini düzenlemek il kurullarının yetkisindedir.’

Tariften anlaşıldığı üzere; maddenin açıkladığı, özerklikten ziyade yetkileri artırılmış Belediye kavramıdır. CHP’nin de 2015 Seçim Bildirgesinin Yerel Yönetimlerle ilgili taahhüdünde de, konu ele alınmış ve Merkezi yönetim ile yerel yönetimler arasındaki hizmet bütünlüğünün sağlanması ve merkezi idarenin, yerel yönetimler üzerindeki denetim yetkisini kötüye kullanmasının önüne geçileceği ifadeleri bulunmaktadır.

***

Tarihten ders almak çok değerlidir. Geçmişin süper gücü İngiltere şimdi ise Amerika, bölgeyi çok seviyor. Niye? Yeraltı zenginliklerine sahip olmak ve daha fazla sömürmek için. Musul’u alicengiz oyunları ile bizden alanlar şimdide daha fazlasını istiyor. Yaptıkları oyunları hatırlayalım. Turkish Petroleum şirketi İngiltere’ye başvurarak Musul’un Türklere bırakılmamasını istemiş ve o dönem de tesadüftür ki Nasturi ayaklanması başlamıştı. İngiltere ayaklanmayı da bahane ederek sorunu Milletler cemiyetine taşımıştı. Hâlbuki Mustafa Kemal 30 Ocak 1923’te sonucu tahmin ettiğinden şöyle der:

‘Musul vilayeti, Türkiye Devletinin hudud-u millisi dâhilindedir; buraları anavatandan koparıp şuna buna hediye etmek hakkı kimseye ait olamaz. Cemiyet-i Akvam ile de bu meselenin münasebeti yoktur.’

Ancak, Türk tarafının yapılırsa lehine olacağı, plebisit(halk oylaması) ısrarı kabul edilecekken yine tesadüftür bu sefer de Şeyh Sait’in ayaklanması(şahsın kendi tabiri ile kıyam) başlayacaktı. Sonuç; beş yüz bin sterlin karşılığı 5 Haziran 1926 tarihinde Musul’u İngilizlerin kurnaz ve hain ve de kalleş planları yüzünden terk etmek zorunda kalıyorduk. O zaman İngiltere şimdi Amerika, ne fark eder al birini vur ötekine. Aynı hain, kalleş ve kurnaz ve de uyutma planları devam ediyor.

Tarih iyi bilinir ve doğru okunursa oyunlar görülür ve önlem alınabilir. Daha fazla kan kaybına tahammül yoktur. Atatürk döneminde yapamadıklarını şimdi yapmaya çalışanlara tokat atmak zor değil. Uykudan artık uyanmalı ve her birey sorumluluk taşıdığını bilmeli ve aktif katılım sağlamalıdır. Nefes filminde Komutan askere ‘sen uyursan ölürsün, sen ölürsen herkes ölür’ diye bağırıyordu. İşte o durumdayız, uyumaya devam edersek belki ölmeyiz ama çok önemli değerlerimizi kaybedebiliriz. Ülke sorunları yalnızca siyasilere devredilerek sorumluluktan kaçılmamalıdır. Durum çok ciddidir, her fert özerklik, başkanlık konusunda bilgi sahibi olmalı, din üzerinden siyaset yapanlara artık itibar etmemeli ve bilginin peşinde koşmalıdır. Bir zamanlar Melike Demirağ’ın dillere pelesenk olan parçasında söylediği, ‘Uyu yavrum ninni uyutayım seni, masallarla ninnilerle avutayım seni, çekilişle mekilişle avutayım seni, davulumla darbukamla avutayım seni…’ şarkısının son bölümünde ‘bebek bir gün büyüyecek dinlemeyecek bu ninniyi?’ diye bitiriyor. Umarım bebekler büyümüştür ve ninniyi artık dinlemeyecektir.

Sağlıcakla kalın, saygılarımla…

 

  • Yorumlar 1
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    Tüm Hakları Saklıdır © 2007 Kuzey Ekspres | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.