• BIST 107.922
  • Altın 274,950
  • Dolar 5,8094
  • Euro 6,4449
  • Trabzon 11 °C

UZUN BİR ARADAN SONRA, DOSTLAR MERHABA

Rasim EFENDİOĞLU

MAHALLEDE DEĞİL KÖYDEYDİM

Hani büyükşehir yasası ile yüzlerce yıllık köylerimizi kentin mahallesi yaptılar ya, işte ben bunu kabul edemiyorum. Ben köyde doğdum, köyde büyüdüm, köylüyüm, mahalleli değil. Yani biz kentli olmuşuz öyle mi? Suyumuz sayaca bağlı, çöp arabası da haftada bir yoldan geçer, çöp toplar. E güzel. Suyumuz değer kazandı, devletimize gelir oldu. Ne demeli bilmem.

Ağustostan beri köydeydim. Çok severim köyü. Köyümüz ıssız ancak olanlarla mutlu olmaya çalıştım. Sevgili ağabeyim her gün gazetemi getirdi, TV’yi ara sıra izledim. Radyomda TRT AVAZ’dan Türk Sanat müziği dinledim. Çok sade bir yaşam, eşim rahatsız onunla birlikte çile çektik, çile doldurduk. Köyün eski güzelliği yok elbette. Ancak köyün eski çilesi eziyeti de hiç yok. Ne günler geçirdik köyde, bizden öncekiler bizden kat kat daha ağır koşullarda yaşamış köylerde. Çarığını esirgeyerek koynunda saklayanlar, bayat ekmek peynir BEZİRGANAŞI... Ya da Rumca adı ile NEROÇUMURO... Biz şimdi severek yapar yeriz mısır ekmeği ile ancak o zamanlar bu yemek zorunlu olduğu için yapılırdı.

Bu pazar sizlerle köy izlenimleri ve anıları üzerine biraz söyleşelim. Bıktık nefret ettirici, bölücü korkutucu haberlerden yorumlardan. Ancak bunu söylerken yurt ve ulus sorunlarından dünyanın gidişatından kopacağız anlamına gelmez. Yaşadığımız sürece uyanık kalacağız, göreceğiz, duyacak, işiteceğiz, düşünecek ve düşündüklerimizi yazacak ve söyleyeceğiz. Bu durumu anımsatalım da söyleşimize dönelim.

Beni az tanıyanlar bilir kitap sevgim adeta tatlı bir hastalık gibi. Nereye gitsem onlarlayım. Bir büyük çanta doldurdum gittim, köydeki evimizde kitaplığım var, evin çatısında o yıllardan kalan kitaplar dergiler. Okumak o ölçüde bir zevk ki onu anlatma olanağı yok. Niyetim bol bol okumaktı. Ancak asıl işimden fırsatım olmadı. Yine de okudum Allah’a şükür. Okumazsam, okuyamazsam beynim açlıktan ölür sanıyorum.

BU YAZ, YAZ GİBİ DEĞİL, SERİN BİR BAHAR GİBİYDİ

Temmuz ağustosta soba yakmadık ancak eylülde soba yandı, ekimde üşüdük, kasımda dağlara kar yağdı çok üşüdük. Meyve yönünden iyiydi bu yaz. Üzüm, incir, elma sonra armut... Ve kasımda döngel mi diyorlar, biz muşmula deriz, boldu. Rahmetli annemin diktiği muşmula bizi de arkadaşlarımızı da doyurdu… Allah’ın rahmeti üzerine olsun.

Temmuz, ağustosta fındığı olanlar geldi. Bayramlarda cami adeta doldu. Cuma günleri de fena sayılmazdı. Bulduğumuz bir kaç dostla ayaküstü kısa kısa söyleştik, gülümsedik.

Çok iyi anlaştığımız, yürekten sevdiğimiz dostlarla doya doya söyleşemedik oysa ne diyordu büyük ozan “Günler kısaldı Kanlıca’nın ihtiyarları, bir bir hatırlamakta geçen sonbaharları” Evet az zaman kaldı bunu iyi değerlendirmeli… Nasıl, nerde, kiminle... Herkes işinde gücünde.

Yaz, diğer bölgelerde ve yerlerde sanıyorum sıcaktı. Serinlik arayan sıcaktan kaçan köylere koştu. Köylerimizin kıymetini ARAPLAR anlamış. Uzungöl Arap dolu. Köyümüzden geçen araçlara bakıyordum anlaşılıyor Araplar. Bir dostumdan duydum “Herhalde cennet buralardır” diyorlar. Öylesine hayran kalıyorlar. Neyse onlar nasıl anlarsa anlasın da biz bilelim ülkemizin, köyümüzün kıymetini.

DEĞERLİ OKUYUCULARIM SİZLERİ ÖZLEDİM

Geçen Pazar 10 Kasım’dı. 10 Kasım’da Atatürk’ten başka bir konu düşünülemezdi, o nedenle  bu konuyu işlemeye çalıştım. “Hep Atatürk, Atatürk diyorsunuz, her gün, her zaman” diyenler oluyor. Öyle dendi de Atatürk tanınmış mı, gereği gibi biliniyor ve gereğince seviliyor mu? Çok nutuklar atıldı, çok şiirler yazıldı okundu da ATATÜRK yeterince tanındı ve gereğince sevildi mi? Onu tanımak ve sevmek öyle güç değil ki. Apaçık bir gerçek. Ancak onu tanımayanlar, sevmeyenler öğrenemediği için değil, bilmediği için değil... Onların amacı farklı. Bu içten söyleşimize bu kiri katmayalım, onu sizler değerlendirin.

Her hafta sizlerle bu köşede söyleşiyor, düşünce alışverişi yapıyorduk. Köyde bu olanağım yoktu, o nedenle ara verdim. Ancak bu konuyu okuyucularımızla paylaşsam dediğim birçok konu oldu. Gerçi okuyan ve düşünen çok fazla yok. Bundan böyle bıraktığımız yerden sürdürelim. Amacım akıl vermek değil, düşünceleri paylaşmak. Elbette doğrular var, yanlışlar var. En doğruyu biz biliriz demiyoruz. Doğruyu arayalım, bilgiye ulaşalım diyoruz. Doğru düşünebilmek için o konuda yeterli bilgiye sahip olmak gerekir. Bilginin sonu yok. Öğrendikçe öğrendiklerimizin yetersizliğini anlıyoruz. İrdelemeden kulaktan dolma bilgi ile düşünce üretilmez.  İşte okumak bilgi edinmenin en sağlıklı yolu. Günümüzde bilgiye ulaşmak daha kolay. Kitap dergi, gazete, radyo TV… Kütüphaneler, kitaplıklar... Gelin size bilgi sunalım diyor.

Bir ünlü düşünür, “Bir mutlak iyilik vardır oda bilgidir, bir mutlak kötülük vardır o da cehalettir”  diyor. Cehalet kötülüğünden bilgi ile kurtulabiliriz. Gelin bilgiye koşalım çocuk, genç, ihtiyar, cehalet karanlığını yenince iyilik aydınlığı ve mutluluk gelir.

Haftaya daha da güzel bir konuda buluşabilmek dileğimle.

  • Yorumlar 1
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    Tüm Hakları Saklıdır © 2007 Kuzey Ekspres | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.