• BIST 115.147
  • Altın 163,214
  • Dolar 3,8058
  • Euro 4,6547
  • Trabzon 8 °C

YALNIZ VE GÜZEL ÜLKEM!

Prof. Dr. Burhan Çuhadaroğlu

"...Yalnız ve güzel ülkeme..."  dediğinde meramının tam yerini bulmadığını hatırlıyorum. 2008'de Nuri Bilge Ceylan "Üç Maymun" filmi ile Cannes'da aldığı en iyi yönetmen ödül töreninde yapmış olduğu kısa konuşmasında bu etkileyici tanımlamayı yaptığı zaman bu ülke yine aynı güzellikteydi ama bugünkü kadar yalnız değildi. Ülkedeki dayanılmaz şekil değişikliği ve kurumsal çürüme içten içe devam ediyordu ama güzelim dağımız, taşımız, ağacımız, toprağımız bugünkü gibi yerli yerinde duruyordu ve yalnızlık hissetmeyecek kadar halimiz hatırımız soruluyordu.

Aradan geçen tam 9 yıldan sonra Nuri Bilge Ceylan'ın yapmış olduğu "yalnız ve güzel ülke" tanımına uygun duruma geldik. Türkiye, 2017 Mart ayının sonuna geldiğimiz şu günlerde, Kurtuluş savaşı da dâhil olmak üzere siyasi tarihinde hiç olmadığı kadar uluslararası zeminde yalnız kaldı... Birkaç tane sahtekâr Ortadoğu şeyhi dışında görüşeceğimiz kimse kalmadı. İran gibi kültür ortağımız olan bir ülke ile sürekli papaz olduk. Suriye, Yunanistan, Irak zaten stratejik düşman ilan edildi. Rusya ile yaşanan anormal süreci Rusya'nın zekâ küpü dışişleri bakanı Lavrov kendi ülkesi yararına çözdü. Adına bence "derin ormanda saklambaç" denilebilecek bir oyun başlattı ve Rusya bir daha asla Türkiye tarafından sobelenmeyecek bir yola girdi. Bunun ilk işaretlerini bugün sadece “domates” üzerinden görmekteyiz. ABD; daha Trump'ını hala bize göstermedi. Trump ile ilk yüzleşmeyi yaşadığımız gün neler olacağını düşünmek bile istemiyorum.

Avrupa ile olan ilişkilerin hangi birisini irdelesek, ele alsak insan şaşırıyor doğrusu. Ülkedeki bir referandum uğruna bırakın diplomatik ilişkilerimizi ve AB üyelik sürecini, oralarda yaşayan milyonlarca vatandaşımızın statüsünü bile tehlikeye attık. Düşünebiliyor musunuz, Avrupa'daki herhangi bir ülkedeki referandum oylamasından çıkacak olan sonuç, o ülkenin siyasi otoritesinin vatandaşlarımıza olan bakış açısını ve vatandaşlarımızın oradaki sosyal yaşamlarını doğrudan etkileyebilecektir.  Avrupa'da referandum için Evet'e destek arayışı, vatandaşlarımız için ciddi bir risk yaratmıştır. Bu koşullar altında gönlünden Evet geçen bir seçmenin, kendi konumu ve geleceği açısından Hayır oyu kullanması kaçınılmazdır. Avrupa'daki referandum sonuçlarının Hayır ağırlıklı olarak tecelli etmesi sürpriz sayılmamalıdır. İktidarın basiretsiz ve hesapsız Avrupa hamleleri, oralardaki Hayır oyunun yükselmesine neden olduğu gibi, esas vahim olanı Avrupa ile olan ilişkilerimizde ve oralardaki vatandaşlarımızın hukukunda da hasara yol açmış olmasıdır. Nitekim çifte vatandaşlık iptalleri için Avrupa’daki birçok ülkede şimdiden düğmeye basılmıştır. Bu tehdit altında yaşayacak olan vatandaşlarımız ile empati yapabilen herkes sonucu net olarak görecektir.   

***

Uluslararası zeminde geçerli olan kurallar ve paradigma "uluslararası ilişkiler" disiplini olarak bilinen akademik bir alanın konusu olup, Türkiye’de bu konudaki pratik Ak Parti iktidarına kadar hep Dışişleri Bakanlığınca yapılmıştır. Türkiye'nin bir dönem "monşerler" olarak da adlandırılan büyükelçileri ve Dışişleri Bakanlığı çalışanları için en önemli nitelik ve beceri, kullanılan "diplomasi dili" ile ölçülürdü. Bunun böyle olduğunu tahmin etmek hiç de zor değildir. Özellikle batılı diplomatların uluslararası ilişkiler üzerine kullanmakta oldukları dil ve retoriğe dikkat eden herkes bunu kolayca anlayabilir kuşkusuz. 

Örneğin bir başka ulus hakkında "sütü bozuk" tanımını asla kullanamazsınız. Bunun yerine "anneleri savaş yıllarında maalesef yeterli beslenememiş" gibi bir üslup tercih etmelisiniz. Ya da "nankör" tanımlaması yerine "vefalı olmanın derin bir erdem olduğunu hatırlatmak isteriz" gibi uygun bir dil kullanmanız gerekmektedir. Dışişleri Bakanlığımız mevcut iktidarın neden olduğu erozyondan önemli ölçüde etkilenerek, Cumhuriyet tarihinin verdiği bütün birikimini dağıtmıştır. Hatırlar mısınız, eskiden bir Dışişleri Bakanlığı sözcümüz vardı ve devletin resmi açıklamalarını hep o yapardı. Ama şimdi Ak Parti iktidarı ile birlikte bütün diplomasi teamülleri yerle yeksan edilerek, uluslararası zeminlerde söz söylemesi gereken diplomatların yerini bütün kurumlarda olduğu gibi üslup bilmeyen sokak ağızlı cahiller almıştır.  Bunları dile getirirken bile kendi ülkem adına utanç duyduğumu da itiraf etmeliyim.

***

İşin umut veren yanı, bu referandum sürecinde yaşananların toplum üzerinde önemli bir uyarıcı etki bırakmış olmasıdır. Her zaman düşündüğüm gibi, Türkiye’yi içerisine düştüğü bu kaostan kurtaracak olan yine halkın ta kendisi olacak gibi görünüyor. Toplum artık ekonomideki darboğaz, turizmin çökmesi, bozulan sosyal adalet, yargıdaki çürüme, eğitim gibi konularda çözüm üretemeyen ve artık toplumu ikna edebilecek hiçbir enstrümanı kalmayan Ak Parti için iyi şeyler düşünmüyor. Halk artık bu bedelin faturalanması döneminin geldiğine inanmaya başlamış gibi görünüyor.      

Bütün bu enkazın temizlenmesi ve aklımızı tekrar başımıza toplayarak zor da olsa ciddi bir devlet moduna geçebilmemiz için 16 Nisan referandumunun bir vesile olmasını dilemekten başka da çaremiz kalmadı artık.

  • Yorumlar 1
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    Tüm Hakları Saklıdır © 2007 Kuzey Ekspres | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.