• BIST 108.489
  • Altın 151,139
  • Dolar 3,6704
  • Euro 4,3242
  • Trabzon 14 °C

VATAN HAİNLİĞİNE DEVAM EDİYORLAR HÂLÂ

Ali Rıza Keskinalemdar

Başka bir hayatın olması gerektiğini dile getirmek için toplanmıştı gençler Gezi Parkı’nda.

Dağıttılar; gazla, fişekle, copla, TOMA’yla, yerlerde sürükleyerek, kafalarına sıkarak…

Sonra karalama sürecini sürdürdüler. Hiç olmaması gerektiği halde dini bu işlere alet etmeye kalktılar.

Gezi Parkı ruhu, rüyalarında bile rahat bırakmadı onları; sabah kalktılar Gezi, akşam yattılar Gezi!

“Dış mihraklar” sorumluydu… Hatta “dış mihraklar” Gezi Parkı’na kutu kutu pizza gönderiyorlardı. O kadar “dış mihraklı” çocuklardı bunlar.

Dahası “vatan hainliği” idi yaptıkları… “Ajan”dılar… “Casus”tular… “Maşa”ydılar… “Terör örgütü mensubu”ydular…

Sonra 17 Aralık “Büyük Rüşvet Operasyonu” çıkageldi. “Paralel devlet içinde yuvalanmış çeteler” keşfedildi birden.

Rüşvetler, yolsuzluklar, yeşiller, ihaleye karıştırılan fesatlar, vs. cirit atıyordu ortalıkta.

Yaz başında gençler, halktı ve onlara destek veren sivil toplum kuruluşlarıydı “vatan haini” olan… Bu defa, “pislikleri” ortaya çıkartanlar ve temizlenmesini isteyenler, yani savcılardan, kolluk kuvvetlerine, halktan TÜSİAD’a kadar “karşı cephedekiler”in hepsi “vatan hainliğine devam ediyorlardı hâlâ”…

 

GELİNEN NOKTADAKİ DÜZEY:

“FOSSEPTİK ÇUKURUNDA”

AMUDA KALKMAK

 

Cemaat – AKP iktidarı çatışmasının ürünü olarak değerlendirildi, yolsuzlukların ayyuka çıkması.

Ya Cemaat AKP iktidarıyla “dalaşmasaydı”, “öküz ölüp, ortaklık bozulmuş olmasaydı”, “ganimetlerin paylaşılması” aşamasının bitirilip iktidarı tek başına ele geçirmenin hesapları yapılmaya başlanmasaydı, bütün “bu pislikler” böylesine ortaya saçılabilir miydi?

Geçmişte aksinin olmadığını, “aynı yolun yolcularının birbirlerini pek ısırmadığını” yaşayarak, görmüştük. Şimdiki iş farklıydı. Bu kez, resmi hukukun ya da vesayet altındaki hukukun bittiği yerde, silahsız bir iç savaş yaşanmaktaydı.

Daha önce siyasiler, “delinin deliyi gördüğünde sopasını saklaması” gibi varsa “pislikleri”ni karşılıklı olarak toprağa gömerek, sadece adlarını kullanarak ve asla işin özüne dokunmadan, bundan oy toplayarak politik hayatlarını sürdürüp gitmişlerdi. “Yolsuzluk ve rüşvet“ gibi konular siyasetin gündeminde sıklıkla konuşulan ama sonuçları hayatın içine pek işlemeyen “laf kalabalıkları”nı oluşturmuştu genellikle.

Dün kullandıkları, “işine karışmayın” diyerek “karşı cephedekiler”i fırçaladıkları, şu an “Rüşvet ve Yolsuzluk Operasyonu”nu koordine eden İstanbul Cumhuriyet Başsavcı vekili Zekeriya Öz’ü “karalamak” adına uydurdukları “yalanlar”a, Öz’ün kendi kullandığı twitter hesabında yanıt verirken ifade ettiği "Bazıları fosseptik çukurunda gezenlerin yalanlarını yazdıkları için ağızları kokuyor. İftiranın kokusu öbür dünya da çıkmaz" sözlerini anımsayınca; madem “fosseptik çukurunda geziyorlar”, bir de amuda kalksalar nasıl olurdu, diye hiç aklınıza gelmiş miydi?

 

“TÜRKİYE KAZANDIKÇA,

KAYBEDEN GRUPLAR”

 

Başbakan Erdoğan, ülkede “depremler” yaşanırken, bu “depremler”in yankıları uluslararası arenada ses getirirken, AKP’nin Genişletilmiş İl Başkanları Toplantısı”nda bir saati aşan konuşmasında “Türkiye kazandıkça, kaybeden gruplar”dan bahsederek, kendilerinin ülkeyi geliştirme, ilerletme gayretine rağmen bu “grupların” sürekli geriye götürme peşinde olduğunu söyledi.

Peki, Başbakan’ın “iç ve dış çıkar grupları” adı altında sınıflayarak, zaman zaman alt sınıflarına ayırarak sıfatlarını sıraladığı bu “grupların”, “Türkiye kazandıkça” ne gibi kayıpları söz konusu olmaktaydı ki, bu iktidarı yıkma gayreti içine girmişlerdi?

Bu “gruplar” ülkedeki üretimi mi baltalamak istiyordu, sanayinin büyümesine mi karşı çıkıyorlardı, ticareti mi bitirmek amacındaydılar?

Demek ki, yolsuzluk, usulsüzlük, rüşvet, gücü kötüye kullanma, vs. gibi yasa dışı işlemler ekonomiyi, gelişmeyi, zenginleşmeyi ayakta tutan unsurlardı ki, bunların soruşturulması ve karşısında olunması “vatana ihanet” kapsamında ağır cezalık bir karşı suç oluşturuyordu! Kısaca, olan bitenden bu anlam çıkıyor.

 

BU UÇAK TRABZON’A

GİTMEZ VE GAZ KOKUSU

 

Acaba Egemen Bağış, giderayak aşağıdaki fıkrayı niye anlattı dersiniz? Yoksa “istifa” günü “celallenerek” gidişinin “çarpışarak” olacağı izlenimi verip “Başbakan da istifa etmeli” diyen ama ertesi günkü devir–teslim töreni öncesi “sakinleştirilerek” bu kez “Bugüne kadar olduğu gibi bundan böyle de 40 yıldır içinde bulunduğum bu dava ve kutsal yürüyüşün yara almadan devamı için üzerime düşen sorumluluğun bilinciyle yoluma devam edeceğimi de ifade etmek istiyor, hepinize saygılar sunuyorum" diyen Erdoğan Bayraktar’a “giydirme” miydi? Zira Resmi Gazete’ye bakıldığında Bayraktar’ın istifasının pek kıymeti harbiyesi olmadığı da zaten anlaşılıyordu.

"Temel bir gün uçağa binmiş Trabzon’a gidiyormuş. Yanlış yere oturmuş. Hostesler gelmiş, sizin yeriniz arka tarafta oraya geçmeniz gerekiyor demişler; Temel geçmemiş. Yolcular ısrar etmiş, Temel yerinden kıpırdamamış. Mesele büyümüş ve Pilot’a kadar uzanmış. Pilot gelmiş, Temel’e, ‘yerinize geçin’ demiş. Temel ‘geçmiyorum’ diye diretmiş. Daha sonra Pilot Temel’in kulağına eğilmiş, bir şeyler söylemiş. Bunun üzerine Temel ‘hemen geçiyorum’ demiş ve yerine geçmiş. Etraftakiler pilota ‘ne dediniz’ diye sormuşlar. Pilot da "O’na bu koltuk Trabzon’a gitmez dedim’ demiş.

Bu fıkraya yanıt başka bir “Temel fıkrası” ile “Görevinden alınan Egemen Bağış’ın Trabzonlulara atfen anlattığı fıkra ile kime ne mesaj vermek istediği anlaşılamamıştır” diyen CHP Trabzon Milletvekili Volkan Canalioğlu’ndan geldi.

“Temel’in de bulunduğu bir ortamda, vatandaşın biri ha bire gaz kaçırıyormuş. Gaz kaçırdığını hissedince de ayağıyla yerde cart, gurt diye sesler çıkartıyormuş. Bunun üzerine Temel dayanamayıp, ‘hemşehrim kaçırdığın gazın sesini, gürültüsünü ayağınla çıkardığın seslerle örtmeye çalışıyorsun da bunun kokusunu ne yapacaksın’ demiş.

 

***

Gaz bu; kokulusu vardı, kokusuzu vardı aynı zamanda hem kokulusu vardı hem de seslisi!    

 

 

 

Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2007 Kuzey Ekspres | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.