• BIST 82.465
  • Altın 147,626
  • Dolar 3,7852
  • Euro 4,0442
  • Trabzon 11 °C

YA HOVARDA OLMAYAN BİR PATRONA ÇATARLARSA

YA HOVARDA OLMAYAN BİR PATRONA ÇATARLARSA
Ali Rıza KESKİNALEMDAR

Temmuz ayının ortalarında ulusal basında bir köşe yazarının Şenol Güneş ile yaptığı söyleşiye ilişkin açıklamaları arada kaynadı gitti sanırım.

“Bence bu sistem artık çökmeli. Başka yolu yok, çaresi yok. Kulüplerin başkanı değil, sahibi olmalı. Gelirler arttıkça borçlar da büyüdü. Birçok antrenörfutbolcu, hak ettiği ücreti alamıyor, parası ödenmiyor. Ama onlar su gibi para harcamaya devam ediyorlar. Kulüplerin sahibi olursa, o zaman canları yanar. O acıyla yanlışı sürdüremeyeceklerini anlarlar.” (Şenol Güneş, Aktaran: Atilla Gökçe, 17.07.2013, Milliyet)

Kısaca, açık açık yazmakta fayda var; Şenol Güneş, “kulüp başkanlarının paraları havaya saçtığını”; dilim  varmıyor ama neredeyse “yediklerini” söylüyor. Kulübün sahibi olurlarsa “kendi paralarını canları gibi korurlar” demeye getiriyor…

Öyle ya, ne futbolcular paralarını alabiliyor ne de teknik direktörler… Geriye bir seçenek kalıyor; kulübün kasasına giren fareler paraları yemediğine göre “başkanlar tek başına ya da yöneticilerle birlikte paraları götürüyorlar”!

Müthiş bir saptama, değil mi?

Bir kulübün kasasına, banka hesaplarına giren / çıkan kayıt dışı paralar söz konusu olabilir mi? Üstelik borsaya kota edilmiş hisse senetleri olan bir kulüpte bu mümkün mü?

Kayıt dışı paranın girişinin de çıkışının da mümkün olmaması gerekir. Demek ki oluyormuş…

Bir kulübün başkanı ya da yönetimi “futbolcunun ve teknik direktörün parasını ödemediğine” göre bu paraları nereye harcıyor ya da harcanmış gibi gösteriyorlar?

İlk akla gelen elbette transferler ve bu transferlerde simsarlara ödenen komisyonlar olur. Olur da bu komisyon ödemelerinin de da faturasız, kayıtsız yapılması mümkün mü?

Ne olur mesela? “1 milyon €’luk iş, 3 milyon €’ya bağlanır, vergi sonrası kalan kırışılır” mı denilmeye çalışılıyor. Olabilir mi, olabilir! Bunları ortaya çıkartacak olan da kulübün denetim mekanizmalarıdır.

Ancak Şenol Güneş bir şeyler biliyor ki bu kadar iddialı konuşuyor. Üstüne üstlük bir de “bu sistem çökmeli” dediğine göre, anlaşıldığı kadarıyla, tezi bayağı kuvvetli kanıtlarla bezeli görünüyor.

Şenol Güneş’in söylediği başka şey de “antrenör ve futbolcunun hak ettiği ücreti alamadığı” iddiasıdır. Bu sözü iki türlü de anlamak olası. İlki, “futbolcu ve teknik direktör daha çok ücreti hak etmekte ama yönetimin paraları olmadık yerlere saçması nedeniyle daha azını alabilmektedir”... İkincisi ise, “Futbolcu ve teknik direktör anlaşma sağlanmasına rağmen, bu tutarı ya çok geç alabilmekte ya da bir kısmını kulübe hibe etmek durumunda kalmaktadır”…

Sanırım Şenol Güneş daha çok ilk tezi gündeme taşırken ikinci tez ile yoğurarak bir taşla iki kuş vurmayı denemektedir. 

Soralım o zaman: Bir antrenörün, bir futbolcunun “hak ettiği ücret” nedir?

Mesela Trabzonspor’da oynayan en vasat ile en iyi oyuncunun yıllık ücretleri hangi aralıkta belirlenmeli? 1 milyon € ile 5 milyon € uyar mı? Peki ya yardımcıları ile teknik direktör ücretleri hangi aralıkta olmalı? Onlara da 1 milyon € ile 2,5 milyon € yazsak, ayıp mı ederiz?

Bileğinizin ve dilinizin kemiği kuvvetli, hayal dünyanız genişse, atın atabildiğiniz kadar!

Durup sormalı bu noktada: Yaratılan değer nedir ki, “hak edilen ücretin” alınamadığını iddia edilmektedir?

***

Mesela, 2010-2011 sezonunda 9 puan önde iken ve ikinci yarı başlar başlamaz arka arkaya kendi sahanızda küme düşmeme mücadelesi veren 3 takıma 6 puan, en yakın rakibinize de 3 puan toka ederek, 22. hafta sonunda liderliği altın tas içinde sunduğunuzda “hak ettiğiniz ücret” ne olurdu?  Futbolcu ve teknik direktör olarak, aldıklarınızın iki katı size ödenmiş olsaydı, bu dokuz puanı kaybetmeyecek miydiniz?

Gökten deste deste para yağsaydı bu kulübün üzerine ve bu paralar sınırsız, sorgusuz sualsiz futbolculara, teknik ekibe dağıtılsaydı kapasitenizi aşabilecek miydiniz? Maç öncesi dağıtılan ve “doping” diye dillendirilen para ödemelerinin yapıldığı açıklanan maçların sonuçları genelde hayal kırıklığıdır mesela… Kapasiteniz sınırlıysa, kapasitenizi geliştirme yeteneğiniz de yoksa cüzdanınızın tıka basa dolu olması neyi değiştirir ki?

Öküze benzemeye çalışırken çok şişip paramparça olan kurbağanın hikayesindeki gibi, gerçek, ancak sizin varlığınızın sınırlarının ne olduğunu, ne olabileceğini bilmenizdedir.

***

Bir kaç yıldır süren “kupamızı verin” kavgasının temelinde yatan bu “basiret bağlanması” değil midir?

“Ortada bir ölü var. Katil var. Cinayet var. Katili yakalamıyorsunuz, ölüyü gömmüyorsunuz” (Aktaran: Atilla Gökçe, Milliyet, 17.07.2013) diyor Şenol Güneş. Doğru! Peki bu cinayete kurban giden ve gömülmesi gereken “ölü” Trabzonspor ise kıyısından köşesinden bu cinayetin bir müsebbibi de olduğu kavranılabiliniyor mudur? Yoksa Başka şeyleri mi anlamak gerek?

Buna, kendisine ve futbolculara verilmeyen “hak edilen ücretin azlığı” mı neden olmuştur?

***

“Akarken küpünü doldurmak” sözü sanırım size hiç yabancı gelmeyecektir.

Bazı kişilerin aynı eğitim hatta daha alt düzeyde eğitim almalarına karşın sahip bulundukları başkaca özellikler ve yetenekler nedeniyle üretime katkılarının üzerinde fazla kazanç elde etmeleri bizi yetenek rantıyla tanıştırır. Onlar gibi futbol, basketbol oynayamayız… Onlar gibi şarkı söyleyemeyiz… Onlar gibi rol yapamayız… Onlar gibi kaslı bir vücuda ya da güzel bir yüze sahip değilizdir…

Biraz çalışan bütün bu etkinlikleri en alt düzeyde olsa da gerçekleştirebilir ancak burada kazanan en farklı olabilendir; farklılığını “dosta düşmana kabul ettirebilendir”. Sadece bu gibiler “akarken küpünü doldurma” şansına sahip olanlardır. Kısaca kıtlıktan nemalananlar bunlardır.

Sanayi gelişimi sırasında, makine ve insan hatalarını aza indiren robot kullanımı ile birlikte, hem üretimin artırılmasına hem de üretim maliyetlerinin azaltılarak piyasada belli bir ucuzlamayla ürüne ulaşılabilirliğin de yolu açılmış oluyordu. Bu sanayi üretimi için mümkünken, kendisi “endüstrileştirilmeye” çalışılan futbolda ana unsur olan oyuncularda yaşanan kıtlık, hiç kuşku yok ki “ürünün ucuzlamasına” değil, pahalılanmasına neden olmaktadır. Ne yazık ki fabrikadan ucuz maliyetli, birbirine benzemeyen farklı yetenekleri olan farklı mevkilerde kullanılabilecek oyuncu üretimi mümkün değil; tıpkı kapasitesi olan oyuncuyu bulup, işleyip makineleştirerek, günümüzün” endüstrileştirilen” futboluna uydurmanın da çok zor olduğu gibi!

***

Günümüzde kara para aklayıcılarının, yasal olmayan servetin yasal hale getirilmesi, petrol zengini şeyhlerin “zevk kahyalığına” soyunmaya kalkmaları ve paranın başka alanlara taşınmaya çalışılması, acaba futbol / spor kulübü sahipliğinin artmasına yol açmıyor muydu? OECD’nin 2009 yılında yayınladığı rapora göre böyle bir gerçek vardı.

Şenol Güneş’in söylediklerini tartışmakta fayda var elbette… Yıllardır Trabzonspor özelinde “öküze öykünüp şişinmeye kalkan” başkan ve yöneticilerin hatalarının acı sonuçlarını yaşıyoruz. Gerek altyapı hataları gerekse de yerli/yabancı transferlerinin, hovardaca saçılan paralara rağmen bu kulübün nasıl bir oyuncu çöplüğü haline geldiği gerçeği ciddi ciddi tartışılmalı! Bunca yıldır futbolun içinde yaşayan bir kişinin söylediklerinin içinin çok boş olduğunu düşünmemek gerek. Ancak Şenol Güneş’in “bu sistem çökmeli” derken tartışmanın odağına “hak edilen ücretlerin alınamaması”nı koyması, yerel gerçeklerle hayaller arasına bir perde çekiyormuş izlenimi edinmemizi de engellemiyor doğrusu.

Başkan yerine sahiplik beklerken, bütün sahipliklerin, olumlu değil de bazı İngiltere kulüplerinde olduğu gibi zengin babanın oğluna hovardalık yapsın diye kulüp satın alması ve o kulüplerin zaman zaman zor günler yaşaması gibi bir gerçeğe uyanmamızı sağlarsa ne yaparız?

Ya sahip, cimri bir patron çıkarsa… Üç kuruşun beş kuruşun hesabını, fayda-maliyet analizini iyi yapabilen biriyse?

Bütün sahipleri yurt dışından bekleyemeyeceğimize göre, ya içerden hovarda olmayan bir patrona çatarsak?

Hem beklediğiniz yüksek ücretleri alamazsınız hem de “kör topal” yürüttüğünüz işinizden de olabilirsiniz… Madem “sanayileşmek” istiyorsunuz; “alın size sanayileşme, piyasanın yarattığı sonuçlara da katlanın” denirse?

  

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
  • YUMUŞAK İNİŞ09 Ocak 2017 Pazartesi 13:03
  • Mevlid okuttu davadan kurtuldu!09 Ocak 2017 Pazartesi 09:00
  • Turizm dedikleri, Arap’tır bekledikleri09 Ocak 2017 Pazartesi 07:06
  • Yüzlerce uçak seferi iptal!07 Ocak 2017 Cumartesi 09:02
  • Şırnak'tan acı haber: 2 şehit!07 Ocak 2017 Cumartesi 03:09
  • 80 milyon kahraman var06 Ocak 2017 Cuma 14:42
  • Özak ve müritleri özür dileyecek!03 Ocak 2017 Salı 13:41
  • Batum’da kemençeli yılbaşı kutlaması!02 Ocak 2017 Pazartesi 15:27
  • Yeni yılı Budapeşte’de geçirdi!02 Ocak 2017 Pazartesi 06:41
  • Hain saldırının acısı Trabzon'a düştü!01 Ocak 2017 Pazar 13:05
  • YERİN KULAĞI
    • Utku ve Hasan Bozoğlu!
    • Soylu’ya BJK forması!
    • Altuntaş’ın torpili!
    • ASKF’de kutlama!
    • Konsey toplantısı!
    • Sizi bu hale nasıl getirdiler?
    • MHP sürpriz yapabilir!
    • Antalya’da sabah sporu!
    • Metin Kara’yı topa tutacak!
    • TBMM’deki oylama MHP’nin geleceğini belirleyecek!
    1/20
    Tüm Hakları Saklıdır © 2007 Kuzey Ekspres | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.