• BIST 105.268
  • Altın 163,439
  • Dolar 3,9604
  • Euro 4,6498
  • Trabzon 13 °C

YALAN MAKİNASI YOK MU?

Osman Necip SEVİNÇ

Çocukluğumuzda Pinokyo diye bir hikaye kitabı okumuştuk. Hala daha okunuyor ya, klasiktir. Pinokyo bir çocuk. Yalan söyledikçe burnu büyürdü. Fiziksel olarak tabii.
Şimdi ise yalan söyleyenlerin, yanlış yapanların kibrinin arttığı, böbürlendiği ve eleştirilere kulak asmadığı izleniyor. Burun yerinde ama yine de burnu büyüdü yaftası üzerlerine yapışıyor, çıkmaz da bu gidişle.
İşte Trabzon’umun yalan dünyasından birkaç örnek;
Kanuni yolunun ilk 10 km.sini  2016 sonbaharında hizmete alabiliriz!!!
Çöpten elektrik elde edeceğiz!!!
2015 yılında 300 bin ton asfalt döktük rekor kırdık.(Aslı 260 bin ton)! Nerede Rekor! Neye göre kime göre? Gerçek nedir? Araştıran meclis üyesi yok. Doğrusunu biz yazalım da... 2013 yılında büyükşehir yokken Trabzon Belediyesi 200 bin ton ve İl özel idaresi 150 bin ton asfalt döktü. Yani toplam 350 bin ton…
2017 yılında Büyükşehir ve Ortahisar Belediyesi toplam yaklaşık yıl sonuna kadar 325 bin tonu bulamaz. Rekor nerede? Dilin kemiği yok. Ancak çalışanların gayretlerini yadsıyamayız. Yeterince ödenek olsa bu rekorlar onlara vız gelir.
2013 nerede, 2017 nerede? Plentler, yeni makinalar, yeni yeni kamyonlar, greyderler, finişerler, 4 sene sonra rekor egalesi bile yokken rekorlar kelimesi ile iyi uykular! Rekor hala 2013 yılında kaldı!
***

En yaşanılabilir kent Trabzon! Ver mehteri ver. Yedik biz de!.. Forbes dergisi ile ilişkiler, halkla ilişkilerden iyi sanırım.
Teleferik yapıyoruz, yaptık! Boztepe’ye havadan gidiyoruz.
Maraş’ı çözdük! Bunu ayrı bir yazı konusu yapacağım. Şu andaki düşünce 5 yıl önce geçerli olurdu. Bugün bu arada yoğunlukta zor hatta imkansız.
EDS ile Maraş Caddesinin trafiğini çözeceğiz! Yaptık da, çözdük de! Arap Saçına döndü…
Aç-Kapa tünelden başka çare yok. Sizden sonra inşallah yapılacak.
Erdoğdu yolu bitiyor! Hala bekliyoruz. 2 sene sarktı.
EYOF sayesinde Trabzon’u ve tarihi yerleri aydınlattık! Evet şimdi Türkiye’nin en karanlık şehrinde yaşıyoruz. Lambaları, projektörleri yakmıyoruz bile, fatura ağırmış. Yapılırken led lamba teknolojisi yok mu idi?
Raylı sisteme 2017’de 250 trilyon lira ile başlanıyor! Müjde millet 1 ay sonra kazma vurulacak.
Bu gerçekleşmeyen ayaküstü, hesapsız kitapsız. Vaatleri 3 katına çıkartabilirim. Şike anıtından Moloz kavşağına, Akyazı stadından Botanik parkı gecikmelerine,  Boztepe’deki otele, çarpık mimariye vs.. gidebiliriz.

***
Ah Trabzon’um… Bir doktor Trabzonspor’uma bir doktor da Trabzon’uma istemeden zarar verdi, veriyor. Şifa olacağına dert oldular. Geçenlerde Belediye Başkanımızın bir sepet içinde, açıkta satılan simitleri alıp Atapark’ta halka dağıtırken resmini gördüm. Çok çok üzüldüm. Ey koltuk, sen neler yaptırıyorsun makam sahiplerine. Bir doktorun hijyen kurallarına tamamen aykırı şekilde simit dağıtması. Tabipler Odasının gözünden kaçtı galiba. Gerçekte bir Belediye başkanı zabıta gücüyle; halk sağlığını tehdit eden tozdan, egzozdan, hapşırmaktan, tıksırmaktan etkilenecek bir sepet içinde açıkta satılan bu simitlerin kapalı bir temiz yerde satılması için ağırlık koyar.
Başkana sokağa çık halka in dendi ama o bir defa şaşırdı, toparlaması çok zor olacak gibi. Ancak bir şey oldu, artık Ortahisar Belediyesi ile kavga etmiyor. bir gelişme var. Ağabeyliğini ve aynı parti saflarında olduğu hatırladı sanırım veya hatırlattılar. Keza artık Ortahisar Ak Parti İlçe Başkanlığına da diş göstermiyor zaten başkan Temel Altunbaş da vakur (ağırbaşlı) duruşundan taviz vermiyor. Görevini en iyi şekilde ekibi ile yürütmenin gayreti içerisinde.
***

Bu arada Ak Parti Yerel Yönetimlerden sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Erol Kaya, 2 ay önce Trabzon’u ziyaretinde bizim Büyükşehir belediyesinin mega(!) projelerinden bazılarını gezerek takdirlerini iletmiş. En basit kuraldır. Bir projenin ödeneğini/ parasını veren projeyi çizer onu yaptırıyor demektir.(eğer kredi alarak veya yap işlet devret gibi sistemlerle proje üretmedi isen)… Koskoca makam sahibi Sn.Erol Kaya bunu bilmez mi? Şaka ile karışık mesaj verdi galiba. Kamulaştırmaları sağlamak, yapmak, sahiplenmek değildir.
Kanuni yolunun, Erdoğdu yolunun, Toki’nin kentsel dönüşüm veya konutlarının, Akyazı stadının hükümet yani Ak Parti proje ve yatırımları olduğunu bilmeyen var mı? Botanik parkı, Meydan parkı, Şehir müzesi ve ismini beğenmediğim Gülcemal dolgu alanı vesaire, küçük projelerle övünmek daha doğru değil mi. Sayın başkanım, bize tozlu raflarda 4 senedir beklettiğiniz şehir suyu ve kanalizasyon projesini neden yapmadığınızın cevabını verin. Büyütmeye devam mı?

BİR ANI ;
Sene 1938 10 Kasım. İstanbul Üniversitesi’nde saat 9.05 gece gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün hayata gözlerini kapattığı haberi duyulmuş.
Hukuk Fakültesinde bir Alman profesör varmış, karar verememiş derse girsin mi girmesin mi? Aklına rektör beye sormak gelmiş “Efendim tereddüt ediyorum acaba ne yapmalıyım?”
Rektör Alman profesöre, “Sizde böyle büyük bir adam ölünce ne yaparlarsa onu yapın” demiş.
Alman profesör kollarını ikiye yana sarkıtmış ve şöyle demiş; “Bizde hiç bu kadar büyük bir adam ölmedi ki”

HEP GÜLELİM BİRLİKTE GÜLELİM  

Trabzonspor kurucularından değerli insan, popüler, yardımsever, rahmetli Nihat Karanis ağabeyimizi 50 yaşındaki üzerindeki hemşehrilerimiz çok iyi tanır. Zaman zaman onun yaşanmış anılarını meşhur fıkralarını bu sütunlara taşıyacağım.
Onun ünlü bir kendi tanınmışlığını belirten bir deyişi vardır; “Nihat abi senin adresin nedir?” dediğimizde… “Nihat Karanis-Turkey” yaz. Mektup beni bulur.  
Bir akşam vakti hemen hemen 35 sene önce rahmetli Nihat abi her zamanki gibi pirzolalarını yaptırdı, mısır unu, tereyağı ve peynirini aldı. Ben ve Rahmetli Turgut Ceyla ağabeyimle Soğuksu’da Atatürk Köşkünün hemen dış duvarının yanındaki tek elektrik direğinin altında kamp kurduk.
Nihat abimizin en övündüğü şey bir gün yaptığı kuymaktaki peynirin çok çok uzamasıdır.
Izgarayı yaktık. O arada Nihat abi küçük tüp üzerinde kuymak pişiriyor. Tam etleri ızgaraya serecektir ki “Uşaklar, ekmek aldık mı?” dedi. “Yok Nihat abi” dememizle bizi kalayladı ve “Ben hemen Rüştü’nün fırınına inip alıp geleyim” der Dodge pikap tüp arabasına binip gitti.
Rahmetli Rüştü’nün fırınından başka bir yerden ekmek almaz ve yemezdi. Abi dur yav… Orası 6 km aşağıda, gelene kadar her şey soğur demeye kalmadı, baktı gitti.
Yarım saat sonra Nihat abi ekmeklerle geldi. Bir kahkaha atıyor ki Çamlık çınlıyor. Ne oldu Nihat abi, ne bu mutluluk diye sorduk… Anlattı…
“Ula Turgut, Necip bilseniz başıma geleni… İndim Rüştü’nün fırınına, Moloz’a. Dedim ver oradan iki pişkin ekmek Rüştü. Acelem var. Ekmekleri alıp hemen arabaya atladım. Tam pikabı çalıştırdım. Arkadan Rüştü bağırdı. Nihat abi, Nihat abi! Arabanın arkasından çok uzun bir ip geliy…
İndim arabadan, baktım. Tampona ip gibi bir şey takılmış, ucu görülmüyor. Yanına geldim, tutum oni. Bir de ne göreyim. O köşkte pişirdiğim kuymak meğer oradan takılmış arabanın tamponuna, peynir uzamış uzamış benimle beraber 6 km gelmiş Moloz’a Rüştü’nün fırınına kadar! Kopardım tabi onu orada, tenceredeki kurmak hepten bitmesin diye..!” deyince “Yav Nihat abi, Moloz’a inene kadar hiç mi viraja girmedin de kuymak kopmadı” diye sorunca, “Yav oğul oğul ben o peyniri Tonya’nın yaylasından getirttim. Misina gibidir” cevabını verdi.
İşte rahmetlinin uzayan kuymağı. Bunu Nihat abi bize ciddi ciddi yaşattı. Ama bugüne taşınacak bir gerçek var. Samimi söylüyorum eskiden anamızın pişirdiği kuymağı yerken boğulma tehlikesi yaşıyorduk. Ağzımızdaki kuymak ile midemizdeki kuymağının irtibatı yemek borusu da dahil hiç kesilmedi. O zamanki Trabzon peynirleri uzardı da uzardı. Alışmayan da boğulurdu!
Haftaya yine Nihat Karanis fıkrasında buluşmak üzere kalın sağlıcakla…

 

 

 

Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2007 Kuzey Ekspres | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.